Prof. Dr. Yasin AKTAY

Araplar arasında Türkiye algısı

RİYAD

İslami yayıncılığın yenidünyadaki sorunları ve söylemsel içeriğinin geliştirilmesi üzerine bir workshop dolayısıyla Riyad”tayım. Aslında hac sezonunda yapılması planlanan toplantı sezonun yoğunluğu arasında gerçekleştirilmesi zor olacağından bu tarihe ertelenmişti. İki gün devam eden çalıştayda Suudi Arabistan, Ürdün, Malezya ve Sudan”dan katılımcılar, İslami yayınların üretiminden dağıtımına, kalitesinden gerçekten İslami boyutuna kadar bir dizi konuyu ele aldı. Ben de Türkiye”de Diyanet İşleri Başkanlığı”nın dini yayınlarla ilgili bilhassa söylem içeriği ile ilgili yıllardır yapmakta olduğu sempozyumlardan bahsettim. Katılanlar için hayli ilginç gelen bu çalışmaya uluslararası bir boyut kazandırılmasının ve dünya İslami yayıncılık sempozyumu olarak değerlendirilmesinin ne kadar önemli olabileceği üzerinde herkes mutabık kaldı.

Çalıştay bir dünya İslami yayıncılar birliğinin kurulması fikriyle ve böylesi bir birliğin muhtemel vizyonu ve misyonu üzerine önerilerle tamamlandı. Çalıştaydan ziyade aslında Riyad ve Suudi Arabistan üzerine son izlenimlerimi kaydetmemin daha önemli olacağını düşünüyorum.

En son iki yıl önce Kral Faysal Araştırma Merkezi”nde bir konferans için geldiğim Riyad”ın, Hicaz çölünün ortasına denk düşen bu şehrin, bu kadar kısa süre içinde ne kadar değişmiş olduğuna hayretlerimi ifade ederek başlayabilirim. Kral Faysal Araştırma Merkezi”nin hemen yanına dikilmiş olan Burc el-Faysaliye”nin yüksekliği ile yarışmak üzere arka arkaya bir sürü bina dikilmiş. Dünyadaki en iyi yazılı eserler tamir atölyesi bu merkezde bulunuyor. Hokka şeklindeki kubbesi ile divit şeklindeki minaresine sahip camisi, onun karşısında da açık kitap gibi duran bir bina şeklinde tasarlanmış kütüphanesiyle merkez, şehrin uzak noktalarından daha ziyade bu burç sayesinde görünüyor.

Oysa iddia en yüksek binayı kurmak olunca şehrin başka yerlerinde hızla başka binalar mantar gibi yükselmeye başlamış ve birkaç yıl geçmeden binanın bu rekoru defalarca kırılmış bile. Şu anda şehrin her tarafında art arda yükselen binaların kazandırdığı yeni şekliyle Riyad gerçeküstü bir şehir havasına bürünmüş. Dünya finans merkezlerinden biri olma iddiasıyla halen yapılmakta olan ve bir çok gökdeleni barındıran ticaret merkezi büyük bir hızla tamamlanmak üzere. Bu manzarayı seyrederken Kral Faysal”ın 1973 yılında İsrail”e batı desteğini protesto etmek için yol açtığı petrol krizi esnasında söylediği şu sözlerin anlamının hem nasıl büyüdüğü hem de nasıl trajik biçimde bu manzaraya gömüldüğünü insan düşünmeden edemiyor: “Biz çadırların gölgesinde doğduk, şerefimizi kaybetmektense petrolü kaybetmeyi ve tekrar çadırlarımıza geri dönmeyi tercih ederiz.”

Yüksek binalar kurmakta insanların yarışmasını kıyametin alameti sayan son Peygamberin yaşadığı bu bölgenin tam da yüksek binalar yapmakta birbiriyle yarışan insanların mekânı haline gelmiş olması ibretlik bir durum. Selefi anlayışıyla gündelik hayatta alabildiğine baskın bir kültürün içinde Peygamberin bu konudaki tavsiyesinin fazla bir etkisinin olmaması ise kuşkusuz ayrıca değerlendirilmesi gereken bir durum.

Çalıştaydan vakit bulup görüştüğüm bir çok insanla Suudi Arabistan”ın dış politikasını ve özellikle Mısır politikasını konuşuyordum ki, meclise sonradan gelen tandık bir gazeteci elinde TESEV”in son zamanlarda yayınlanın Araplar Arasında Türkiye Algısı”nı konu edinen raporun İngilizcesini önüme koydu ve nasıl bulduğumu sordu. Cevap vermeden onun görüşünü sordum. Sonuçların bir kısmını tuhaf bulduğunu söyledi. “Türkiye”nin son zamanlarda popülaritesinin Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri”ne nazaran düşmüş olduğu izlenimini destekleyecek hiçbir şey bulamazsın” dedi ve şöyle devam etti:

“İşte ben bir Suudlu olarak söylüyorum ve işte bu kadar Suudlunun arasında söylüyorum. Özellikle Mısır”da darbeyi destekledikten sonra Suudi Arabistan ve BAE hakkındaki popüler algı yerlerde sürünüyor. Halkın geniş kesimleri için her iki ülke büyük bir itibar kaybetmiş durumdalar. Aksine Türkiye ve özellikle başbakanınız Recep Tayyip Erdoğan darbeye karşı tavrından dolayı halkların kahramanı.”

Kendisine raporu yazanlardan Mensur Akgün”ü tanıdığımı ve akademik-bilimsel ciddiyetinden kuşku duyamayacağımı anlattım. Muhtemelen sonuçların 2012″ye ait olması dolayısıyla son zamanlardaki gelişmeleri kaydetmemiş olabileceğini söyleyince 2012″de de durumun çok farklı olmadığını, aksine Mısır askeri darbesi sonrası Arap resmi medyasında inanılmaz bir dezenformasyonla Türkiye”nin değerden düşürülmeye çalışıldığını anlattı. Bu medya dezenformasyonuna rağmen, Türkiye ve Erdoğan algısının değerden düşmüş olduğunu hiç zannetmediğini söyledi. Suudi Arabistan dış politikasını da eleştiren gazeteci son zamanlardaki politikasıyla Suudi Arabistan”ın kendini büyük bir yalnızlığa ittiğini ve adeta kendi gözüne çivi sapladığını söyledi. Bütün bunları hepsi de elit sayılabilecek nitelikte masadakilerin yanında söyledi.

İzlenimlerimiz devam edecek

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: