Prof. Dr. Yasin AKTAY

Arap Birliği’nin göçmen politikası nedir?

Türkiye’nin 8 yıldır göçmenlere yönelik bütün dünyaya ders olacak nitelikteki insani siyasetinin garip bir biçimde bazı ülkeleri rahatsız ettiğini söylemiştik. Kendileri çok daha fazlasını, çok daha kolay yapabilecek imkanlara sahip olan bu ülkeler, Türkiye’nin göç politikasından neden rahatsız oluyorlar?

Aslında sebebi çok basit ve o yüzden bu işteki gariplik tam da bu basitlikte yatıyor. Kendileri cimrilik ettikleri gibi başkalarının da cimrilik etmesini istiyorlar. Zira başkalarının dikkat çeken cömertlikleri bütün dünyaya bu cimriliklerini, gayrı insani lakaytlıklarını, insani meselelere karşı duyarsızlıklarını ifşa etmiş oluyor ve bu da doğal olarak rahatsızlık veriyor.

İyi de sırf onlar da rahatsız olmasınlar diye kapınıza sığınmış insanları ölüme mi terk etmek gerekiyor?

O yüzden son zamanlarda Türkiye’nin göçmenlerin Türkiye’deki yerleşim planına dair almaya başladığı yeni tedbirlerin yanlış yansımaları bile bu bazılarını fena halde sevindirmiş görünüyor. Türkiye nihayet uyguladığı insani siyasetin sonuna geldi diye neredeyse zil takıp oynamadıkları kalmış.

Ancak bunu bile yansıtma şekilleri “Türkiye nihayet gerçeği anladı da yanlıştan döndü” mealinde değil. Bu sefer sanki “kendileri çok daha fazlasını yapıyorlarmış da, Türkiye yapması gerekenin çok gerisine düşüyormuş” mealinde bir yansıtma.

Geçtiğimiz günlerde yine bir Arap kanalında Türkiye’de son zamanlarda devreye sokulan göçmen yerleştirme planının uygulamalarına dair bazı malum Arap medyasında dön dön yayınlanmakta olan haberlerin üzerine şu yorum geliyor: “Türkiye Suriyeli göçmenlere çok kötü davranıyor, onları sınır dışı edip, Esad’ın insafına, yani ölüme yolluyor.”

Bu üretilmiş habere dair görüşüm sorulunca şunları söyledim: Bu yorumu yapanlar Allah’tan korkmuyorlar bari kuldan utansınlar da bana önce kendi ülkelerinde kaç Suriyeli göçmeni kabul etmiş olduklarını, kendi ülkelerine kabul etmedikleri kaç Suriyeliye ne kadar yardım gönderdiklerini söylesinler.

Türkiye şu ana kadar Suriye, Irak, Mısır, Libya, Yemen ve Afganistan’dan 5 milyona yakın göçmeni şu veya bu şekilde kabul etmiş ve onlara en insani muameleyi yapmış ve yapmaktadır.

Üstelik bu göçmenlerin yüzde doksanı Türkiye’ye bu lafları edenlerin ülkelerindeki huzursuzlukların, insan hakkı ihlallerinin, kendi yol açtıkları ve hayatı katlanılmaz kılan uygulamalarının bir sonucu olarak Türkiye’ye gelmeyi tercih ediyorlar. Çünkü Türkiye’de insani muamele, hukuk, istikrar ve fırsatlar buluyorlar.

Hadi geçtik kendi ülkelerine mülteci kabul etmelerini, üstüne bir de Türkiye’ye laf edeceklerine, kendi vatandaşlarına kendi ülkelerinden kaçmalarına yol açacak şekilde kötü davranmasınlar, keyfi biçimde öldürmesinler, tutuklamasın, zindanlarında işkenceye maruz bırakmasınlar yeter.

Unutmasınlar, Türkiye’ye gelen bütün bu mülteciler kendi ülkelerinin meşruiyetlerini beraberlerinde getiriyorlar. Bu kaçışlarıyla ve gelişleriyle Arap dünyasındaki insan hakkı ihlallerini, işkenceyi ve rezil durumu bütün dünyaya duyurmuş oluyorlar. Mısır’da ne oluyor? Yemen’de, Suriye’de ne oluyor?

Arap Birliği diye bir uluslararası kuruluş var. Bu Birliğe liderlik yapmak için birbiriyle yarışan ülkeler var. Bu yarışan ülkelerden herhangi birini Arap ülkelerindeki gayrı insani durumlardan dolayı Arap olmayan ülkelere kaçıp sığınmak zorunda kalan insanların meselelerini dert ederken gördük mü? Bu ülkelerden herhangi birini Arap olmayan ülkelerdeki Arap mültecilerinin kendi ayıpları olduğunu itiraf ederken ve bunlara nasıl yardım edilebileceğini sorun edinirken gördük mü?

Sahi Arap Birliği’nin göçmen politikası nedir? Kendi temsil ettiği halkların onurlu bir hayat yaşamakla ilgili bir planı var mıdır? Kendi üye ülkelerinden Arap olmayan ülkelere doğru köşe bucak kaçmak zorunda kalmalarına dair bir tedbiri var mıdır? Yoksa bu durumdan memnun mudur? Nedir?

Bu arada Türkiye’de son zamanlarda yapılan ve onları sevindirik hale getirmiş uygulamaların aslının da onların anladığı ve yansıttığı gibi olmadığını tekrarlayalım da boş yere sevinmesinler. Türkiye’de şu anda yapılan uygulamalar sadece göçün daha rasyonel ve daha teknik bir düzenlenmesinden ibarettir.

Türkiye göçmen konusunda insani siyasetinden sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi bir milim bile sapmış değildir.

Sadece başta ortaya konulmuş ama zamanla hem göçmenler tarafından ihlal edilmiş, hem de görevliler tarafından takibi ihmal edilmiş bazı düzenlemelerin tekrar hayata geçirilmesi söz konusudur.

Zorla hiç kimsenin hayati tehlike taşıdığı bir yere geri gönderilmesi gibi bir durum asla sözkonusu değildir, olmayacaktır.

İstanbul üzerindeki yükün hafifletilmesi için alınması gereken bazı tedbirler vardır ama bu tedbirler uygulanırken 8 yıllık yerleşikliğin oluşturduğu insani durumlar da göz önünde bulundurulacak ve hiçbir şey kestirilip atılmayacaktır.

O yüzden bu tedbirlerin tam olarak uygulanmasının da bir miktar zamana yayılması kaçınılmaz olacaktır.

Yani Türkiye, insani görevlerini yerine getirmeye devam edecektir. Bunu yaparken kendi görevlerini yerine getirmeyenlere, bütün dünyanın gözünün içine sokarak görevlerini hatırlatmaya, bu yolla rahatsızlık vermeye devam edecektir.

Maksat elbette rahatsızlık vermek değil, ama birileri rahatsız olacak diye en temel insani görevler ihmal edilemez.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: