Prof. Dr. Yasin AKTAY

Bağdat”ta güvenlik arayışı

Irak”ta Başbakan Nuri el-Maliki yönetmekte olduğu ülkenin etnik ve mezhebi ayrışmasını hızlandıran tavırlar içinde hareket ededursun, Bağdat hafta sonu bölgesel güvenlik sorunlarını konuşmak üzere çok önemli bir toplantıya ev sahipliği yaptı. Irak Stratejik Araştırmalar Grubu”nun düzenlediği toplantının ev sahipliğini eski Başbakan ve şimdi iktidarda bulunan koalisyonun lideri İbrahim Caferi yaptı. “Güvenli bir bölgesel çevreye doğru” başlığı altnda düzenlenen toplantının açılış konuşmasını yapan Caferi, güvenlik kavramını Kureyş sûresinde geçen ve Beyt”in sahibinin açlıkları gideren ve emniyeti sağlayan lütfunun bir tezahürü olarak aldı.

Bugünlerde Irak”ta güvenliği, huzuru, emniyeti Allah”ın lütfu veya iradesiyle irtibatlandıran, eksikliğini de toplumsal bir günahkarlığa yoranlar bir hayli fazla.

Gerçekten de işgalden beri emniyet açısından iki yakası bir araya gelemedi Irak”ın. Her an bir yerde bomba patlayabilme ihtimali insanların hayatlarında güvenlik tedbirlerinin aşırı derecede hayatın merkezine oturduğu bir düzen yaratmış. Durumun vahametini anlatmaya çalışanlar, fazla ölümlü intihar bombalamalarının daha fazla gündeme geldiğini, oysa işgal başladığından beri normal silahla yani teker teker öldürülenlerin sayısının bombalamalarla öldürülenlerden kat kat fazla olduğuna dikkat çekiyorlar.

Böyle bir hayatın neticede kanıksanabiliyor olması ve gündelik hayatın normaline dönüşebiliyor olması bile ayrıca insanoğlunun en kötü şartlara alışma kapasitesinin sınırlarına dair insanı ayrı bir düşünceye sevk ediyor doğrusu. Bu yanıyla da insan gerçek bir mucize, ama ülkeyi yönetenler için bu durumun sürdürülemez olduğu ve bilhassa kendi iktidarlarını tehdit ediyor olduğu açık.

Amerikan işgalinin açtığı pandora kutusu şimdi Irak”ta yüzlerce yıl beraber yaşamış insanlar arasına telafi edilmesi çok zor kırgınlıklar, derin çatlaklar oluşturmuş bulunuyor. Babil, Hammurabi, Abbasi medeniyet geçmişiyle her zaman dünyaya anlatacağı, övünebileceği çok zengin bir mirasın sahibi olan Irak”a bugün o zengin mirasın hiç bir fayda etmiyor olması acı bir gerçek olarak yaşanıyor.

O zengin miras bugün için bir fayda sağlamıyor ama yine de emniyetin sağlanacağı bir bölge arayışında o mirasa sıkça atıfta bulunuluyor. Caferi, 100 ve 30 yıl süren Avrupa”daki savaşlara atıfta bulunarak Irak”ta yaşanmakta olanların vahametine dair bir teselli üretmeye çalışsa da bahsettiği savaşlar tarihte kalmış, şimdi ise çözümü bizzat kendilerinden beklenen can yakıcı bir sorunla karşı karşıya olduğunun bilincinde.

Bölgede güvenliği tehdit eden bir unsur olarak İsrail çok açık bir gerçek. İsrail gerçek bir sorun. Kudüs”ü ve Filistin topraklarını işgal ederek bölgede yarattığı huzursuzluğun yol açtığı güvenlik sorunları tartışılmaz. Ancak bu sorunun on yıllardır yol açtığı daha önemli sorun bizzat kendisinden gelen tehditler değil, muhtemelen daha ziyade onu bahane ederek, İsrail karşıtlığı üzerinden halkları üzerinde diktatörlüklerini pekiştiren yöneticilerin uygulamaları olmuştur. Arap Baharı süreci bu diktatörlüklerin ikiyüzlülüklerine verilmiş bir tepkiydi ve bu yüzden işbaşına gelen yeni yöneticiler İsrail”i rahatsız ediyor.

Bölgesel güvenliğin Irak cephesinden görünüşü bir hayli ilginç tabi. Bu manzaradan İran, Türkiye, Mısır, Körfez ülkelerinin farklı yansımaları var. Bu manzaradan bir kaç fragman aktaralım:

Özellikle İran”ın nükleer programının bölgede kimin güvenliğini kime karşı sağlayacağı soruluyor ki, hiç kimsenin aklı yalın haliyle böyle bir silahın Arap veya İslam dünyasını İsrail”e karşı koruma işlevini yerine getirebileceğini almıyor. Silahlanarak güvenliğin daha fazla sağlanabileceği düşüncesi bu manzara içinde artk hiç de ikna edici gelmiyor, çünkü silahın devreye girdiği yerde kullanılması tehlikesi de bir ihtimal olmaktan bir gerçeğe dönüşüyor.

İsrail”in fiilen ve bir gerçek olarak sahip olduğu nükleer silahlara tek söz söylemeyip İran”ın nükleer programını sorgulamaya kalkışmak tam bir ikiyüzlülük, o ayrı. Ama bölgesel güvenlik için silahlanma yarışının da büyük tehdit olduğunu görmek lazım. ABD-israil ekseninin düşmanı olmakla kendini anlamlandıran İran”ın her hamlesinin arkasından Suudi Arabistan”ın ve diğer Körfez ülkelerinin koşup ABD”den silah alma yarışına girdikleri malum. İsrail ise tam da bu tehditlerle kendini acındrıp bir dolu Amerikan-Avrupa yardımlarını celp ediyor.

İran”ın sonuçta ABD”li silah tüccarlarının kasalarını doldurmaktan başka bir işe yaramayan bu tehdit konseptini gözden geçirmesinin zamanı gelmeyecek mi?

Irak”la Türkiye”nin ilişkileri bu aralar malum sebeplerden dolayı sorunlu. Ancak demokrasi kuralı iyi kötü işlemeye başlamış durumda ve bu kural işledikçe halkların uzaklaşmasi değil yakınlaşması mukadderdir.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: