Prof. Dr. Yasin AKTAY

AYM”ni günaha davet edenlerin hiç mi suçu yok?

Öncelikle şunu bilelim. Mevcut hal ve kompozisyonuyla AYMnin referandum paketi üzerinden beklenen yıkımı gerçekleştirmemiş olması sadece bir tesadüftür. Mahkeme çok daha kötüsünü de yapabilirdi ve bunu engelleyebilecek hiçbir yasal veya anayasal güvencemiz yok. Belki tek güvence AYM üyelerinin de sonuçta insan olması ve her insan gibi, ne kadar aksi olduğu iddia edilse de, onların da siyasal etkilere kapalı olmamalarıdır. Ancak bugün karşı karşıya olduğumuz bir gerçek var ki, AYM Anayasayı açık veya gizlice ihlal ettiğinde, ona karşı düşünülmüş bir tedbir yoktur. Bu durumun mahkeme üyeliğini çok ağır bir sorumluluk altında bıraktığı açıktır.

Bugün AYM”nın anayasada zinhar men edildiği Anayasa değişikliklerinin esastan mütalaasına girdiğinde, fazla tahribat yapmadan çıkmış olmasından teselli bulabiliyoruz. Ama AYM sorunumuz bütün vahametiyle devam ediyor.

Son kararında “değişilmesi teklif edilemezlik” açısından kendine icat ettiği müdahale alanında aslında Anayasa”nın kendi yetki alanını düzenleyen çok açık bir kuralını fiilen geçersiz hale getirmiş oluyor. Çünkü istendiği taktirde yorum marifetiyle bu kapsama sokulamayacak hiçbir anayasa değişikliği yoktur ve bu durumda aslında esastan değerlendirmesine girilemeyecek hiçbir anayasa değişikliği de yoktur.

Anayasa”nın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen ilk üç maddesi TC”nin Cumhuriyet niteliği ile “demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti” olma hükümleridir. İptal edilen cümleciklerde “hukuk devleti” ilkesine aykırılık gerekçesine dayanılmış ki, zaten “aykırılık” değerlendirmesi işin anahtar noktasıdır. HSYK veya AYM üyelerinin tamamının hukukçulardan olması veya aralarında bazı üst düzey bürokratların da olması bütün çağdaş hukuk sistemlerinde bir seçenektir ve bu seçeneklerden birine başvurulduğunda hukuk devleti ilkesi “değiştirilmiş olmaz”. Sonuçta hukuk devleti ilkesinin hangi yöntemlerle daha verimli ve başarılı bir biçimde gerçekleştirileceği her zaman siyasetçiye ait bir tartışma konusudur ve bu yönde alınmış bir kararın “aykırılık” değerlendirilmesiyle iptal edilmesi tam da bundan dolayı Anayasanın amir hükmüyle aslında “teklif dahi edilemeyecek derecede” men edilmiştir.

Anayasa”nın 4. maddesi o yüzden çok açıkça bu “ilk üç maddede geçen hükümler”in değiştirilemeyeceğini söylemiştir, yoksa bu hükümlerin hangi araçlarla daha iyi gerçekleştirileceği hususunu tamamen siyasete bırakmıştır. O yüzden Anayasa”ya aykırılık iddiası veya düşüncesiyle AYM”nin devreye girmemesi istenmiştir çünkü zaten her anayasa değişikliği, istenirse, mevcut anayasaya her zaman aykırı bulunabilir. Adı üstünde, mevcut anayasa üzerinde yapılan bir müdahaledir bu. Her müdahale de eski bütünlüğü kaçınılmaz olarak bozar zaten.

AYM”nin çok daha önceleri başörtüsü konusunda, 367 kararında, daha sonra 10 ve 42. Maddelerin iptali konusunda bu yetki sınırlarını aştığı çok açıktı. Bu son kararında paketin özünü anlamsız kılacak şekilde bir müdahalede bulunmamış olmasını Türkiye”nin artık onların bile gözardı edemediği gelişim çizgisinin üzerlerine yansıyan baskısına bağlamak mümkün. Doğrusu hangi nedenle olursa olsun bu sefer daha ileri gitmediyse de istediği takdirde çok daha ilerisine gidebileceğinin de bilinmesini istemiş olduğunu anlıyoruz.

Aslında AYM onaylamak zorunda kaldığı değişikliğin esasına girmek suretiyle geçmişte yapmış olduğu açık ihlallerin arkasında durduğunu göstermiş ve oldubittiye getirerek çizdiği yetki alanının bir norm olarak benimsenmesini istemiştir.

Diğer yandan bu aşamaya kadarki bütün eleştiriler hep AYM”ne veya üyelerine yöneltildiğinde bu yanlıştaki asıl büyük pay sahibi unutulmuş oluyor. Sonuçta AYM”nin ne kadar büyük bir anayasa ithali yapmış olduğunu herkes söylüyor da hiç kimse AYM”yi böyle büyük bir ihlale ayartan, onun bu yasak alana girmesini teşvik eden 111 imza sahibinin tutumunu sorgulamıyor.

Bu imza sahipleri güya siyasetçidir ve AYM”ni yol etmek suretiyle aslında inkâr ettikleri bizzat kendi varlıklarıdır. TBMM”ne ait bir yetkiyi sırf istedikleri sonucu vermiyor diye AYM”ni böylesi bir seçenekle karşı karşıya bırakmak daha büyük bir kabahat değil mi? AYM kendisine yapılan başvuruda hukuka değil oy sayısına göre bir karar veriyor ve hukuken değilse bile matematik olarak mümkün yolları denemekten çekinmiyor.

Peki AYM”nin anayasa değişikliklerinin esastan değerlendirmesine girmeyeceğini bilmek için AYM üyesi olmak mı gerekiyor? Bu konuda yasa metninde en ufak bir muğlâklık mı var?

Tabii ki yok.

Peki, hiçbir muğlâklık olmadığı halde bu milletvekilleri AYM”yi resmen günaha davet eder gibi böyle bir seçenek karşısında bırakmak revâ mıdır? Daha anayasa değişikliği ile ilgili hiçbir metin ortaya çıkmamışken bunu AYM”ne götüreceğini ilan edenlerin baştan itibaren niyetleri siyaset yapmak değil siyaseti taammüden boğmaya çalışmaktır.

Bu durumda soruyu basitleştirerek sormak lazım AYM”nin bu skandal kararlarının hepsinde asıl ayartıcı, azmettirici unsur olarak CHP”lilerin hiç mi suçu yok?

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: