Prof. Dr. Yasin AKTAY

Anayasa Mahkemesi”nin abdestsiz namazı

Adama sormuşlar ya, “Abdestsiz namaz olur mu?” diye. Adam da hiç istifini bozmadan cevap vermiş ya: “Ben kıldım, oldu” diye.

Anayasa Mahkemesi”nin daha önce 367 krizine dair kararı, sonra 411 oyla kabul edilen ve başörtüsü yasağını tümden kaldırması hedeflenen anayasa değişikliğine dair kararı, hatta çok daha önceden başörtüsü yasağını tesis eden kararı hep abdestsiz kılınmış namazlar gibiydi. Usule uyulmadan gündeme alınmış ve karara bağlanmış davalarla ilgili daha iyi bir niteleme olamaz herhalde.

Anayasa, kendisine Anayasa değişikliğini esastan inceleme yetkisi vermemiş olduğu halde esastan incelemeye kendi kendini yetkilendirerek karar vermiş ve egemenliğe en büyük ortak olduğunu ilan edivermişti.

Aynı şekilde iptal kararlarında, yeni bir uygulama tesis edecek şekilde karar veremeyeceği yine Anayasa tarafından kendisine net bir biçimde hatırlanmış olduğu halde, iptal kararının üzerine başka hiç bir yasada olmayan bir başörtüsü yasağını iliştirivermiş ve bu utanç verici yasakla Türkiye otuz yıldan fazla bir zaman oyalanmak zorunda kalmıştı.

AYM”nin geçmişte bütün sistem üzerinde kurduğu vesayetin bizzat Anayasa tarafından kendisine tanınmış olduğu düşünülmüştü. Bir anayasa değişikliği ile kendisine sınırları daha net bir biçimde hatırlatıldığında, biraz da üye sayısı ve seçilme tarzı üzerinde çalışıldığında vesayetçi tarzının giderilebileceği düşünülmüştü. Böylece AYM bir daha abdestsiz kıldığı namazları yazamayacaktı.

Oysa sözkonusu değişikliklerin hepsi yapıldığı halde, bir kaç yıl içinde AYM”nin aynı tarzı tekrar nüksetti. Anayasada kendisine tanınmamış görevleri ve yetkileri kendi kendine verdiği kararlarla yazarak oldu bitti uygulamalara geri dönmüş oldu. Anayasa açıkça “iç hukuk yolları tükendikten sonra” yapılmış başvurulara bakabileceğini söylemişken, henüz hiç bir hukuk süzgecinden geçmemiş başvuruları da isteğine bağlı olarak kabul edip karara bağlamaya başladı. Yasa başvuruların bireysel ve herhangi bir olaydan doğrudan etkilenen birileri tarafından yapılmasını gerektiriyor, yapılan başvurularda bu şart da gözetilmiyor. Twitter hakkında verilen karar böyle, nitekim.

AYM aslında bu kararıyla önemli bir tercihte bulunmuş oluyor ve kendi görev alanını genişletmeyi beraberinde getiren bu tercihin kendisine çok ağır bir maliyeti oluyor.

Bu saatten sonra herkese, iç hukuk yollarını tüketmeden de, hatta neredeyse başlatmadan da AYM”ye başvurma imkanı doğabilir. Twitter kararı emsal alındığı takdirde bu türden bütün davalar AYM”ye gelebilir. Bu da hem Türkiye”deki bütün mahkemeleri, yargıtayı, danıştayı hatta şimdilerde görünen kadarıyla YSK”yı gereksiz kılabileceği gibi bunların toplam iş yükünü de AYM”nin üstlenmesi anlamına da gelebilir.

Aslında AYM sadece twitterla ilgili başvuruda değil, buna benzer binlerce başvuruyu zaten kabul etmiş durumda ve bundan dolayı, şu anda gündemindeki başvuruların oluşturduğu iş yükü kurumunu neredeyse işlemez hale getirmek üzere. Bu anlayışla devam ettiği takdirde kendisine yapılan başvuruları neticelendirmesi bir kaç yılı alabilir. Bu da 12 Referandumunda yapılan ve “bireysel başvuru hakkını tanıyan” düzenlemeden murat edilen maksadı tamamen aşan bir gelişme. Üstelik bu gelişmenin tek sorumlusu AYM”nin bütün davaları süzmeden kabul etme konusunda sergilediği bu anlaşılmaz iştah.

Aslında bu iştah iktidar ve egemenlik mantığı açısından çok da anlaşılmaz değil. Biraz da AYM”nin kararlarının kesin ve bağlayıcı olmasının sağladığı aşırı bir iktidar alanı var. 12 Eylül referandumuyla yapılan düzenlemelerin bu iktidar alanının bir daha üyelerince keyfi biçimde kullanılamayacağı düşüncesi doğursa da, o iktidarın fazlasıyla ayartıcı olduğu bugün anlaşılıyor.

O makam ve boşluktan doğan potansiyel, insana kendisini başka türlü hissettiriyor demek. O muktedirlik hissi, kısa bir süre içinde kendisini bağımsız ve hükmedici bir güç olarak, hatta diğer kuvvetlerle boy ölçüşen bir güç olarak konumlandırmaya yöneltebiliyor. Varlığını ve meşruiyetini yasamadan, yani milletten, milletin siyasetinden aldığını unutuyor. Böylece kendi görevini yapmayarak “bireysel başvuru hakkından” doğan güzelim avantajdan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını mahrum bırakmış da oluyor.

Usule uymasa da kararı bu kadar bağlayıcı ve denetlenemez olunca, AYM bolca abdestsiz namazlar kılacak biz de bolca bu namazın sıhhatini tartışmakla yetineceğiz.

Veya, tabii ki bununla yetinmeyecek, siyaset içinde gereken çareleri aramaya koyulacağız.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: