Prof. Dr. Yasin AKTAY

Avrupa Birliği”nin içine bir kurt düşmüş

Viyana. AB”ye girme sürecinde mesafe kat edildikçe, AB ülkelerinin Türkiye”nin önüne çıkardığı sorunları galiba çok hafife alıyoruz. Bir iki siyasetçinin kaprisli inatçılığı veya kişisel kararlarının, oyalama taktiklerinin belirleyici olduğunu zannediyoruz. Bu bir-iki siyasetçi ikna edildiğinde yolumuzun üstünde, yürümemizi engelleyen veya yavaşlatan molozların temizlenmiş olacağını düşünüyoruz. AB üyeliğini daha ziyade devletlerarasında yürüyen bir alış-veriş olarak gördüğümüzden, çıkan bütün sorunları da devlet adamları düzeyinde diplomatik ikna çabalarıyla halletmeye yöneliyoruz.

Oysa süreç ilerledikçe, Avrupa”nın toplumsal dinamiklerinin yavaş yavaş halklarla ilgili olan asıl sorunları karşımıza çıkaracağını hesaplamamız gerekiyor. AB sadece devletlerin birbiriyle kaynaşmasını içermiyor, aynı zamanda halkların da birbirleriyle bir arada yaşaması programını içeriyor. Sonuçta AB ile Türkiye”nin bürokratik, ekonomik ve siyasi yapısı birbirine uydurulsa bile, bunun halkların birbiriyle aynı uyumu göstereceğini garanti etmediğini unutmamak gerekiyor.

Nitekim süreçte ilerleme kaydedildikçe paralel olarak Avrupa halklarında gittikçe bir AB karşıtı tutumun da gelişmekte olduğu kaydediliyor. Bunun tek nedeni tabii ki Türkiye değildir, daha birçok nedeni var olsa da, en azından bir iki tanesinin altını çizmemiz gerekiyor.

Birincisi, Avrupa ülkelerinin her birinde milliyetçilik hâlâ en geçerli eğilimlerdendir. Halkların her biri diğerini o kadar da kolay benimseyemiyor. Bazı durumlarda Avrupa kimliği birleştirici olabiliyor, ama süreç bu halkları birbirlerine yaklaştırdığında, birbirlerini o kadar da sevmediklerini hatırlıyorlar. Fransa ile Almanya arasında veya İngiltere ile diğerleri arasındaki ilişkiler bu açıdan tipiktir. Her ülke kendini diğerlerinden üstün görüyor ve yakınlaşma her birinin sahip olduğu üstünlük duygusunu yaşamasına karşı garip bir tehdit hissettiriyor. Bu durum AB”ye karşı önemli bir psikolojik direnç noktasını oluşturuyor.

İkincisi, AB sürecinin kendisi birçok AB ülkesi halkı tarafından çok olumlu bir süreç olarak algılanmıyor. Ekonomi bozuluyor, süreç paralelinde (aslında küreselliğin bir sonucu olarak) fabrikalar kapanıp daha ucuz işgücünün sağlandığı Avrupa dışına taşınıyor, birçok insan işsiz kalıyor, hayat pahalılığı artıyor vs. AB karşıtlığı giderek tek tek bütün AB ülkelerinde siyasetçilerin gözardı edemediği güçlü bir söylem halini alıyor. AB lehine siyasetlerde başı çekenler giderek daha fazla siyasi bedel ödeme riskini üstlenmiş oluyorlar. Siyasetçiler için AB lehinde siyasetler gütmek bizzat kendi ülkelerinde cazip bir şey olmaktan çıkıyor.

Bu anlamda, birçok Avrupa ülkesinde Türkiye üyeliği aleyhine gözlenen tutumların asıl hedefi Türkiye değil, bizzat AB”nin kendisi olabiliyor. En iyi ihtimalle bu iki tutum birbiriyle örtüşüyor ve AB”ye asıl direnç bizzat Avrupa”nın içinden çıkıyor. Daha önce Avrupa Anayasasını referandumda reddetmiş olan Fransa”da yaklaşan seçimlerle birlikte Meclisin geçirdiği Ermeni soykırımının inkârını suç sayan tasarı bir de bu bağlamda değerlendirilmelidir. Her ne kadar Chirac Başbakan Erdoğan”ı arayarak bu yasanın onanmasına karşı çıkacağı sözünü verdiyse de, bu yasanın oylanmasından sadece bir hafta önce Ermenistan”daki soykırımı anıtını ziyaret ederken söylediği sözler orta yerde durmaktadır.

Ermeni meselesinde yine AB Anayasası”nı reddetmiş olan ve yine seçimlere hazırlanmakta olan Hollanda”da da aynı tutumun farklı şekillerde (Türk kökenli milletvekillerinin Ermeni soykırımını itirafa zorlanması gibi yollarla) sergilenmesi bir tesadüf değildir.

Üçüncüsü, Türkiye”nin Avrupalı bir ülke olma ihtimali giderek Avrupa içinde Türklerle ilgili kâbus gibi tarihsel, kültürel hafızaları depreştirmekte ve halk arasında AB”nin anlamı tuhaf bir biçimde, giderek “Türklerin geri dönüşü” ile özdeşleşebiliyor. Kuşkusuz bu durumu daha da pekiştiren, 11 Eylül sonrası kışkırtılan ve islamophobia”ya vardırılan korkular da sözkonusudur.

Görüyorsunuz, AB”nin içine öyle bir kurt düşmüş ki, projenin içini yiyip bitiriyor. Hiç de sevindirici bir gelişme değil bu tabiî, ama AB”nin asıl Avrupa halklarıyla işinin çok zor olduğunu bilmek gerekiyor.

AB”nin işi zor da, Avrupa”daki Türklerin işi nasıl kolay olabilir? Avrupa”nın değişik ülkelerinde yaşayan Türlerin her birinin durumu bir miktar farlılık gösterebilir tabi. Bu soruyu geçtiğimiz Ramazan Bayramı”nda bulunduğumuz Viyana”dan sorabiliriz. Viyana”da bir bayram namazı nasıl kılınır? Ona da Pazartesi günü bakalım.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: