Prof. Dr. Yasin AKTAY

Avrupa Parlamentosunun Türkiye Raporu

Beş yıllık görev süresi bitmek üzere olan Avrupa Parlamentosu son oturumunda Türkiye Raporu üzerine son tartışmalarını gerçekleştirerek raporu oy çokluğuyla onayladı.

Rapor Türkiye”de rapor dönemi içinde yapılmış olan reformları ve ilerlemeleri de kaydediyor ama son zamanlarda Türkiye gündeminde yer alan tartışmalarda bir tarafın algısını tek yanlı olarak benimsemiş görünüyor. Bir seçim sürecinde olan Türkiye”de 30 Mart tarihindeki seçimler son zamanlarda yaşanan bütün tartışmaların hedefinde olduğuna göre Avrupa Parlamentosu”nun bu seçimdeki tartışmalarda tek bir tarafın görüşlerini olduğu gibi yansıtıyor olması kaçınılmaz bir durum muydu?

Aslında görev süresi bitmeden önceki son oturumu değildi bu. İsterse bu oylamayı veya rapor üzerindeki son tartışmayı 30 Mart sonrası Nisan oturumlarına da bırakabilirdi. O takdirde rapor gerçekten Türkiye”deki tartışmalarla ilgili yanlış bir bilgilenme bile olsa en azından daha samimi olarak algılanabilirdi. Oysa AP bu gereksiz zamanlamasıyla ve bu rapor içeriğiyle 30 Mart seçimlerinde açıkça taraf olduğu izlenimini de vermiş oldu.

Daha önce de söylemiştik, ne yazık ki, Batı”da Türkiye ile ilgili olumsuz haberlerin veya değerlendirmelerin alıcısı çok daha fazla ve çok daha hazır. Bunun biraz oryantalist biraz da islamofobik nedenlerinin var olduğu her vesileyle tekrar doğrulanıyor. O yüzden Türkiye ile ilgili olumsuz bir haberin doğru olup olmadığına bakılmaksızın, irdelenmeksizin olduğu gibi kabul edilmesi daha yaygın bir durum. Bu durum paralel örgütlenmenin yatığı propagandanın en önemli avantajını da oluşturuyor.

Kendi ülkesini kötülerken çok kolay alıcı bulabiliyor. Oysa bir Cizvit yapılanmasından farksız aşırı gizlilikçi ve disiplinci yaklaşımıyla Gülen yapılanmasının Avrupa”da normal şartlar altında çok daha ürkütücü ve kabul edilemez bulunduğu muhakkak. Fakat Avrupa normlarında kabul edilemez bulunan bu yapılanmanın kendi adına sürdürdüğü yoğu lobi faaliyetleri ile yaydığı haberler çok kolay alıcı bulabiliyor.

O yüzden Türkiye”de devam etmekte olan davalarda yargı mensuplarının ve polislerin görevden alınmasını tam da paralelcilerin dilinden eleştiren rapor, herhangi bir Avrupa ülkesinde bu tarz bir yapılanma ihtimaline karşı nasıl bir tedbir almak durumunda kalabileceklerini akla bile getirmiyor. Bu kuşkusuz paralel yapılanmanın Avrupa ayağında ne kadar iyi çalıştığının iyi bir göstergesi olsa da, Avrupa Parlamentosu üyelerine genel olarak hakim olan oryantalist-islamofobik etkilerin bu başarının en büyük hazırlayıcısı olduğunu kaydetmek gerekiyor.

Ozan Ceyhun muhtemelen bir daha seçilmeyecek olan bu Parlamento mensuplarının bu tarz motivasyonlarını şu sözlerle ifade ediyor:

”Bu vekiller de eğer bir daha aday olmuyorlarsa torunlarına anlatacak yeni bir ”Avrupa”yı Türkiye”den koruyan Haçlı şövalyeler gibi vekil” olduklarını anlatacak yeni bir öyküleri olacak. Eğer tekrardan seçilmek üzere aday oluyorlarsa genelde en fazla yirmi ya da otuz kişinin katıldığı seçim toplantılarında ”Türkiye karşıtı” olarak nasıl ”canla, başla” çalıştıklarının yeni bir kanıtını ”sıcağı, sıcağına” sunabildikleri için çok mutlu olacaklar.”

Ne yazık ki AP”nda bu tarz etkiler altında vekiller çok ve bunların onayladığı raporda Türkiye”nin AB”ye üyelik iradesine sahip olup olmadığı sorgulanıyor. Oysa Türkiye hakkında bu bakış açısı devam ettikçe Türkiye”de bu irade sonuna kadar olsa ne yazar? Neticede Türkiye aleyhtarlığında gerektiğinde Fethullahçılarla da söylem birliği yapmaktan kaçınmayan bir AB iradesizliği sözkonusu.

Bu arada AP”nda raporun bu şekilde çıkması konusundaki elverişli zemini Gülen grubunun çok iyi değerlendirmiş olduğunu da tekrar kaydedelim. Yıllardır İslam”a ve Türkiye”ye hizmet gerekçesiyle halktan toplanmış himmet paralarıyla oluşturulmuş olan bütün müktesebatın Avrupa çevrelerinde Türkiye aleyhine kamuoyu oluşturma ve lobi faaliyetlerinde nasıl seferber edilmiş olduğunu ve bir bakıma netice de alınmış olduğunu da gösterdiler. Böyle bir itirafçı yola girip netice almış olmak tabii ki marifet değil. İtirafçılar her zaman ve her yerde kısa süreliğine de olsa itibar görür, ama hiç bir zaman kendilerine güvenilmez, sahici bir itibar görmezler.

***

Halktan zekat olarak topladıkları paralarla yaptıkları bu tür faaliyetlere dair ise noktayı Diyanet İşleri Başkanı Prof. Mehmet Görmez koydu: ”Fakir fukaranın hakkı olan zekat sadece fakire verilir. Fakirlerin hakkıyla bir takım kelime oyunlarıyla elde edilmiş fetvalarla cami bile yapılmaz, okul veya yurt açılmaz, hele ”hizmet” adı altında namütenahi soyut bir amaca feda edilmez bu hak.”

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: