Prof. Dr. Yasin AKTAY

Asker sayısını artırmak TSK”yı güçlendirir mi?

Askerlik süresi konusunda Genelkurmayca yürütülen yeni konsept çalışmasından şu ana kadar yansıyanlar, üniversite mezunlarına yönelik kısa dönem askerlik uygulamasına son verileceğini gösteriyor. Bu durum TSK”nın daha fazla er ihtiyacı içinde olduğunun da bir ifadesidir. Bu ihtiyaç üniversite tahsili olmayanlardan karşılanamayacak kadar artmış durumda.

Bunun sosyolojik olarak anlaşılabilir veya açıklanabilir sebeplerinden birisi, Türk toplumunun eğitim konusunda yaşamakta olduğu gelişmeye bağlanabilir. Türkiye”de üniversite okuyanların sayısında son yıllarda kaydedilen artış ayın zamanda kısa dönem askerlik yapanların sayısında da bir artışa yol açıyor. Doğal olarak bu durum uzun dönem askerlik yapanların sayısını azalttığından, toplam asker sayısında da bir azalmaya yol açıyor. Türkiye”nin üniversiteleşme oranı her geçen gün arttığından dolayı bu gidişatın asker sayısı aleyhine her geçen gün daha da gelişeceğini de bekleyebiliriz.

TSK”nın bu değerlendirmeyle askerlik hizmetinde üniversite mezunlarına tanıdığı ayrıcalığı kaldırmaya yönelmesi ilk bakışta basit bir zorunluluk gibi.

Ancak sorun yıllardır tartışılmakta olan asker sayısı ile ilişkilendirildiğinde TSK”nın bu değerlendirme düzeyinde kalmasını anlamak gerçekten zor. Türkiye”de asker sayısının, karşılaşılan somut birçok sorun karşısında hiçbir faydasının olmadığı yeterince görülmüştür çünkü. Ne terörle mücadele konusunda ne de ulusal veya uluslar arası güvenlik konusunda sayısal büyüklüğün caydırıcı bir unsur oluşturmadığı aksine kurumun bürokratik hacmini hantallaştıracak kadar büyütmekten başka bir anlam ifade etmediği artık açık bir gerçektir.

TSK daha yeni yaşamakta olduğumuz tartışmada Suriye sınırına daha önce kendisinin döşemiş olduğu mayınları temizleme konusunda bir donanımı veya yetişmiş elemanı olmadığını ifade etmiştir. Sayısal olarak NATO”da Amerika”dan sonraki en büyük orduya sahip olma unvanına sahip bir ordunun bu kadar çok elemanı içinden bu kadroları geliştirmemiş olması bile aslında yeterince uyarıcı olmalıdır.

Yine yıllardır Türkiye”de sayısal olarak bu kadar hacimli bir ordu yerine daha donanımlı ve profesyonel bir ordu konsepti geliştirilmesi yönünde gittikçe artan bir beklenti var. Çünkü dünyadaki gelişmeler ve toplumun sosyolojik gelişimi eski askere alma konsepti ile devam etmeyi gittikçe daha fazla anlamsız, gereksiz ve işlevsiz kılıyor.

Asker sayısının artması daha güçlü bir ordu getirmiyor aksine ordunun hem yönetimini daha fazla zorlaştırıyor hem maliyeti artırıyor ve hem de toplumsal gelişmeye paralel olarak askerlik hizmetiyle sağlanan moral gelişmeye olan inancı da azaltıyor.

Toplumda sürekli artan rasyonelleşmeye paralel olarak gelişmeyen bir askerliğin gerekliliğine olan inancın azalmasının başka birçok toplumsal maliyeti olacağını da ihmal etmemek gerekiyor.

Bunun işaretleri epeydir veriliyor. Bıktırıcı bir terörle mücadele sürecinde verilen şehitler artık insanların milli veya dini gururlarını hiç okşamıyor, aksine daha fazla can yakıyor ve millete, devlete, orduya ve vatana dair onarılmaz kırgınlıklar yaratıyor.

Bugün askerin sayısal olarak fiilen en çok istihdam edildiği Güneydoğu”da çok kolay teröre kurban gidiyor olması, ihtiyaç duyulanın artık asker sayısı değil çok iyi bir terörle mücadele siyaseti olduğunu yeterince gösteriyor. Bu mücadelenin sadece askeri bir mücadele olmadığı açıktır.

Güneydoğu”da terörle mücadele konusunu salt askeri bir konu olarak almakta ısrar eden ve bu konuyu siyaset için tamamen “yasak bölge” olarak ilan eden askerin sorunun üzerine kendi yöntemleriyle gittikçe, alanı siyasete kapattıkça, sorunu daha fazla büyüttüğünü herkes görmüş olmalı. Oraya orduları yığarak elde edilecek bir sonucun olmadığı aşikar. Konu tamamen siyasi alanda kabul edilmek zorundadır artık.

Bugün askerlik konusunda üniversite eğitimi görmüş olanları da kapsayacak gündemdeki düzenlemenin yol açacağı milli servet kaybı üzerinde de ayrıca durulmalıdır. Büyük milli servetlere mal olan yüksek eğitimli gençlerimizin “vatana hizmetleri” başka yollarla “celp” edilebilir, edilmelidir.

Ama postmodern bir dünyanın eğitimini alan bu gençleri soğuk savaş yıllarının dünyasına geri döndürüp hakları olan bir hayattan alıkoymaya bu kadar kolay karar verilmemeli artık.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: