Prof. Dr. Yasin AKTAY

“Ateş Krallıkları” kimin külahına ne anlatacak?

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) merkezli ve Suudi Arabistan’ın sahibi olduğu MBC TV’de yayımlanmaya başlanan “Ateş Krallıkları” isimli televizyon dizisi Türk dizilerinin Arap dünyasında (aslında giderek bütün dünyada) efsane haline gelmiş etkisini kırmaya dönük bir hamle olarak değerlendiriliyor. Bu değerlendirmeye yol açan beyanlar, bizzat dizinin yapımcısının “Osmanlı yönetiminin arkasındaki vahşet dolu tarihi ifşa edeceğini” bu vesileyle ifade etmiş olması. Zaten dizi de doğrudan doğruya Osmanlı’yı, Osmanlı nezdinde de aslında bugünün Türkiye’sini açıktan hedef alıyor.

Arap resmi medyasında Türkiye’ye karşı bu kadar aleni ve bu ölçekte bir saldırı sanırım ilk defa vuku buluyor.

Geçmişten bu yana özellikle I. Dünya Savaşı sonrası kurulmaya çalışılan ulus devletler döneminde Türklerde “bizi arkadan vurmuş Arap”, Araplarda ise “bizi asırlarca sömürmüş Osmanlı” imajının nasıl bir emperyalist şeytan vesvesesi olarak halkları birbirinden uzaklaştırmaya, nefret ettirmeye çalışan bir söylem olduğunu anlatmaya çalıştık durduk. Doğrusu, çok şükür, geldiğimiz noktada şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Bütün resmi söylemlere rağmen artık ne Araplarda Osmanlı kendilerini sömürmüş bir ülke olarak algılanıyor ne de kendini bilmez, tarihini ve kültürün bilmezlerin dışında Türklerin genelinde Araplar bizi arkadan vurmuş hainler olarak görülüyor.

Dahası, bu iki taraflı propagandanın nasıl bir işgalci, kolonyalist amaca hizmet ettiği yönünde yüksek ve yaygın bir bilinç oluşmuş durumda. Elbette Araplar arasından Osmanlı’yı arkadan vurmuş hainler de çıkmıştır, ama o kadar hain, hatta daha fazlası Türkler arasından da Osmanlı’ya mensup diğer bütün milletlerden de çıkmıştır.

Bilakis hem Araplardan hem de diğer bütün Osmanlı akvamından Hilafete ölesiye sadık, Çanakkale’de de Trablusgarb’da da, Hicaz bölgesinde de diğer bütün cephelerde de insanlar Türklerin yanı sıra beraber savaşmış ve beraber şehit olmuştur. Bu savaşın sonunda Araplarla Türkleri birbirinden koparmak içinse apayrı kampanyalar her iki kavim arasında bu nefreti ekmeye çalışılmıştır. O yüzden Arap düşmanlığı Türk düşmanlığının kardeşidir. Her iki düşmanlığı aradan kaldırdığımızda ikisinin arasında sadece kardeşlik ortaya çıkar.

Son yıllarda Arap dünyasında Türk dizilerinin bu kadar rağbet görmesi, bu kadar geniş bir etki alanına kavuşması, Arapların Türk kardeşleriyle kucaklaşmaya ne kadar hasret olduklarını gösteriyor aslında. Özellikle Diriliş Osmanlı, Payitaht Abdülhamit, Kutu’l Amare ve hatta diğer popüler dram dizilere olan rağbet bile bu hasretliğin ifadesidir. Bu dizilerin hiçbir yerinde aslında Araplarla Türkler arasındaki herhangi bir ihtilaflı konuya girilmiyor. Sözkonusu propagandalara cevap telaşı bile yok. Bu diziler bugünkü Arap rejimlerini hiçbir şekilde hedef almıyor. Onlara düşmanlık etmek, onlara karşı halkı kışkırtmak gibi bir niyeti veya boyutu hiç yok. Buna rağmen MBC’den bu dizilerin etkisini kırmaya dönük ilk büyük projenin doğrudan Osmanlıyı hedef almış olması çok manidar.

Daha önce MBC’nin sadece popüler kültür metaı olarak görüp satın aldığı ve yayınladığı Türk dizilerinin Osmanlı tarihine bir sempati oluşturması üzerine bu dizileri, mevcut ticari anlaşmalara rağmen, yayından kaldırması zaten olayın nasıl görülmeye başlandığını açığa vuruyordu. Bu bakış açısı marazi, hastalıklı, epeyce de suçluluk barındıran bir bakış açısıdır. Bizim Arap kardeşlerimizle yeni bir sayfa açıp kucaklaşmak için unutmaya çalıştığımız tarihi bu hastalıklı bakışın hiç unutmadığı anlaşılıyor. Unutmadıkları gibi, histerik bir biçimde bu tarihin üstüne üstüne gidip kendi tarihsel cürümlerini haklı göstermeye çalışıyorlar. İyi de bu tarihi hatırladıkça ve hatırlattıkça kendi halkları nezdindeki meşruiyetlerinin daha fazla aşınması kaçınılmaz olacaktır.

“Diriliş Ertuğrul” veya “Kuruluş Osmanlı” Araplara ne söyler mesela? Buna mukabil “Ateş Krallığı”kendi halklarına ne söyler?

Hemen ifade edelim ki, birincisi Arap’ıyla, Türk’üyle, Kürt’üyle, Boşnak’ıyla, İranlısıyla koca bir milletin nasıl dirildiğini ve azmettiğinde birlikte nasıl bir büyük medeniyet kurabildiklerini anlatıyor. Orada Müslüman halklardan herhangi birine karşı bir düşmanlık yok. Tam aksine birlik olmak, beraber olmak, diri olmak ve İslam’ın güzelliklerini bütün insanlara yaymanın mücadelesi anlatılıyor. Bu hikaye Arap halklarına da bütün mazlum halklara da umut ve heyecan aşılıyor.

Oysa Osmanlıya karşı, yani aslında Müslümanların birliğine, dirliğine karşı çaresizce ve vahşice direnmiş olmaktan başka hiçbir vasfı olmayan Memlüklü hükümdarı Tomanbay’dan günümüz insanına nasıl bir kahraman profili çıkarılacak ve bununla kime ne mesaj verilmiş olacak? Diyelim ki üç beş satırlık bir mesaj çıkarıldı, bu mesajı Arap halkları veya başka halklar nasıl algılayacak?

Bu mesajlara bakıp insanlar Diriliş Ertuğrul veya Osmanlı ile verilen mesajları mı silecek? Onların etkisini mi kırmış olacak? Ne kadar zavallı bir çırpınış!

Hele bir de bu dizinin yapımcısı ve yönetmeni bir İngiliz senaristi ve baş aktörü de kendi halkını gözünü kırpmadan katleden diktatör Sisi’nin adamı bir Mısırlı aktrist değil mi?

Kimin külahına ne anlatacaklar acaba?

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: