Prof. Dr. Yasin AKTAY

Antep”in Şahanları

Türkiye”nin son yıllarda demokrasisini rayına oturmaya zorlayan, ama aynı zamanda demokratikleşmesinin de bir sonucu olarak yaşamış olduğu sosyolojik dönüşümün bütün boyutları yeterince ortaya konulmuş değil. Bu boyutları sadece Ankara ve İstanbul”dan izlemek, anlayabilmek mümkün değil tabi. Anadolu şehirlerinde seksenli yıllarda başlayan ama özellikle doksanların ortalarından itibaren iyice hızlanan kentleşme ve sermaye hareketleri ikibinli yıllardan itibaren bambaşka bir Türkiye manzarası ortaya koymuş durumda.

Hafta sonu bir etkinlik dolayısıyla Gaziantep ve Şanlıurfa”daydım. Her iki ilimiz de Güneydoğu”nun incisi tabir edilen şehirlerden. Kadim medeniyetin izlerini halen en belirgin biçimde şehrin kültüründe, geleneğinde yansıtan şehirler. İkisi de Güneydoğu”nun en büyük şehirlerinden oldukları halde, bölgede otuz yıldır devam etmekte olan gerilimlerden en az düzeyde ve tabii ki farklı biçimlerde etkilenen şehirler.

Şanlıurfa, örneğin, nesilden nesile aktardığı ve Arap-Türk-Kürt birlikteliğini en verimli bir biçimde meczeden çokkültürlü yapısını hiç bozmuyor, aslında yeni döneme uygun sosyalleşme tarzını bir model olarak hazır tutuyor uhdesinde. Tevhid dininin sembolü Hz. İbrahim”in damgasını ebediyen vurmuş olduğu Şanlıurfa, ırkçı cahiliyeye sapabilecek olan herkese her zaman sadece derin bir ibret sahnesini bir ayet gibi sunar. Bu ayet gibi sahne Türkiye”nin son yıllarda yaşamakta olduğu sessiz devrimin ritmine en estetik şekliyle ayak uydurmaktadır.

Gaziantep ise gayretkeşliğiyle, kendi kendini işgale karşı örgütleyen ve inisiyatif üstlenen özelliğiyle Kurtuluş Savaşı yıllarında aldığı Gazilik vasfını ne kadar hak ettiğini her vesileyle gösteriyor. Şehrin derinliklerine vakıf olduğunuzda o ruhu hissediyorsunuz. Tanışıp konuşabildiğim siyaset ve iş dünyasından önde gelen insanlar arasında başka hiç bir yerde karşılaşmadığım ölçüde şehre dair, şehrin kalitesi, ortak maslahatı ve geleceğine dair paylaşılan bir hassasiyete şahit oluyorum. Bu hassasiyet siyasi veya ticari rekabetin kuralsız işleyen bir kaosa teslim olmak yerine centilmenlik temelinde işleyen bir yapıya bürünmesine yol açıyor. O yüzden Gaziantep”te siyaset ortamı da ticaret ortamı da hayret edilecek ölçüde kendiyle barışık. Türkiye”nin toplam sanayi üretimine katkısı her geçen gün daha fazla artıyor. 5 organize sanayi bölgesinin hepsi dolmuş, yapılmakta olan altıncısında da yer kalmamış durumda. Bu üretim Güneydoğu”dan gerçekleşen zorunlu göçten aldığı nasibi başka türlü değerlendirmesini sağlamış.

Gaziantep”e gelen göç başka yerlerde yaptığının aksine Gaziantep”in iç barışını asla tehdit etmemiş, aksine hepsi de buradaki sanayi tesislerinde veya hizmet sektöründe istihdam edilmiş.

Gaziantep bu göçler yüzünden de nüfusu hızla artmış bir şehir. Ama bu nüfus şehrin gelişimi içinde olabildiğince uyumlu bir biçimde değerlendirilmiş, hızlı göç şehrin uyumlu gelişimini etkilememiş. Üstelik ekilememesi basitçe ekonomik gelişmenin kendi dinamiğine bağlı kalmamış, bu konuda şehrin önde gelen eşrafının oluşturduğu inisiyatifler, istişareler ve tedbirler şehrin karşılaştığı böyle bir sorun karşısında şehre sahip çıkmanın çok nadir bir örneğini sergilemiş. Açıkçası Gaziantep”te teröre karşı güvenlik tedbirleri yerine şehrin sahiplerinin ortaya koyduğu sivil inisiyatif ve bunun başarılmış olması şehir sosyolojisi açısından son derece özgün bir örnek oluşturuyor.

Bu arada şehre doğudan gelenlerin marjinal-enformel işlere mahkum edildiğini düşünmemek gerekiyor. Aksine bunların arasında çok sayıda istihdam sağlayan yatırımcılar da kısa zamanda oluşmuş. Örneğin, sadece Siirtli elli bin kadar insan var ve bunların, yanında işçi çalıştıran vergi mükellefi düzeyindekilerin sayısı 6300.

Gaziantep sosyolojisine devam etmek gerekirse, burada bir tür ekonomik gelişme mucizesinden bahsetmek mümkün ama bu mucizenin en önemli sınırı neredeyse bütün şirketlerin aile işletmeleri olması. Bu, işletmelerin gelişiminin önüne, kurumsallaşma imkanları bakımından doğal bir sınır koyuyor. Bu sınırın önünde belli sermaye birikimlerine ulaşan ama bu birikimi fırsat maliyeti açısından bir nevi heba etmek zorunda kalan bir yapı var. Konuştuğum, bu sorunun farkında olan ve bu sorunu kendi işletmesinde bizzat yaşamakta olan işadamlarından biri bu potansiyeli hükümetin görüp çok iyi değerlendirebileceğini söylüyor. Bu potansiyel çok önemli bir fırsat olarak değerlendirilebilir, büyük yatırımlar için çok ortaklı yapıların oluşumuna önayak olabilir.

Gaziantep sanayi üretimi kadar sivil yardımlaşma ve dayanışma hareketleriyle de dikkat çekiyor. Sadece Suriye”ye günde yüzbinlerce somun ekmek ve sair ihtiyaçlar yardım olarak ulaştırılırken, Suriye”den gelen sığınmacılara sağlanan imkanların boyutları da her türlü takdirin ötesinde.

Gaziantep”in bugünkü duruma gelişinin, özellikle solun kalesi diye nitelenirken bugün AK Parti”nin oy depolarından biri haline gelişinin de kendine özgü bir tarihi ve dinamikleri var. Ama bu kadarını da şehri tez konusu olarak incelemesi gerekecek sosyologların daha derin analizlerine bırakalım. Ama bir tüyo da verelim: Antep”in bu aile müteşebbislerini kavramsallaştırmak için kaplan veya aslan gibi metaforlara başvurmak yerine Anteplilerin Şahan dedikleri sembollerinden Şahin”i düşünmelerini öneririm.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: