Prof. Dr. Yasin AKTAY

Anayasa Mahkemesi ne yaptığının farkında mı?

Twitter”a erişim engeline dair Türkiye”nin daha önce başlatmış olduğu uygulamayı Türkiye Cumhuriyeti”nin Anayasa Mahkemesi durdurarak ilginç ve tartışmalı bir karara imza atmış oldu.

Kararı tartışmalı kılan her şeyden önce AYM”ne yapılmış olan başvurunun iç hukuk yollarını tüketmemiş olması.

Tüketmek ne kelime! Daha hiç birine müracaat bile edilmemiş. Yani başvuranlar 1. dereceden mahkemeler yerine doğrudan AYM”ye başvurmuş, mahkeme de bu usul yanlışını hiç önemsemeden, zahmet edip buraya kadar gelmiş bu bireyleri boş çevirmemiş, istedikleri kararı bir kaç gün içinde verivermiş.

Oysa Anayasanın AYM”nin sınırlarını tarif eden ilgili 148. maddesi bireysel başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarını tüketmiş olmayı şart koşuyor.

AYM”nin gündeminde beklemekte olan bir sürü doğrudan ve gerçek bireysel hak ihlalleriyle ilgili başvurular varken, üstüne vazife olmayan böyle bir hususu alelacele karara bağlaması hukuk sistemimizdeki müzmin “keyfilik” sorununu yeniden karşımıza çıkarmış oluyor.

Keyfilik, yargıçların kendilerine tanınmış sınırlara uymak yerine oldubittiye getirerek, kendi yasal sınırlarını genişletmeleri ve öngörülemeyen şekillerde kararlar vermesidir.

Usul esasa mukaddemdir. Usule uymaktan kendine keyfi biçimde muafiyet üretebilen AYM”nin verdiği kararın politik bir desteğe sahip olması bu hukuk faciasının üstünü örtmemeli. Ayrıca twitter hususunda neden böyle bir desteğe sahip olduğu da ayrıca tartışmalı.

Twitter şirketi dünyanın Amerikalı ve Avrupalı ülkelerinin yasalarını ve hassasiyetlerini tanıyor, oralarda temsilcilikler bulundurup oralara vergilerini ödüyor. Buna karşılık Türkiye”de twitter üzerinden işlenen ve bir çok bireyin doğrudan mağduriyetine yol açan suçlara dair yapılmış mahkeme kararlı başvuruya cevap bile vermiyor. Türkiye”de bu tür sorunlarda muhatap olunacak bir temsilci bile bulundurmuyor ve ticari faaliyet yürüttüğü halde Türkiye”ye vergi vermiyor.

Daha önce de söylediğimiz gibi, Türkiye”nin Twitter için aldığı karar aslında basitçe kendi vatandaşını korumaktan, kendi vatandaşının dünyadaki saygınlığını artırmaktan başka bir amaca matuf değil.

Bu konuda twitter şirketi ile belli bir müzakere bu süreç ve bu uygulama dolayısıyla başlatılmış olup belli bir aşamaya da gelinmişti. AYM tam bu esnada Anayasa”nın üstüne vazife yazmamış olduğu bir hususta devreye girmek suretiyle ABD”li bir ticari kuruluş ile son derece haklı olduğumuz bir hususta yürütülmekte olan bir müzakerede Türkiye”nin elini zayıflatan bir karar vermiş oldu.

Asıl bu kararla AYM bundan sonra twitter eliyle doğabilecek mağduriyetlerine karşı TC vatandaşlarını da koruyabilecek midir? Elbette ki, hayır.

Ne AYM”nin ne de herhangi bir uluslararası hukuk kuruluşunun böyle bir imkanı var. Aslında, bu durumda güvenilebilecek tek şey siyasettir ve AYM bir hukuk kararı değil, siyasi bir karar vererek yabancı sermayeye karşı TC vatandaşını korumaya çalışan siyasete çelme takmıştır. Üstelik bunu yaparken de o şirketi değil kendi vatandaşını korur gibi yaparak en iyi ihtimalle hiç bilmediği bir mevzuya dalarak pişmiş aşa su katmıştır.

Nitekim hukuki açıdan olayla ilgilenmesi gereken yerde yine görev tanımı gereği, diğer şartları atlasak bile, bir başvuruyu kabul edebilmesi için bile bireysel başvuruyu yapanların olaydan doğrudan etkileniyor olmaları ve mağdur olmaları gerekiyor. Oysa herkes biliyor ki, twitter için başvuran bireyler istedikleri takdirde VPN geçişiyle kolaylıkla twittera da girebiliyorlar. Dahası ifade özgürlüğünün kısıtlanması söz konusuysa, twitter insanların kendilerini ifade edebildikleri tek mecra değil. Burada mağdur olma ihtimali olan tek taraf twitter şirketinin kendisi. Türkiye”nin talebi ise tümden kapatılması değil, TC ve vatandaşlarının hukukunu tanıması, onların bireysel haklarına saygı duyması.

Ortada bu kadar net bir ihtilaf varken, kendini bilen her TC vatandaşının bu duyarlılığı sergilemesi ve hükümetin ortaya koyduğu tepkiyi desteklemesi beklenirdi. Oysa AYM yetkisini bile aşarak verdiği bu kararla TC vatandaşlarının hukukunu yabancı şirketlere çiğnetmenin yolunu açmış oldu.

Hal buyken, AYM kararını büyük bir zaferle karşılayanlara hayret etmemek mümkün değil. Hükümetiyle, vatandaşıyla açıkça Türkiye”nin aleyhine olan bu karara bu kadar seviniyor olmak doğrusu ciddi bir sağlık sorununu işaret ediyor.

Kendi hukukunu, devletini, bireysel haklarını küstahça tanımamakta ısrar eden bir uluslararası ticari şirketin Türkiye”de bu kadar çok gönüllü, ne gönüllüsü, militan gibi, avukatlarının olması size de tuhaf gelmiyor mu? Bu nasıl bir dava heyecanıdır ya rab?

Aslında sosyal medyanın Türkiye”yi yansıtmaktan ne kadar uzak olduğu, o alemin gerçek dünyadan ne kadar kopuk olduğuyla ilgili 30 Mart yeterince uyandırıcı olmuş olmalı.

Buna da uyanmadıysalar, iyisi mi biz “iyi uykular” deyip işimize bakalım.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: