Prof. Dr. Yasin AKTAY

Arap Baharı kaldığı yerden…

Mısır’da bugünlerde yaşananlar Arap Baharı olarak başlamış olan sürecin darbelerle ve karşı devrimlerle bitmediğini ve kolay kolay bitmeyeceğini gösteriyor. 2011 yılında gerçekleşen Devrimlerin bütün söylemleri, sloganları ve talepleri tekrar dile geliyor ve o gün oluşan toplumsal ittifaktan daha fazlası bugün oluşuyor.


Arap Baharını bir kışa çevirmeye kalkışanlar, en kesif kışın neticesinde de yine bir baharın gelmesinin mukadder olduğunu hesaba katmadılar. Halkların birikmiş yüzyıllık beklentilerini görmezden geldiler. Devrimlerini çaldılar, umutlarını yok etmeye çalıştılar, gençlerini katlettiler, kalanlarını zindanlarda süründürmeye çalıştılar, bir çoğunu ülkelerinden sürdüler. Ama halkların özgürlük, onur ve ekmek talepleri ne kadar bastırılabilir ki?

Fokur fokur kaynayan bir toplumsal dinamizm var Arap coğrafyasında. Dünyayla bütünleşmiş, insanca bir hayat talep eden, aşağılanmaya daha fazla tahammül etmeyen bir toplum. Toplumun dip alanlarında açmayı bekleyen taptaze tohumların yeşermesinin önünde kim durabilir? Neticede bu bahar ne kadar ertelense de eninde sonunda gelmesi mukadder.

Sisi’nin kendi ülkesinin gelişmesi, tarih sahnesinde hak ettiği yeri alması, ve Mısır halkının insanca bir hayat yaşama taleplerinin önünde nasıl bir engel oluşturduğu, gasp edilmiş bir devrimi zorla zindanda tutmaya çalışıyor olduğunu görüyoruz. Kimden nasıl bir destek almış olursa olsun, tarihe, topluma, akla ve vicdana bu kadar aykırı bir diktatörün daha fazla devam etmesi mümkün değil. Altı yıldır ülkesini içine soktuğu açmaz bugün bütün Mısır halkının ona karşı isyan noktasında birleşmesine yol açmış ve bastırılarak ertelenmiş olan baharın tekrar gündeme gelmesini engelleyememiştir.

Dün itibariyle Mısır halkının Sisi’yi protesto ederek çekilmeye davet eden gösterileri Cuma gösterileriyle birlikte yeni bir aşamaya girdi. Günler öncesinden duyurulan bu gösterilere halkın yaptığı hazırlıklar kadar Sisi yönetiminin engelleme çalışmaları çok daha fazla dikkat çekiciydi. Gösterilere katılma veya organize etme ihtimali bulunan, aralarında akademisyen, gazeteci, yazar ve her siyasi kesimden insanın bulunduğu en az iki bin kişi evlerinden gözaltına alındı. Bunların arasında en dikkat çekici olanlardan biri başlarda Mursi’ye karşı Sisi darbesini desteklemiş olan laik-liberal eğilimli Kahire Üniversitesi Siyaset Bilimi öğretim üyesi Prof. Dr. Hassan Nafaa da vardı. Nafaa’nın gözaltına alınma gerekçesi attığı bir twitter mesaj idi. Mesajında şöyle diyordu:

“Sözlerimin doğru anlaşılmasını istiyorum. Sisi’nin mutlak hakimiyetinin devam etmesinin felakete yol açacağına ve Mısır’ın çıkarının Sisi’nin yarından önce bugün gitmesinde olduğuna hiç şüphem yok. Ancak sokaktaki halkın baskısı olmadan gitmeyeceği de çok açıktır. Bize de aynı zamanda bizim iktidarı daha iyi ellere en az maliyetle nakletme ve kaos senaryolarından kaçınma yollarını seçmemiz gerek.”

Sisi yandaşlarının bile bu noktaya gelmiş olması, aslında darbeci karakterinin nihayetinde hiçbir dost bırakmayan istidadını da gösteriyor. Nafaa, Sisi’nin gitmesinin bir halk hareketi ve desteği olmadan mümkün olamayacağını söyleyerek aslında yeniden bir toplumsal uzlaşmanın gereğini de ifade etmiş oluyor.

Mısır’daki yeni bahar dalgasının ortaya çıkardığı ilginç bir toplumsal uzlaşma konusu var, o da Muhammed Ali’nin şahsiyeti. Her bakımdan incelenmeye değer bir sosyolojik fenomen haline gelmiş olan Muhammed Ali Mısır sokaklarında daha önce hiçbir şekilde görülmemiş bir uzlaşma konusu haline gelmiş durumda.

Hiçbir ideolojik veya dini mesajı olmayan Muhammed Ali Sisi’ye karşı isyanın bayraktarlığını yaparken her kesimden insanın sempatisini kazanmış ve yüklediği videoları milyonlarca insan tarafından izlenmekte ve yönlendirmeleriyle halk istenilen saatlerde sokaklara dökülmektedir. Böylesi bir hadise kolay kolay planlanarak olabilecek bir şey değil.Ortada gerçekten ciddi bir kriz var ve bu kriz ihtiyaç duyduğu karizmayı üretiyor.

İnsanlar bu krizin içinden kendilerini çıkarabilecek uygunlukta bir şahsiyete gereken karizmayı bir toplumsal uzlaşma seviyesinde yüklüyorlar. Aslında Muhammed Ali’nin gücü sadece kendinden değil, Mısır’da var olan krizin derinliğinden ve bu krize karşı mevcut seçeneklerin daha uzlaştırıcı ve daha uygun bir seçenek sunamamış olmalarından da kaynaklanıyor.

Bu arada Sisi’nin gösterilere karşı aldığı tedbirler sadece tutuklamalardan ibaret değil. Bütün devlet memurlarını bir öğün yemek ve yüzer cüneyh ücret takviyesiyle otobüslerle meydanlara zorla getirtip, Sisi’ye destek karşı-mitingleri düzenlerken protesto niyetli bütün toplantıları önceden tedbir alarak dağıtmak da bu tedbirlerden.

Bu tedbirlerin 14 Ağustos 2013’teki gibi bir toplu katliama dönüşmesi herkesin en önemli kaygısı olmakla birlikte, göstericilerin bu ihtimali bile göze almış oldukları görülüyor.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: