Prof. Dr. Yasin AKTAY

Ayasofya vesilesiyle, Müslümanların Müslümanlara sözü

Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi 86 yıllık bir aradan sonra muhteşem bir cemaatle, güzel bir Cuma namazı ile tekrar ibadete açılmış oldu. Türkiye’nin, hatta dünyanın her yanından insanların büyük bir huşu ve heyecanla doldurdukları meydanlar tarihi bir güne tanıklık etti. 86 yıllık esaretten kurtulan Ayasofya değil ona kavuşmaktan menolunan bu cemaatin kendisiydi. O yüzden cemaatin büyük bir hasretle kucaklamak üzere koştuğu Ayasofya bütün vakarıyla, sakinliğiyle, şahitliğiyle gelenleri hasretle karşılıyor gibiydi.

86 yıl, kaç nesil eder?

İnsanlık tarihinde çok uzun bir süre değil gerçi, Ayasofya’nın yaşı için de çok kısa bir süre sayılır. Ama işte, son yüzyıldır bu milletin şahsında bütün bir İslam aleminin düçar olduğu, her bir günü bir asır gibi uzayan bir çilenin zamanı. Bu uzun çilenin bütün ağırlığı Ayasofya’nın o yaşlı ama güçlü gövdesine yüklenmiş gibi. Ama sabırla, dirençle bu yükü taşıdı Ayasofya. Onu tanımayanların, onun mabet vasfını hiçe sayarak, onu ölü, geçmişte kalmış bir nesne gibi gezen turistlerin lakaytlığına, saygısızlığına katlandı yıllarca. Belki her ziyaret eden için değil ama çoğu gezginler için Ayasofya ölü bir mabetti. İşlevine kilit vurulmuş, diri diri tarihe gömülmüş bir mabet. Oysa Ayasofya, içinde Allah’a ibadet edilsin diye, Allah’ın anılsın diye inşa edilmişti. Onun varlığının mükemmelliği, özgürlüğü zikreden cemaatiyle buluştuğunda gerçekleşebilirdi ve elbette diri diri gömüldüğü hiçbir tarihe sığacak değildi.

Ayasofya kararı vesilesiyle Türkiye’nin ve Müslümanların dünyaya söyleyeceği çok şey var ama söylenecek şeylerin bir kısmı öncelikle sözümona Müslüman dünyaya söylenecektir demiştik.

Ayasofya’nın ibadete açılmasına dünyada bütün Müslümanlar büyük bir heyecanla baktılar. Onlar bu adımın ne anlama geldiğini çok iyi biliyorlar çünkü. Ayasofya Allah’a ibadete açılıyorsa, Kudüs’ün, Mescid-i Aksa’nın özgürlüğünün yolu da açılıyor demektir. Dünyanın dört bir yanındaki Müslümanların fetret devrinden çıkış iradesinin ayak seslerini veriyor bu adım. Ayasofya’nın ibadete açılması, onun cami vasfının ihyası sadece Müslümanların değil, onlarla birlikte tüm mazlumların, mağdurların, ezilmişlerin, sömürülmüşlerin umut ateşini yeniden yakıyor.

Ayasofya bu haliyle sadece Müslüman olmayanlara değil, ilk başta bütün Müslümanlara üzerlerindeki ölü toprağını silkmeleri için, kıyama kalkmaları için bir ezanda bulunuyor.

Ne yazık ki, bugün Müslümanların dünyaya söylemeleri gereken sözlerden önce Müslümanlar gafil durumdalar. İslam’ın alemlere rahmet olarak yükselen davasına, çağrısına Müslümanların ne kulakları ne kalpleri yeterince açık değil. O yüzden Ayasofya dolayısıyla İslam’ın dünyaya söyleyeceği sözleri, önce Müslümanların, yani mesajı taşıyacak olanların idrak etmesi, benimsemesi ve yaşaması gerekiyor.

Oysa İslam dünyası bugün Ayasofya’nın ruhundan çok uzakta. Kul hakkını bütün hakların üstünde tutan İslam’a inat dünyada insan hakkı ihlallerinin en fazlası İslam ülkelerinde. “Komşusu açken tok yatan bizden değil” diyen bir Peygamber’in inceliğinden, hassasiyetinden, hiçbir nasipleri kalmamış. Bugün Allah’ın bolca vermiş olduğu doğal kaynaklarıyla dünyanın zenginliği üzerine oturan bazı İslam ülkelerinin yöneticilerinin ve zenginlerinin sofralarından artarak çöplere dökülen yemeklerle bir kıtanın açları doyurulabilir. Ama ne o israftan vazgeçiliyor ne de dünyanın açlarına dair en ufak bir duyarlılık sergileniyor.

Ayasofya’nın varlığında simgeselleşmiş din, inanç, fikir ve ifade özgürlüğü önde gelen İslam ülkeleri için hiçbir kıymet ifade etmiyor. Bugün İslam dünyasının önde gelen ülkelerinden Mısır, BAE ve Suudi Arabistan zindanlarında İslam alimleri, aydınları sorgusuz sualsiz keyfi biçimde zindanlarda tutuluyor. Yargısız infazlara kurban ediliyor veya göstermelik mahkemelerle hayatları karartılıyor. İnsan canının bir kuş kadar değeri yok.

Gücü yetenin başkalarının malına, ırzına ve yetkilerine el koyduğu, cahiliye döneminin yağmacı anlayışı hakim olmuş durumda. Bu yağmacı-çapulcu anlayışın günümüzdeki siyasi karşılığı darbeciliktir. Özgürlüklerinin, onurlarının ve ekmeklerinin peşinde bir bahar yaşamak üzere yola çıkan Arap halklarına karşı devreye sokulan darbeler bugün İslam dünyasının önemli bir kısmının yönetim vizyonunu oluşturuyor.

Bu vizyondan Ayasofya minarelerinden yankılanacak ezanın duyulması mümkün müdür?

Nitekim, Ayasofya Camii’nin ibadete açılmasını bütün İslam alemi kalbiyle, aklıyla, gönlüyle idrak etmekteyken Mısır Müftüsü Şevki Allam’dan tuhaf bir ses geldi: “Kiliseler olduğu gibi korunmalı ve camiye dönüştürülmemeli, aynı şekilde camiler de kiliseye dönüştürülmemeli. Mısır tarihinde böyle bir şey hiç olmadı. Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi kabul edilemez”.

Yakın dönemde binlerce canlı insanı cenazeye dönüştüren bir ülkenin kiliseleri camiye dönüştürme konusunda sergilediği duyarlılık göz yaşartıcı.

Aslında tam da İslam dünyasını darbe ve fitneleriyle tam bir kaosa dönüştürmüş olan kesimlerin tamamı bu konuda bu pişkin tavrı sergilediler. Tabii onlara Ayasofya’nın bugün kiliseden camiye değil, müzeden camiye tekrar çevrilmiş olduğunu veya Ayasofya’nın zaten 567 yıl önce Bizans Kralı’nın şahsi mülkü olarak Fatih tarafından ve harap olarak devralındığını ve Fatih tarafından onarılarak adeta yeniden inşa edildiğini falan anlatmanın hiçbir anlamı yok.

Onlara da, bütün İslam dünyasına da söyleyeceğimiz şey, Ayasofya’dan yükselen ezana kulak vermeleri, kendilerini ihya edecek olan sese kulak kapatmamalarıdır.

İmandan sonra, içinde Ayasofya’nın mesajını da bulacağınız Mekke’nin fethinden sonra tekrar cahiliyeye dönüp saplanmanın alemi yok.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: