Prof. Dr. Yasin AKTAY

Ankara’da Kitap Limanı

Seksenli yılların sonları, doksanlı yıların başlarıydı. Ankara’da İslami kitapçılığın merkezi Hacı Bayram’dı. Caminin etrafındaki eskice dükkanlar arasında, epeyce kitabevi vardı. İçlerinde en geleneksel dua, namaz, hac ve ilmihal kitaplarının, Güllü Yasinlerin, hac malzemeleri, misvak, seccade ve esanslarla birlikte satıldığı bu dükkanlar bir kutsal ziyaret yerinin müdavimlerine ve beklentilerine hitap ediyordu.

Geleneksel Ankara’dan arta kalan mimari ve şehir yapısının ortasında, İslam öncesi tarihe de uzanan kalıntılarıyla Anadolu’yu İslamlaştıran irfan ehlinden Hacı Bayram türbesinin etrafı, ağır bir laiklik travmasından geçmiş ülkeden ve bilhassa Ankara’da İslam adına geriye kalan ne varsa ona tutunmaya çalışanların sığınağı gibiydi. Bu travmanın etkisiyle Hacı Bayram’ın dışında kalan dünyadan epeyce mücerret, tabiri caizse cari tarihten de epey uzaktı. Buna rağmen dindar insanlar için bu tarih ve dünya dışı kalmış mekan bir teneffüs yeri gibiydi. Ankara’daki İslami düşünce yayıncılığının da ilk mekanı burasıydı. Fecir Yayınları, merkezi İstanbul’da olan Pınar Yayınlarının Ankara şubesi, Nur Yayınları, Akçağ Yayınları, yetmişli ve seksenli yıllardan itibaren yeni İslami Düşünce yayıncılığının ilk nüvelerini burada veriyordu.

O yıllarda İslami düşünce yeni ufuklara ve arayışlara açılıyordu ama Hacı Bayram ortamı buna yeterli gelmiyordu. Hatırladığım kadarıyla o zamanlar Ankara’da Kızılay’da bir kitabevi açma fikri başlıbaşına İslami kitapçılık dünyasında önemli bir açılım olarak zikrediliyordu. Bu fikri ilk Necatibey Caddesindeki yeriyle Fecir Yayınları mı, yoksa Türk-İş Pasajının altındaki Birleşik Dağıtım mı uygulamaya soktu, hatırlamıyorum. Teyid etmek gerek.

Ama iki mekan da Kızılay’da İslami yayıncılığın ve kitapçılığın kısa sürede merkezi haline geldiler. Bir kitapçı dükkanından çok daha fazlasına ev sahipliği yaptılar. Bilhassa Birleşik Kitabevi mekânsal genişliği ve Kızılay’da olmasına rağmen bodrum katında, nispeten hemen yanıbaşındaki dünyadan hızla izoleye ve o dünyaya tekrar dönebilmeye imkan veren ortamıyla Ankara’daki ve Ankara’ya yolu düşen her kitapseverin uğrak yeri haline gelmişti. Taburelerde derin sohbetler, tanışmalar, tartışmalara imkan veriyordu.

Birleşik Kitabevi’nin sahipleri Metin Özer ve o yıllarda İlahiyat Fakültesinde öğrenci, sonradan araştırma görevlisi olan Gürbüz Deniz, kitap alanındaki ticari zekalarıyla dikkat çekiyorlardı. Kızılay’da kitabevi açmak bir yere kadar kolay da, onu sürdürebilmek, mali külfetine katlanabilmek o kadar kolay değildi. Metin ve Gürbüz bunu başaracak yaratıcı fikirler ortaya koyabiliyordu. Mesela kiloyla kitap satmak gibi bir uygulama vardı ki, herkesin diline düşen müthiş bir reklam etkisi yapmıştı o yıllarda. Sonra, bir garantili Arapça öğrenme seti hazırlayıp satışa sunmuşlardı.

Sanırım Kızılay’a bodrum katlarından doğru gelmiş olan İslami kitapçılığı bir de yerin üstüne daha iyi fikirlerle taşımak gibi fikirleri de vardı. Askıya alınmış bir fikir olarak kaldı sanırım. Metin Özer ve Gürbüz Deniz, Üniversiteye Hazırlık sektörüne hızlıca geçti. O sektörde Sınav Dergisini çıkardılar, bütün Türkiye’de şubeleri açılan Sınav Dershanelerini yönettiler. Sanırım başka sektörlerde de yine birlikte iş yapıp, adeta okyanuslar gezdikten sonra, şimdi gençliklerindeki hayallerini gerçekleştirecek hale gelerek Ankara’nın orta yerine muhteşem bir kitap limanı kondurdular.

O limandan her gün binlerce kitapsever, farklı düşünce okyanuslarından gelen kitaplarla, insanlarla ve düşüncelerle karşılaşıyor, istediğini seçip alabiliyor, aklında olmadığı halde orada karşılaştığıyla tanış olup onu da alabiliyor.

Ankara’da, Çukurambar’da açılan muhteşem Kitap Limanını ilk günden itibaren ziyaret ediyorum. İlk gördüğüm anda değerli dostlarım Metin Özer ve Gürbüz Deniz’in kitapçılıkla ilgili hikayeleri gözümün önünden bir film şeridi gibi geçiyor, sadece bu hikaye bile bu limanı anlamlandırmaya yetiyor.

Liman’da hiçbir şeyden sakınılmamış. Her şey her türlü kitap okuyucusunun isteklerine ve zevklerine göre tasarlanmış. Mekan oldukça geniş olunca rahatlıkla bütün bu ihtiyaçları görüp karşılayabilmeye imkan vermiş, ama istenseydi santimetresine kadar bütün mekan başka türlü de tasarlanabilirdi. Oysa Liman’da kitap okuyucusunun paralı olup olmaması önemli değil. Parasız okuyucunun bile saatlerce takılıp istediği kitabı satın almadan kütüphanedeymiş gibi okuyabileceği bir ortam düzenlenmiş. Her kitap rafının hemen yanıbaşında küçük sandalye-masa, üst katta gruplar için okuma veya tartışma, düşünce atölyesi odaları ve farklı okuma ve çalışma ortamları. Uzun süre kalanlar için çay, kahve servisi, kafeterya hizmetleri.. bu paralı tabii. Tertemiz tuvaletleri ve yine hiçbir malzemeden kaçınılmamış pırıl pırıl mescidiyle de kitap ortamını, gerçek bir hayat alanına dönüştürmüş bir Liman.

Tabii soldan, sağdan her türlü kitabı bulabildiğiniz bu kitabevinin Ankara’da, hatta İstanbul’da emsali yok.

Doksanlı yıllarda İslami kitapçılığı Hacı Bayram’dan, bodrum katında da olsa Kızılay’a taşımak suretiyle yapılmış bir devrimin çok daha ötede bir tekrarıyla karşı karşıyayız. Bu sadece İslami kitapçılıkda değil, genel anlamda Türkiye’deki bütün kitapçılık düşüncesi ve uygulamasında muhteşem bir açılım. Metin ve Gürbüz’ün bu işi para kazanmak için yapmadıkları, çok severek, inanarak, adeta gençlik hayallerini gerçekleştirmek üzere yaptıkları o kadar bariz ki… İnsan bu saygıdeğer düşüncenin en azından kendini sürdürebilmek üzere para kazanmasını da arzu ediyor.

İsim dolayısıyla herkesin aklına ilk gelen espriyi sonda da olsa ihmal etmeyeyim.

Ankara’da liman olursa, böyle olur.

Metin Özer ve Gürbüz Deniz’i, insanda, kapandığımız dünyalardan farklı dünyalara açılma duygusunu tetikleyen bu Liman dolayısıyla tebrik ve teşekkür ediyorum.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: