Prof. Dr. Yasin AKTAY

“Araplar Osmanlı”yı değil bugünün Türkiye”sini seviyor”

Kamu diplomasisi bir ülkenin başka ülkelerin hakları nezdindeki algısını lehte idare etme çabası olarak son zamanlarda önemsenen bir çaba. Türkiye”de de başında İbrahim Kalın”ın bulunduğu Başbakanlığa bağlı Kamu Diplomasisi Koordintörlüğü geçtiğimiz yılın ortalarında kuruldu ve faaliyete geçti. Amaç Türkiye”nin uluslar arası düzeyde gittikçe artan etkisine sağlıklı ve güçlü bir tanıtım ve algı yönetimiyle refakat etmek.

Bu çerçevede yapılan faaliyetlerden birisi dünyaca tanınmış fikir, sanat ve medya insanlarını getirip Türkiye”yi yakından görüp tanımalarını, Türkiye hakkında doğrudan bir gözleme sahip olmalarını sağlamak, düşüncelerini paylaşmalarına ortam oluşturmak. Geçtiğimiz hafta bu program dahilinde Mısır”lı ünlü gazeteci Fehmi Huveydi davet edilmişti. Huveydi program dahilinde İstanbul”da bir konferans ile bazı gazetecilere mülakatlar verdikten sonra Ankara”da da Stratejik Düşünce Enstitüsü”nde (SDE) “Türk Dış Politikasının Arap Dünyasındaki Yansımaları” başlıklı bir konferans verdi.

Doğrusu hem mülakatlarında hem de verdiği konferanslarda kendisinin Türkiye”yi tanımasından ziyade, Türk siyasetçisinin veya kamuoyunun Huveydi gibilerin bakış açısından kendilerini görmeye ne kadar ihtiyaçları olduğunu görmüş olduk. Böylece kamu diplomasisinin sadece Türkiye”nin kendisini mevcut haliyle tanıtımı kadar, davet ettiği konuklar yoluyla kendisine bir ayna tutma boyutunun daha az önemli olmadığı anlaşılmış oldu.

1958 yılında intisap ettiği Mısır”ın meşhur yarı resmi el-Ahram gazetesinden iki yıl önce kendi isteğiyle ayrılıp el-Şurûk gazetesinde yazmaya başlayan Huveydi”nin yazıları aynı anda 8 ayrı gazetede yayınlanıyor ve bütün Arap dünyasına hitap ediyor. Analizlerindeki derinlik ve vukûfiyet bunu fazlasıyla hak ettiğini her açıdan hissettiriyor. Türkiye”yi de hem Arap bakış açısından hem genel bir perspektiften takip ediyor ve görüyor. Zaten bakışı Araplıkla sınırlı değil. Demokrasi, insan hakları ve İslami duyarlılıkları kadar uluslar arası ilişkilerdeki soğukkanlı realist yaklaşımı da bakışına güçlü bir biçimde yansıyor.

Huveydi”nin Türkiye”nin dış politikası üzerine söyledikleri hepimizin hoşuna gidebilecek şeyler. Bunları zikretmenin gereği yok, gazetelerde yer aldı zaten. Ama kanımca altını çizdiği ve Türkiye”den bakınca çok da göremediğimiz şeylere dair sözleri çok daha önemliydi. “Türkiye”nin Arap dünyası liderliği rolü” hitap ettiği izleyiciler tarafından bence rahatsızlık verecek kadar vurgulandığı halde bu sözleri anlayışla karşıladı. Erdoğan”ın Davos”taki çıkışıyla birlikte bu rolü fazlasıyla hak ettiği, Türkiye”nin de özellikle Mavi Marmara olayıyla birlikte daha önce İsrail ve Cezayir vakalarında İslam dünyasının kalbinde yarattığı kırıklığı hızla tamir etmiş olduğunu söyledi. İsrail ve Batı”ya hayır diyen bir Müslüman devlet adamı İslam dünyasının hasretle beklediği bir figürdü ve bu figür Erdoğan tarafından doldurulmuş durumda.

Bunlar hep söylenen şeyler. Ama asıl önemsenmesi gereken sözleri, Türkiye”nin Orta Doğu”ya veya Arap dünyasına dönüş şeklinin bir “Osmanlının dönüşü” olarak algılanması üzerine söyledikleri. Özetle dediği şu Huveydi”nin: Araplar Osmanlı”yı değil bugünkü Türkleri seviyor ve bugün Türkiye hakkında oluşmuş yüksek sempati Osmanlı”nın hayırla hatırlanmasıyla oluşmuyor. Hatta aksine bugün Türkiye”nin ulaşmış olduğu güç kimseye Osmanlı”yı hatırlatmıyor bile.

Aslında iyi ki de hatırlatmıyor çünkü ister Arap dünyasında sonradan oluşan milli devletler istikametinde anlatılan tarih (Emperyalist Osmanlı) dolayısıyla isterse de Osmanlı”nın son dönemlerinde İttihatçıların Arap dünyasında yaptıkları dolayısıyla Osmanlı”nın pek hayırla anılacak bir imajı yok. O yüzden bugün Türkiye”nin Arap dünyasındaki popülerliğini bir yeni-Osmanlıcılık olarak yansıtmanın zannedildiğinin aksine hiçbir faydası yok. Hatta bugünkü yakınlaşmaları tarih kolaylaştırıyor değil aksine bu yakınlaşma sayesinde tarihin olumsuzluklarının giderilmesi ihtimali bile sözkonusu olabilir. Her zamanki gibi tarih bugünün eşliğinde yeniden kuruluyor. Bunun için bu buluşmayı bir tarihe dönüş olarak vurgulamamakta fayda var.

Bugünün Türkiye”si, çok daha başka dinamiklerle yükseliyor ve dünya siyasetinde sergilediği duruşla, güçlenişiyle, Filistin, Bosna gibi konulara karşı sergilediği sağlam duyarlılıkla ve hem İsrail hem ABD”ye gereğinde “hayır” diyebilmesiyle, Osmanlı”dan çok farklı ve yeni bir aktörü ortaya çıkarıyor. Bu popülerliğin bir de Türkiye”nin güçlenen ekonomisine denk düşen ve dizi filmlere yansıyan cazibesiyle de desteklendiğini söylemek mümkün.

Türkiye”nin dış politikasındaki “sıfır sorun” hedefinin de başlıbaşına muazzam bir hedef olduğunu ve bu doğrultuda saygı duyulacak bir performans sergilediğini kabul eden Huveydi, yine de sanki bütün sorunları çözmüş ve dünyadaki bütün sorunları çözecekmiş gibi bir havaya girmenin sakıncalı olduğu uyarısını da ihmal etmedi. Bir defa Türkiye hâlâ kendi Kıbrıs, Kürt ve Ermeni sorununu çözebilmiş değil, yakın vadede de çözebilecek gibi görünmüyor. İkincisi sorun alanları bazen uluslar arası güçlere denge sağlayan unsurlardır ve bunların çözümü sanıldığı kadar kolay ve gerekli de değildir.

Aslında Huveydi”nin Osmanlı ile ilgili söylediklerini son günlerde tartışma yaratan “Muhteşem Yüzyıl” dizisi dolayısıyla gündeme gelen Osmanlı tarihçiliğiyle ilişkilendirmek için anlatmak istemiştim, ama görüyorsunuz, yer kalmadı, belki bu ilişkiyi daha sonra kurarız. Nasılsa dizi devam ediyor.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: