Prof. Dr. Yasin AKTAY

Asimetrik psikolojik savaşın öteki tarafı kim?

Bünyesinde “psikolojik harp dairesi” bulunan tek kurumun asimetrik bir psikolojik savaşın sonuçlarından şikâyetçi olması gerçekten çok garip bir durum. Garipliğin nedeni ise bir değil, iki değil daha çok…

Bir defa, genellikle savaşın asimetrik niteliğinden şikâyet etmek için bir savaşın varlığını ve o savaşın bir tarafı olduğunu, ardından da o savaştaki adil olmayan bir güç dağılımının mağduru olduğunu kabul etmek gerekiyor. Psikolojik savaş, neresinden bakarsanız hile ve entrika boyutunun karakteristik olarak belirleyici olduğu bir savaş biçimidir. Basın toplantısındaki açıklamalarına bakılırsa, Genelkurmay başkanının TSK”yı bir psikolojik savaşın mağdur tarafı olarak gördüğü anlaşılıyor.

Asimetrik savaştan, yine kendini bu savaşın mağduru olarak görerek ilk bahseden kişinin George W. Bush olduğunu hatırlayalım. Harekete geçirdiği savaş makinesiyle Afganistan ve Irak”ta milyonlarca insanın ölümüne yol açabilen Bush”un, buna rağmen ABD”yi “asimetrik savaşın mağduru” olarak görmesi de, gücün bütün pratiğinin aynı zamanda bir “acz” ile beraber hissedilebildiğine mi işaret ediyor acaba?

Daha önce darbelere zemin hazırlamak üzere psikolojik harbin hiçbir sınır tanımayan uygulamaları gözümüzün önünden tek tek geçtiğinde söz konusu garabet bir an önce uyanmak istediğimiz bir kâbusa dönüşüyor.

27 Mayıs”ın halk nezdinde bir meşruiyet veya haklılık kazandırılabilmesi için darbe öncesi ve sonrası başvurulan akıl almaz ahlak kaldırmaz yöntemler her geçen gün daha iyi görüldü.

9 (12) Mart”a giden süreçte yine askeri çevrelerce başvurulan yöntemler yüzlerce masum gencin hayatına mal olmuştu.

12 Eylül”e giden süreci haklılaştırmak üzere verilen psikolojik savaş uğruna beş bin Türk gencinin kurban olması gerekmişti.

Seksenlerden sonra iyice yerleştirilen ve stabilize edilen askeri vesayet rejiminin tamamına erdirilebilmesi için “30 bin şehit” verilmesi gerekiyordu.

28 Şubat”taki ahlaksız ekonomik ve siyasi iktidarın sürdürülebilmesi için her şeyden önce çok etraflı bir psikolojik savaşın verilmesi gerekiyordu ve bu savaş uğruna toplumun milyonlarcası itibardan düşürüldü, ötekileştirildi. Türk halkından, gelinen noktada birbirinden nefret eden zümreler, taraflar, kesimler yaratıldı.

Türk halkında derin sancılara yol açan bütün kitlesel olayların bugün bu psikolojik harp çerçevesinde tezgâhlandığını öğrenmek büyük bir psikolojik travmaya yol açıyor. Şükür ki, bu travma aynı zamanda toplumun bazı düzeylerde bir miktar rehabilite olmasını da sağlıyor. Özel bir müdahale olmadan halkın birbirine bu kadar kem gözlerle girişmediğini öğrenmek eminim Türk halkının birçoğuna “çok şükür” dedirtiyor, büyük ihtimalle halkın kendi bütünlük algısını psikolojik olarak yeniden tesis ediyordur.

Hukuk kurallarını ve teamüllerini hiçe sayarak verdiği karar dolayısıyla birçok insanı kızdırmış olsa bile Türk toplumunda bir yüksek yargıca karşı (Danıştay cinayetindeki gibi) dini motifli bir terörün ortaya çıkma ihtimali bile yeterince ürkütücüydü. Ortaya çıkan gerçekler hiç değilse bu olay dolayısıyla bir teselli imkânı veriyordur. Bizi bu ülkede bir irtica öcüsünün de, bir bölünme tehdidinin de, bir misyoner veya Sabetaycı istilasının, hatta eskiden bir komünizm tehlikesinin de var olduğuna inandırmış olan tek güç bu psikolojik harekâttan başkası değildi.

Yıllarca laikçi ulusalcı çevreler marifetiyle yürütülen misyonerlik karşıtı propaganda Malatya”daki yayınevi katliamı ile tamamına erdirildikten hemen sonra yayımlanan 27 Nisan e-muhtırasında bu cinayetten dolayı dindar kitleleri töhmet altında bırakan ifadeler bütün bu sürecin nasıl bir psikolojik harp eseri olduğunu aslında yeterince açık bir biçimde ifşa etmişti.

27 Mayıs”tan 27 Nisan”a kadar ortaya serilen sayısız örneklerle bir yönetim biçimi olarak benimsenmiş olan psikolojik harp alanında bugün TSK adına bir mağduriyet söyleminin ifade ediliyor olması gerçekten garip değil mi?

Bu mağduriyetin giderilebilmesi için psikolojik savaşın hangi simetrik koşullarda cereyan etmesi gerekiyor acaba?

Bunun için öncelikle şu soruya biraz daha açık cevap vermek gerekmiyor mu? Bu psikolojik savaşın bir tarafı TSK ise diğer tarafı kimdir?

Savunması yapılan belgenin, lahikaların andıçların diline bakıldığında dönemsel öncelikler değişse de toplamda halkın tamamını kapsayan bir düşman tanımlaması var. Peki, halkla girişilen psikolojik savaşta askerin simetri duygusunu karşılayabilecek nasıl bir güç dengesi olabilir?

TSK”nın artık halkı kendi savaşının “öteki” tarafı olarak görmekten vazgeçmeye başlamasından başka bir yol var mıdır?

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: