Prof. Dr. Yasin AKTAY

Atatürk Kemalist miydi?

Kemalizmi ülkeyi “geri götürdüğü için” eleştiren tezi dolayısıyla Prof. Dr. Atilla Yayla”ya reva görülen linç kampanyası bu tezini doğrulamak için başka hiç bir delil aramaya gerek bırakmıyor.

Acemi bir muhabirinin getirdiği bir haberi apaçık ahlaksız bir üslupla manşete taşıyan bir gazete haberine kendi otuz yıllık profesöründen daha fazla güvenerek hemen onu harcayan üniversite bunu Kemalizm adına yapıyorsa, Atilla Yayla az bile söylemiştir.

Eğer Kemalizm”in biraz olsun Atatürk”ün sözleriyle, yaptıklarıyla bir alakası var olacaksa, Türkiye”nin aydınlık yarınlara götürülmesinde en fazla iş bilim adamlarına düşecektir. Kemalizm diye bir siyasi doktrin varsa bile, bunun siyasi performansı ve çağa uygunluğu hakkında en geçerli sözleri bilim adamlarından başka kim söyleyecektir?

Hele konu siyaset olunca, konu siyasal sistemin ideoloji ve pratiğinin uyumu konusunda Türkiye”nin yararı olunca, bu konuda en seviyeli katkıyı yapacak -tabii ki diğer bilim adamlarının katılması zorunlu olmayan özel fikirleri çerçevesinde yapacak- birkaç kişiden biridir Atilla Yayla. Bu tartışmayı bilim adamlarının zengin birikimleri değil de çaylak gazete muhabirlerinin tahriklerinin yürütmesine göz yumuluyorsa, ortada her şeyden önce Atatürk”e ağır bir ihanet sözkonusudur.

Kemalist bir “doktrin” üretip bunu ülkeye dayatmaya çalışan Kadro hareketinin çabalarını ülkeyi “dondurup bırakacağı” gerekçesiyle durduran bizzat Atatürk değil miydi? Bu hareketin en önemli temsilcilerinden Yakup Kadri Karaosmanoğlu anlatıyor: “Bir gün (Atatürk) CHP”nin ilkelerini gözden geçiriyordu. O sırada ukalalık edip demiştim ki: ”Paşam, bu her bakımdan bir İnkılap Partisi”dir. İnkılap Partisi ise bir ideolojiye, bir doktrine dayanmaksızın yürüyemez.” Yüzüme bir masumun yüzüne bakar gibi bakmış ve gülümseyerek, ”O zaman donar kalırız” demişti (Atatürk, İletişim Yayınları s. 149-150).

Esasen “Ben manevi miras olarak kalıplaşmış hiçbir düstur bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır. Zaman süratle ilerliyor. Böyle bir dünyada asla değişmeyecek hükümler getirdiğini ileri sürmek, aklın ve bilimin gelişmesini inkâr etmek olur” diyen bir Atatürk her şeyden önce Kemalist olamazdı. Çünkü Kemalizm tam da böylesi bir dünyada “asla değişmeyecek hükümler” getirmeye çalışan bir harekettir. Üstelik Kemalizmi Atatürk”ün ölümünden sonra geliştirmeye çalışanların çoğunun yaşarken Atatürk”le ciddi anlaşmazlıkları vardır..

Ayrıca bu hükümleri getirmeye çalışanların Türkiye”ye o zamanlar bile son derece dar ve uygunsuz olmayan bir elbise biçmiş oldukları ortadadır. Her yerinden patlak verip dökülen bu elbiseyi günümüz dünyasında hâlâ çok yakışık bir elbise gibi sunmaya çalışmak ancak ideolojik bir gözü kapalılıkla açıklanabilir.

Bir ideolojinin bırakınız dondurup bırakmasını, tehlikeli bir biçimde ele ayağa dolanmış olmasının en açık göstergesi o ideolojinin sıradan insanların dilinde bir dışlama ve nefret, yargı ve infaz aracı haline gelmiş olmasıdır. Bu durumda akl-ı selim sahipleri devreden çıkar, bütün ideoloji veya bütün inanç adına ham softa bağnazlar konuşur. Ülke bağnaz bir cehaletin peşine takılır gider. O noktadan sonra akıl akılla yarışmaz, akıl akıldan üstün olmaz. Kontrolden çıkmış bağnazlıklar diğerleriyle yarışır. “Uygarlığın çağdaş seviyesini” tespit etmek ve bunu yakalamak için gerekli çabaları göstermesi beklenen bilim ve kanaat önderleri kör ve sağır bir fanatizmin karşısında kendilerini nafile bir biçimde savunmakla meşgul edilir. Aşağılanan, akıl ve bilgiden, erdem ve şahsiyetten başkası değildir.

Söyleyen çok oldu, o yüzden söylenenlere katılarak ben de söylemiş olayım, Prof. Yayla”yı davet edip de sonra tanımazdan gelen İzmir”deki AKP yetkilileri ortaya çıkan skandaldan birinci derecede sorumludur.

Siyasetin gerektirdiği asgari cesarete ve etiğe sahip değilse kimse ortalıkta siyasetçi diye dolaşmasın. Bu cesaret ve etikten yoksun olanların insanlara vereceği hiçbir şey yoktur.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: