Prof. Dr. Yasin AKTAY

BAE’nin dostluğu düşmanlığından daha tehlikeli

Bugünlerde BAE’nin Türkiye’ye karşı hasmane bir tutum içinde olduğunu bilmeyen yok. BAE her alanda Türkiye’nin karşısına çıkıyor ve Türkiye’nin önünü kesmeye çalışıyor. Bunu yaparken, meşru alanlarda olabilecek sınırlarda bir rekabetten bahsetmiyoruz. Her türlü ahlak-dışı, kural-dışı oyun, entrika ve hamleyi kapsayan bir düşmanca faaliyetten bahsediyoruz. Türkiye’nin genellikle en insani, pozitif siyasetlerini en yasadışı ve ahlaksız adımlarıyla baltalamaya çalışıyor.

Türkiye’nin Somali’de tam bir kaos ve istikrarsızlık sürekliliğinden, ciddi insani krizlerden nasıl bütün kurumlarıyla bir devlet inşa ettiğini herkes biliyor. Orada bu devlet inşa edilinceye kadar ne BAE’yi ve aslında başka herhangi bir ülkeyi göremezken Türkiye orada bir devlet inşa edip istikrarı iyi kötü hakim kıldıktan sonra orada BAE’in istikrarı hedefleyen çalışmalarını görmeye başladık. Bu uğurda Somali’nin terör örgütü el-Şebab ile işbirliği içinde bazı intihar eylemlerini finanse ettiği tespit edildi.

Aynı şey BAE’nin Suriye’deki faaliyetleri için söz konusu. Türkiye’nin kendi bölgesinde istikrarın sağlanması ve Suriye halkının hak ettiği güvenli hayatı temin etmesinden ve yerlerini yurtlarını terk etmek zorunda kalmış Suriyelilerin evlerine dönmelerine imkan sağlamaktan başka bir amacı yok. BAE’nin el altından desteklediği gruplarla Suriye’ye hakim olmak, orada kendi düzenini sağlamak gibi bir niyeti olmadı. Tam tersine orada kaosu süreklileştirmek ve böylece Türkiye etrafında bir kaos çemberi oluşturup muhasara etmek istedi.

Aynı tutum ve faaliyetler Libya’da ve tabii ki bizzat Türkiye’nin içinde desteklediği FETÖ, PKK ve sair darbe teşebbüsleriyle kendini gösterdi.

Peki bütün bu faaliyetleri BAE ne zaman yaptı veya ne zaman yapmaya başladı. Tam da Türkiye’nin bu ülkeyle aralarında bir sorun olmadığını düşündüğü, iki ülke ilişkilerinin gayet normal seyrinde olduğu zamanlarda yapıyordu. Yani yüzünüze gülerken hançeri arkadan saplayan tutumu, BAE’nin, daha doğrusu Zayed’in oğullarının genel üslubu.

Peki bu tutumu sadece Türkiye’ye karşı mı öyledir diye sorabilirsiniz. Doğrusu son zamanlarda İran ve Suudi Arabistan arasında oynadığı siyasete bakıldığında BAE’nin bu üslubunun Türkiye ile münhasır kalmıyor olduğunu söyleyebiliriz.

Geçtiğimiz günlerde BAE Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayed Al Nahyan, İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif ile bir video görüşmesi yaptı. BAE Devlet haber ajansı bu görüşmenin resmi açıklamasını “bölgedeki siyasi gelişmeleri ve Kovid-19 salgını krizini tartışmak” şeklinde duyurdu ancak bu konuda İran ile stratejik ittifak kararı alındığı yönünde açıklamalar da yapıldı.

İki ülke arasında herkesin gözü önünde açık bir düşmanlık söylemi var olduğu halde ve İran’ın BAE’nin üç adasını işgaliyle aralarındaki derin çekişmeye rağmen böyle bir stratejik ilişkinin arayışında olmaları biraz tuhaf.

Yanlış anlaşılmasın, esasen biz İslam ülkelerinin aralarında hiçbir ayırım yapılmaksızın hepsinin ilişkilerinin stratejik olarak çok iyi olması gerektiğini savunuyoruz. Yani İslam ülkeleri keşke aralarındaki bütün sorunları suhuletle çözerek kendi aralarında bir birlik ve istikrar oluşturabilseler ve İslam dünyasının müzmin geri kalmışlık sorunlarını, eğitim, açlık, işsizlik, iyi yönetim ve özgürlükler sorunlarını hep birlikte el ele vererek çözebilseler. O yüzden herhangi iki hasım İslam ülkesi arasındaki husumetin çözülmüş olmasına sadece seviniriz. Ancak bu iki İslam ülkesi başka İslam ülkeleri aleyhine, yeni entrikalar, şer ittifakları arayışında bu ilişkiyi kuruyorsa bundan bir hayır beklemek de mümkün değil.

Hatırlayalım. BAE ve SA’nın başını çektiği 4’lü ittifak’ın Katar’a karşı duyurduğu 13 maddelik talepler listesinin başında Katar’ın İran ile olan ticari ilişkileri geliyordu. Katar’ın İran ile olan ticari alışverişini ona yaptırımlar uygulamak için bir gerekçe olarak öne süren BAE’nin geçtiğimiz yıl içinde İran’la olan ticaret hacmi İran Gümrük Teşkilatı’nın verilerine göre 13,5 milyar dolar olarak gerçekleşmiş durumda. Umarız daha da gelişir, bizce hiçbir sakıncası yok. İslam ülkeleri arasındaki ticaret daha da artsın. Ancak Katar’ı bundan dolayı suçlamak niye?

Oysa yine BAE Katar’ı suçladığı ve yaptırım sebebi gördüğü bu ticari alışverişi Umman dışişleri bakanı İran mevkidaşı ile görüştüğünde de Umman’a saldırmanın bir gerekçesi olarak kullanmaya devam etti. BAE medyası ve Muhammed bin Zayed’in eski danışmanı ve önemli emirlerden biri olan Abdul Khaleq Abdullah Twitter’da ve bu toplantının bölge ülkeleri için hiçbir hayırlı sonucu olmayacağını söyledi.

BAE’nin ilişkilerindeki bu tutarsızlıklar esas kendi müttefiki olan SA’ya karşı nasıl bir sadakat anlayışı içinde olabileceğini ister istemez akla getiriyor. SA’ya karşı her yerde açık bir düşmanlık içinde olan İran’la bir stratejik ilişki arayışı içinde olan BAE’nin sonraki hedefi SA mı olacak?

Yemen’de İran’ın desteklediği Husiler İran’dan aldıkları güdümlü füzelerini Riyad’a doğru çevirmiş ve sürekli Riyad’ı hedef alıyorlar. Şimdiye kadar daha yakın olduğu halde bir BAE hedefine yöneltilmiş bir tek Husi füzesi olmadı.

İran’la stratejik işbirliği ve yakınlaşma aynı zamanda sürekli Suudi Arabistan hedeflerini vurmakta olan Husilerle de yakınlaşmayı kapsayacak mı? Bu durumda en yakın ve hayati müttefiki olan Suudi Arabistan’ı BAE’nin bu şer arayışlarından ve entrikalarından kim koruyacak?

Onu da geçtik, bu kadar tehlikeli sularda gezinen BAE’yi kendisine karşı kim koruyacak? Çünkü bu karakterin sonucu nihayetinde kendini imha etmesidir. Ama ondan önce dostlarını uyarması bizden.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: