Prof. Dr. Yasin AKTAY

Şantaj düzenine geçit vermemek için

Şecaatini arz ederken sirkatini söyleyenlerin, hukuka sahip çıkıyor gibi görünürken darbesini açığa vuranların pişkin ve pervasız eylemleri kesintisiz devam ediyor.

Kazanabilmek için göze alabildikleri zarar, Erdoğan”ın kaybetmesi için, gerekiyorsa, ülkenin batırılması, gerekiyorsa kendi zararlarına kadar uzanacaksa bundan çekinmiyor olmanın bir sosyal psikolojisi vardır elbet. Lakin son eylemleri artık her türlü psikiyatrik çözümlemenin de ötesinde bir durum ortaya koyuyor.

25 Mart”ta duyurularak, reklamı verilerek yapılacağı söylenen hamle, her halükarda illegal yollarla elde edilmiş bir ses kaydının veya yine illegal yollarla elde edilmiş, arşivlenmiş, işlenmiş bir bilginin ifşası olacaktı. Bu ifşaat aynı zamanda cezasız kalması vicdanen de hukuken de mümkün olmayacak bir cürmün meydan okumasıdır. Bir ülkenin hukuk aklı ve vicdanı bu kadar aleniyet kazanmış bir cürümatın meydan okumasını kaldıramaz.

Meydan okumanın ülkenin milli güvenliğine yönelik bir saldırıya kadar uzanmış olması, sözkonusu hareketin “hizmet” adresleri hakkında yeterince ipucu veriyor. Bu hizmetin adresi her kimler ise ülkeye sadece ihanet gönderiyor olduğu da aşikardır.

17 Aralık sürecinin ana malzemesi ses kayıtlarıdır. Süreç, faillerinin istediği istikamette ilerlemekte başarısız olduğunda açığa çıkan gerçek şu ana kadar Türkiye”de bu kayıtlar yoluyla nasıl bir şantaj düzeni kurulmuş olduğudur. Gündeme sokulan her ses kaydı ile birlikte bu şantaj düzeninin bilmediğimiz ayrıntıları açığa çıkıyor.

Dinlemelerle elde edilen bilgiler yoluyla bir çok işadamı, siyasetçi, gazeteci ve sanatçının bir itaat çemberine alınmış olduğu anlaşılıyor. Bugün tutumlarında anlaşılması zor değişimler yaşanan gazetecilerin, siyasetçilerin veya işadamlarının halleri hakkında daha gerçekçi tahminler yapmamız için yeterli veriler var elimizde. Düne kadar Amerika”daki zata sövmesiyle meşhur olan zatların bir anda hangi okyanusları aşıp hangi kerametleri görüp 180 derece dönüş yaptığını düşünmeliyiz?

Paralel yapının ses kayıtlarından elde ettiği bilgileri aleni bir şekilde sosyal medya üzerinden hükümete ve siyasi rakiplere karşı bir şantaj unsuru olarak kullanıyor olduğunu görüyoruz. Bunu alenen yapanların gözlerden ırak yerlerde farklı bir davranış içinde olmaları mümkün değil.

Nitekim bu tür ses kayıtlarıyla, paralel mahkeme ve polis işbirlikleriyle hangi iş adamlarına çöküldüğü, kimlerin himmet haraçlarına bağlandığı, toplanan paraların paralel yargı ve polis himayesinden nasıl transfer edildiğine dair sayısız örneklerle, sayısız bilgiler birikiyor.

Sahi CHP bir anda nasıl cemaatçi bir partiye dönüştü. Hangi ses kaydı veya video kaydı trafiği işledi orada? Ya MHP? Onca kaset yayınından sonra bugün MHP”nin tavrında yaşanan değişimde yayına sokulmamış olan kasetlerin payı ne ola ki?

Bu şantaj düzeninin şu aşamaya kadar bir türlü faş olmamış olmasının nedeni, düzenin çok sağlam kurulmuş olması ve şantaj hedefi olan insanların şu ana kadar buna karşı çıkacak cesaretlerinin olmamasıdır. İnsanların mahrem bilgilerinin kendilerine karşı koz olarak kullanılması son derece zalimce bir şey.

Bilgi ile iktidar arasında kurulan meşhur denklem en vahşi şekliyle insanın gözünün içine sokuluyor adeta. Mahremiyeti hakkında bilginiz olduğunda o insanları köleleştirebiliyorsunuz. O yüzden başka insanların mahremiyetine tecavüz etmek, tecessüs etmek, en ağır cürümlerdendir ve dini bir kisveyle yola çıkmış bir camia bugün en büyük sermaye olarak tecessüs konusundaki maharetini öne sürebilmektedir. Utanmadan, tecessüsü, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına uygun diye savunanlar var.

Meğer tecessüs ile, illegal dinlemelerle elde edilen bilgilerle bir ülkenin bütün insanları esir alınabiliyormuş. Camia dediğimiz yapı, “hizmet” kavramına da böylece yaratıcı bir boyut kazandırmış durumda. Herkes bir şekilde hizmete bağlanacakmış meğer. Ama hizmet ne İslam”a hizmet, ne Türkiye”ye hizmet ne de millete hizmet imiş. Bütün hizmet herkesin isteyerek veya istemeyerek, gönüllü olarak veya zorla kendilerine yapacağı hizmet imiş.

Gönüllü değilse, zorla, şantaj yoluyla hizmete bağlanmayı reddeden bir tek başbakan Erdoğan oldu anlaşılan. O, kendisinin veya yakınlarının bütün telefonları, ortamları, konuşmalarının dinlenmiş olduğunu öğrendiği halde, ortaya hangi ses kaydı veya konuşması çıkarılırsa çıkarılsın, hiç birinden korkmadığını ilen eti, hepsine meydan okudu. Böylece neredeyse Türkiye”yi esir almaya ramak kalmış bir yapının kurduğu şantaj düzeninin sonunu getirecek, Türkiye”yi çok ağır bir işgalden kurtaracak adımı atmış oldu.

Bu adımın bir yeniden istiklal mücadelesi olarak isimlendirilmesi boşa değildir.

Bu şantaj düzeniyle Türkiye halkının iradesinin kime hizmete abone kılınmak istendiği de artık sır olmadığına göre, 30 Mart günü vereceğimiz karar bu istiklal mücadelesindeki yerimizi de belirleyecektir.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: