Prof. Dr. Yasin AKTAY

Annapolis”in ardından İsrail ve “Barış Süreci”

ABD”nin İsrail ve Filistin arasındaki sorunların çözümü ve kapsamlı bir barış için 27 Kasım”da Annapolis”te düzenlediği zirvenin hiçbir sonuç vermeyeceği çok açıktı. Zirvenin sonuç bildirisinin mürekkebi kurumadan İsrail”in yeni yerleşim yerleri açmaya devam ettiği haberleri duyuruldu, hemen akabinde Kurban bayramının arifesinde İsrail, Filistin tarafından 13 kişiyi hedef alan saldırıları düzenleyerek, sadece Filistin tarafında değil, bütün Müslüman dünyasında büyük bir nefretin tekrar uyanmasına sebep oldu. Hedef aldığı kişiler İslami Cihad”a mensup iseler bile onların bir barış görüşmesinin hemen ardından böylesi bir saldırıyla katledilmesi İsrail”in Annapolis”teki zirveye en hafif ifadeyle hiç inanmadan katılmış olduğunu gösteriyor.

Toplantıya muhalefet edenlerin veya bunu dışardan değerlendirenlerin bunun umutsuzluğu konusunda bir düşünceye sahip olması zaten beklenen bir şeydi de, işin tuhaf yanı, bizzat İsrail ve Filistin tarafının da zirveden bir beklenti içinde olmaksızın bu toplantıya katılmış olmasıydı. Toplantıda ele alınması beklenen Kudüs meselesinde İsrail”in bugün inatla savunduğu pozisyondan bir adım geri atması konusunda ne kendisi bir umut vaat ediyordu ne de Filistin veya diğer katılımcı taraflar böyle bir adım bekliyorlardı.

Ehud Olmert”in herhangi bir görüşmede İsrail”in bugün ihtilaf konusu olan mevzularda İsrail”in devlet politikasından geri adım atması esasen mümkün görünmüyor. İhtilaf konusu olan Kudüs”ün statüsü konusu zaten İsrail devletinin varlık sebebi olarak görülüyor. Bu konuda ne Olmert”in ne de herhangi bir İsrail yöneticisinin geri adım atması mümkün değil. İsrail bütün modern niteliğine rağmen varlık sebebi tamamen dini bir idealin (zion) gerçekleştirilmesi olan bir devlet.

Örneğin, İsrail”de bir anayasa yoktur, çünkü kuruluş yıllarından itibaren girişilen anayasa tartışmaları devletin misyon tanımı ve İsrail”in vatandaşları hakkındaki tanımın Yahudilikle ilişkisi konusunda laikliği ve Ortodoks Yahudiliği aynı anda razı edecek bir formül geliştirilemediği için anayasa çalışmaları süresiz olarak askıya alınmış vaziyette.

Kudüs etrafında oluşturulan yerleşim yerleri Kudüs ile Arap-Müslüman dünyası arasındaki coğrafi irtibatı tamamen koparmayı hedefliyor ve görünürde bunu güvenlik gerekçesine bağlıyor olsa da İsrail”in bunu Kudüs”ü tek başına temellük etmek için yaptığında hiçbir kuşku yok. Hz. Süleyman tapınağının kalıntılarının bulunması ve yeniden inşa edilmesi için sürdürülen kazı çalışmaları, Türkiye”nin girişimiyle askıya alınmış olsa da, uzun vadeli bir devlet stratejisidir ve bunun Mescid-i Aksa”ya zarar vermemesi mümkün değildir. İsrail”in aynı zamanda bu zararı göze alan bir tutumu sürdürüyor olması barış görüşmelerini ucuz bir oyalama taktiği olarak gördüğünü açıkça gösteriyor.

Diğer yandan Filistin tarafı adına katılan Mahmut Abbas”ın Filistinliler adına taahhüt edebileceği hiçbir şey yok. Nasıl taahhüt edebilsin ki? Abbas, bugün Filistinliler açısından meşruiyetini ve temsil kabiliyetini her geçen gün daha fazla yitiren bir figür. Bütün meşruiyet kaynağını İsrail ve Amerika tarafından tanınıyor olmaya borçludur, ama bu durumun ona Filistin adına bir söz verebilmekten, verdiği sözü yerine getirme imkânından alıkoyan bir şey olduğunu da biliyor. Umudunu İsrail ve Amerika”dan Hamas”a karşı savaşma karşılığında aldığı desteğe bağlayan Abbas”ın Hamas mensuplarına karşı son zamanlarda yürütülen bütün İsrail operasyonlarının istihbaratlarını sağlayan kaynak olduğu biliniyor. Batı Şeria”da her gün en az 30-40 Hamas mensubu bu ihbarlarla İsrailliler tarafından tutuklanıyor. Bunu yaptıkça zaten çok zayıf olan meşruiyet ve temsil yeteneğini yitiriyor. Aksine Hamas temsil gücünü her geçen gün daha da pekiştiriyor. İsrail gerçekten çözüm istiyor olsaydı bu durumda Abbas”ı değil, Hamas”ı muhatap almanın yollarını arardı. Abbas”ın şu anda Filistinliler adına İsrail”e sonuçta işe yaramayan, hatta sorunu daha da büyüten istihbarat bilgisi dışında bir şey vermesi de mümkün değil.

Bu kısır sarmalı geçtiğimiz hafta Tel Aviv”deki Bar Ilan Üniversitesinde Arap-İsrail ilişkilerini de kapsayan bir konferans dolayısıyla bulunduğumuz esnada İsrailli katılımcılara açıkça anlattık.

Ancak İsrail”de devlet-toplum ve güvenlik algısıyla ilgili gördüğümüz genel manzara, İsrail tarafının bu konudaki tutum ve görüşlerinin geçici değil yapısal olduğunu bir kez daha anlattı. Bir sorunun asıl muhataplarının isimlerini duymak bile istemeyen İsrailliler barış görüşmeleri konusunda asla sonuç vermeyecek ama kendilerini barışmak isteyen taraf gibi gösterecek bir muhatabı üretmiş oluyorlar.

Bu politika ve bu muhatap kendilerine İsrail devletinin uzun vadeli stratejik (Siyonist) misyonunu yürütme konusunda zaman ve fırsat sağlayacağı için “sürecin” devamını aksatmamış oluyor.

Geçmişte Begin ve Sedat”ın, Barak ve Arafat”ın şimdi de Olmert ve Abbas”ın kameralardan eksik etmediği gülücükler ve el sıkışma görüntüleriyle bu sürece “barış süreci” olarak bakılması da temin edilmiş oluyor.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: