Prof. Dr. Yasin AKTAY

Şarkının tam burasında, Davudi bir ses lazımdı

AK Parti 12 yıldır Türkiye”yi tek başına yöneten bir parti. Bu haliyle AK Parti”nin Türkiye”nin siyasi tarihine bir çok bakımdan devrim niteliğinde katkılar yapmış olduğunu söylemek mümkün.

Herşeyden önce arka arkaya seçimler kazanarak üstelik her seferinde oyunu artırarak tek başına iktidarda kalabilmek bakımından bir ilk olduğu muhakkak. AK Parti bu özelliğiyle parti ve seçmen arasında salt siyasetin ötesinde sadakat diye bir ilişkinin veya değerin de var olabileceğini ve bunun pekala bir geçerliliğinin de olabileceğini gösterdi.

Bu denge içinde AK Parti seçmenini veya sosyolojik tabanını tam bir sadakatle temsil ederken, bir yandan da aynı sosyolojik taban üzerinde Jakoben bir üstünlük iddiası taşımaksızın değişimine de öncülük etti. Böylece bir siyasi partinin kendi sosyolojik tabanı ile ilişkisine dair son derece özgün bir model de ortaya koydu. Kentleşmesini ve orta-sınıflşmasını da tamamlamakta olan bu kesimlerin siyasal ufuklarına, duruşlarına ve hedeflerine dair çok önemli bir etkisi de oldu.

Bu değişimin gerek kültürel gerek siyasal boyutları üzerinde ayrıca durulmalıdır. Doğrusu salt bu boyut üzerinde akademik tezler yapılsa yeridir.

AK Partinin Türkiye partileri içinde dünya ile en yaygın ilişki ağına ve etki alanına sahip olmasıyla da ayrı bir kulvar açmış olduğunu da söyleyebiliriz. Denilebilir ki, bugün AK Parti kendi adına sürdürdüğü diplomasi ile Türkiye için apayrı ve güçlü bir imkan da oluşturuyor.

AK Parti”nin özgün yanlarında biri de iktidarda olduğu halde muhalefetin yapması gerekeni yaparak kendisiyle yarışması. Adeta kendi iktidarına muhalefet ederek kendini sürekli daha iyiye, daha ileriye zorlamayı başardı. Bu belki biraz da muhalefetin kendi görevini yapmamasından doğan boşluğun zorladığı bir şeydi, ama belki de muhalefete bir alan bırakmaması dolayısıyla bir türlü işlevsel bir muhalefetin oluşmamasına yol açtı. Bu konu apayrı bir araştırma konusu, kuşkusuz, ama bu alanda da AK Parti”nin apayrı bir özgünlük sergilediği muhakkak.

AK Parti”nin özgün yanlarında biri de bugün bütün dünyada hareketleri ve siyaseti ilgiyle izlenen, uluslararası düzeyde Türkiye siyasi tarihinin en yaygın etkiye sahip partisi olmasıdır. Ahmet Davutoğlu bu durumu “Türkiye”nin yükselişi ile AK Parti”nin yükselişinin birbirinden ayrılmazcasına özdeşlemiş olduğu” şeklinde ifade etti ki, bu sözler, AK Parti”nin bu konudaki özgünlüğünü de en iyi şekilde özetliyor.

AK Parti”nin siyasi hayatımıza getirdiği özgünlüklerden biri de gelenek ve yenilenme arasında kurduğu dengeyi kurumsal bir teamüle bağlamış olması. Üç dönem kuralının bir teamüle dönüşmesiyle birlikte parti içindeki yenilenmenin dengesi büyük ölçüde sağlanmış oluyor ama hiç bir şekilde tecrübenin ve geleneğin dışlanmadığı, aksine geleneğe her aşamada taze bir kanın kazandırılmasıyla daha da canlandırıldığı bir dinamizm de sözkonusu oluyor.

AK Parti”nin bir başka özgün yanının tipik bir tezahürünü de dün Ahmet Davutoğlu”nun bizzat partinin lideri 12. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan tarafından başbakan ve genel başkan adayı olarak ilan edilmesi sahnesinde görmüş olduk. Bu sahne yine bizzat Erdoğan tarafından 7 yıl önce sayın Abdullah Gül”ün Cumhurbaşkanı adayı olarak ilan edilmesi esnasında yaşanmıştı.

Esasen Bu sahneleri yaşatan özgünlük, Ak Parti”nin bir kariyer ve kişisel ikbal hareketi olmaktan çok bir dava partisi olmasıdır. Yüzde 52″lik bir başarıyı yakalamış bir parti olarak, en kritik aşamadan, kendisine bir genel başkan ve kabineye başbakan seçerken bu süreci olabilecek en rahat şekilde geçebiliyor olması partinin gücünü de, özgünlüğünü de gösteriyor.

Kuşkusuz bu gücün en önemli kaynağı liderliğinden geliyor, ama o liderliğin de en büyük gücü istişare ilkesine verdiği önemle parti içindeki ortak aklı çok iyi dinliyor ve değerlendiriyor olmasından kaynaklanıyor.

O aklın mevcut durum içinde işaret ettiği kişi, sahip olduğu kişisel özelliklerle partinin sosyolojik tabanı arasındaki muhteşem uyumu da işaret ediyor. Süreç içinde değişim mukadder, ama bu değişimin bir ahenk içinde olması her zaman her kurumda mümkün olmuyor.

Abdullah Gül”den sonra Cumhurbaşkanının Erdoğan olması, Erdoğan”dan sonra AK Parti Genel başkanı ve başbakanın Davutoğlu olması adeta çok iyi bir müzik eserinin arka arkaya uyumlu sadâlarındaki mükemmel ahengi yansıtıyor.

2007″de, Abdullah Gül”ün cumhurbaşkanı olmama ihtimali belirdiğinde “bu şarkı böyle bitmez” demiştik, çünkü o bağlam içinde şarkının o yerinde Gül”ün cumhurbaşkanlığı mukadderdi.

Mevcut durumda dinlediğimiz mükemmel şarkının burasına bir Davudi ses mükemmel bir uyum sergileyecekti.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: