Prof. Dr. Yasin AKTAY

Aslında ne oldu?

Aslında Rojin”in olayı mahkemeye taşıyacağını öğrendiğimiz için Erol Göka ile aldığımız bir karar gereği şahidi “yazıldığımız” olay hakkında konuşmayacaktık. Öyle ya, salonda bulunan yaklaşık 20-25 kişi arasında Taraf gazetesi sadece ikimizin adını anarak, orada bulunduğumuzu söylediğine göre, muhtemel bir mahkemeye de belli ki bizi “şahit” yazmış oluyordu. Ama hem TRT genel Müdürü ifadelerini “maksadını aşan söz” olarak kamuoyu önünde ikrar etti ve özür diledi hem de Başbakan Erdoğan eşi Emine Hanım ve TRT”den sorumlu Başbakan yardımcısı Bülent Arınç Rojin”i arayıp bundan dolayı üzüntülerini ifade ettiklerine göre sanırım yargısal anlamda şahitlik bir tarafı kalmadı işin. Oysa olayın başından itibaren bu hale gelmiş olmasına baştan sona tanıklık etmiş olmaktan dolayı birkaç açıklama borcumuz orta yerde duruyor.

Birincisi, olaya şahit yazılmamızla ilgili. O kadar kişi arasında sadece ikimizin isminin anılması bizim şahitliğimize duyulan bir güvenin ifadesiyse ne ala, bu güvene layık olmaya çalışmak lazım. Lakin olanı olduğu gibi anlattıktan sonra bende oluşan bazı kanaatleri de ifade edeceğim.

Birincisi, Taraf gazetesinin haberinde yazıldığı gibi “basına kapalı olarak”, samimi bir ortamda gerçekleşen bir sohbet havasında, İbrahim Şahin epey uzun süren konuşmasının ardından katılanların sorularını cevaplıyordu. Orhan Miroğlu”nun önce TRT Arapça, sonra da TRT Şeş”le ilgili uzun ve yorumlu-değerlendirmeli, hatta TRT icraatlarına yönelik iltifatkâr sayılabilecek sorularına yine uzun uzun cevap veriyordu. TRT Şeş”le ilgili yaşadığı sorunlardan bahsederken konuşmanın bir yerinde haberde geçtiği gibi etrafına bakındı ve o ifadeleri kullanıp konuşmasına devam etti. Cevabın sonunda Miroğlu, Şahin”in bu uzun açıklamaları için teşekkür etti ama “keşke bu ifadeyi bir bayan sanatçı için kullanmasaydınız” diyerek eleştirisini ifade etti.

Bunun üzerine tekrar söz alan Şahin kendince bu ifadesini haklılaştırmak üzere Rojin”le yaşadığı sorunlar üzerine bir kaç şey daha söyledi. Miroğlu tabii ki ikna olmadı “yine de bu, sözünüzü haklılaştırmaz, yanlış oldu” diye nazik bir üslupla karşılık verirken, Allah biliyor ki, başta biz olmak üzere salonda bulunan herkesin onayını ve takdirini almış oluyordu. O sözün tabii ki onaylanacak bir tarafı olamazdı. Ama salonda bulunan tanımadığım bir kişi bu noktada “kendi adına konuş” diye anlamsız bir tepki gösterince Miroğlu o şahsa “tabii ki kendi adıma konuşacam, başka türlüsü olabilir mi?” mealinde kızarak bir şeyler söyledi ve yavaşça kalkıp salonu terketti. Salondan ayrılışı ile moderatörün oturumu bitirişi ise neredeyse bir oldu.

Biraz mahkeme ifadesi gibi oldu, ama şahitliğin formatı bunu gerektiriyor galiba.

Gelelim, olayın haberleşmesine. Önce haber metniyle ilgili. Taraf gazetesinde yansıtılan haber metninin ifademizle bağdaşmayan bir ayrıntısı, Miroğlu”nun Şahin”in sözlerine tepki göstererek salonu terk etmiş olması. Oysa Şahin ile Miroğlu arasında karşılıklı bir konuşma şeklinde cereyan ediyordu olay ve Miroğlu makul ölçülerde eleştirilerini ifade ediyordu, ta ki, salondakilerden birinin hiç bir münasebeti yokken “kendi adına konuş” sözüne kadar. Küçük bir ayrıntı bu, ama madem “özel bir toplantı” kamuya mal olmuş, bunun da bilinmesinde fayda var.

İkincisi ise olayın bizatihi haber haline gelmesinin etik bağlamıyla ilgili. “Basına kapalı olduğu bilinen” (“bilinen” diyorum ya, bu benim bilgimle ilgili. Doğrusu ben toplantıya tam bir saat geç katıldığım için böyle bir açıklama duymadım, ama Taraf Gazetesi”nin haberinde öyle diyor) bir ortamda konuşulanların haber haline getirilmesi konusunda bir ölçü vardır herhalde. Tamam misafirlerin çoğu gazeteci, akademisyen, konuşan kişi de bir kamu kuruluşunun başındaki kişi, ama sonuçta orada bulunmayan biri hakkında asla onaylanamayacak bir söz söylenmiş, soruyu soran da birinci dereceden muhatap olarak bu üsluba itiraz etmiş, eleştirmiş, bu üslubun yakışmadığını söylemişken bu “kem sözün” milyonlara ulaştırılması çok mu doğru oldu?

Salonda kaldığında, 20-25 kişinin duyduğu, yerinde eleştirilmiş, cevabı verilmiş, belki “kendi adına konuş” diyenin dışında ortamdaki kimsenin onaylamadığı bir söz haberleştirilerek milyonlara duyurulmuş oldu. Böylece o talihsiz kelime ile Rojin”in ismi milyonlarca insanın kulağına bir arada zikredilmiş oldu.

Olay basına aksettiği andan itibaren olay hakkındaki değerlendirme de olması gerektiği gibi olmuştur tabi. Başbakan ve Arınç yapmaları gerekeni yapmış ve üzüntülerini ifade etmiş, geçmiş olsun dileklerini iletmişler. Biz de böyle bir olaya tanık olmuş olmanın üzüntüsüyle geçmiş olsun diyoruz. Miroğlu”nun Şahin”e söylediği gibi “keşke o söz söylenmemiş”, ama söylenmişken keşke taşınmamış ve Rojin de bunu duymamış olsaydı.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: