Prof. Dr. Yasin AKTAY

Anayasa yapan toplum

Yeni ve sivil Anayasa hazırlıklarına, daha ortaya kesinleşmiş bir taslak çıkmamış olduğu halde, yoğun tartışmaların eşlik etmesinde yadırganacak bir durum yok. Türkiye toplumu, tarihinde ilk defa “toplum olarak” anayasa yapmaya kalkışıyor.

Kolay değil, ortaya çıkacak olan Anayasa, Türkiye”de yaşayan insanların ilk defa kendi iradeleriyle, birbirleriyle sözleşme yaparak bir arada yaşamanın tadına varmalarını sağlayacak bir metin olacak.

Anayasalar tabiatları veya tanımları gereği toplumun unsurlarının, üyelerinin birbirleriyle müzakerelerinin sonucunda oluşmuş sözleşme metinleridir. 1876 yılından beri Anayasa kültürüne aşinadır Türkiye, ancak bu süre zarfında tanımın gerektirdiği şekilde hiçbir zaman Anayasalar toplumun katılımıyla gerçekleşmiş değildir. “Toplum sözleşmesi” olan metinler yukarıda birileri tarafından, “halk adına” kotarılmış, halka olağanüstü şartlarda, karakolda baskı altında imzalatılan ifadeler gibi kabul ettirilmiştir. O yüzden yeni anayasanın muhtemel bir referandumda daha az kesimin oyunu alma ihtimaline şimdiden hazır olalım, ama bu kimseyi caydırmasın ve şaşırtmasın. Bu konuda söz söyleyecekler veya oy verecekler, bu sefer kendi özgür iradeleriyle davranma fırsatı bulmuş olacakları için bunun çok daha geçerli bir sözleşme olacağından hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

Anayasa sözleşmesinin tarafları olarak toplumun bütün unsurlarının özgür iradeleriyle tartışmaya getirecekleri katkılar bu açıdan çok önemlidir. Bu, pek alışmadığımız veya en azından sık yapılmayan bir iş olduğu için kopacak olan fırtınalar biraz garip ve ürkütücü gelebilir.

Yeni Anayasa”nın hazırlığında en çok dikkatli olunması gereken nokta tam da budur. Güçlü bir siyasi kumanda sergilenmezse haklarıyla orantısız güçlere sahip olanlarca bir bardak suda koparılan her fırtınanın bizi tekrar mevcut anayasanın sahillerine geri getirme ihtimali çok yüksek.

Henüz bilim kurulunun ortaya koyduğu metne hükümet kanadının nasıl bir şekil verdiği net olarak otaya çıkmadı. Ancak eğer şu ana kadar duyulanlar doğruysa, yani “başlangıç” bölümünün, Prof. Özbudun başkanlığındaki akademik kurulca hazırlanan metin bir kenara bırakılarak mevcut anayasadakini devam ettirme yönünde bir irade sergilenecekse, yeni Anayasa”nın kısa bir sürede şimdikini aratacak hale gelebileceğinden endişe duyabiliriz. Türkiye”nin önüne tarihi boyunca çok nadiren nasip olabilecek bu fırsat gelmişken, bunun küçük redaksiyonlarla geçiştirilmesi gerçekten yazık olur.

Fincancı katırlarıyla ilgili kaygıları rahatlatacaksa, şunu da söyleyelim: Anayasa yapma tecrübesinden geçmiş bir ülke içinde insanların birbirleriyle ilişkileri de çok daha sağlıklı bir raya oturacaktır. Öyle ya şimdiye kadarki beraberliğin hangi hukuka, hangi temele dayandığı noktasında hiç kimsenin hiç kimseye içine sinerek gösterebildiği hiçbir tatminkâr referans yoktu. İnsanlara dayatılmış bir sözleşme en temel şartından, ahlâk şartından yoksun olduğundan, insanların da ona karşı etik sorumluluğunu tesis etmekle ilgili bir sorunu hep vardı. O yüzden anayasa neresinden delinirse, delenin yanına kâr bırakan bir fırsat alanı haline gelmiştir.

Tarifine ve tabiatına uygun bir şekilde hazırlanacak olan Anayasa millet ile devleti uzlaştırmak gibi bir role sahip olacak deniliyor ya, doğrusu böyle bir anayasa süreci devleti doğrudan toplumun veya milletin devleti haline getirecektir. İsmet Berkan”ın bu konudaki uyarısına katılmamak mümkün değil: Taslakta devlet sürekli gözetilmesi gereken, hakkı, özgürlüklerden, haklardan feragat olarak ödenmesi gereken bir taraf olarak resmedilmeye devam ediliyor. Oysa Anayasa toplum ile devlet arasında bir sözleşme değil, bizzat devleti var eden, devlete mantık ve meşruiyet kazandıran, toplumun unsurları arasındaki bir sözleşmedir. Anayasada devlet bir taraf değildir, devletin kendisi ancak bu sözleşmeyle mümkün ve meşru hale gelir. Devlet bu sözleşmeden önce veya bu sözleşmenin üstünde bir şey değildir.

Ancak yine kuşkusuz böylesi bir “sözleşme süreci”, modern devletin oluşum tarihi açısından da oldukça ileri ve bir o kadar da heyecanlandırıcı bir konsepttir. Aydınlanma”nın meşhur sözleşmeci filozoflarının müktesebatını yedeğine alan modern ulus-devletler önceden kotarılmış metinleri sözleşme diye halka dayatmaktan başka bir yolla var olamadılar. Toplumun bütün unsurlarının değil, ancak hâkim unsurlarının uzlaşmasıyla oluşturulmuş ve yine benzer demokratik yanılsamalarla halka benimsetilmiş anayasalarla…

Ancak dünya artık ulus-devletlerin ilk kurulduğu zamanların dünyası değil. Anayasaların artık ismiyle müsemma toplumsal sözleşmeler haline gelmesi muasır ve reşit toplumların kıstasıdır.

Anayasasını kendisi yapmak, bir toplumun rüştünü ispatlamasının en temel koşullarındandır.

O yüzden anayasa sürecinin gürültülü olması sürecin sağlıklı çalıştığının işaretidir. Gürültü işin tabiatındandır ve bu süreci “durdurmak” veya “ıskalamak” için kimseye bir mazeret temin etmez.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: