Prof. Dr. Yasin AKTAY

Almanya’nın park yerine saplanan demokrasisi

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın Almanya’nın Stuttgart kenti yakınlarında yapmayı planladığı toplantı, katılması beklenenlerin ihtiyacını karşılayacak yeterli park yeri olmadığı gerekçesiyleGaggenau Belediyesince tek taraflı olarak iptal edildi. Türkiye bunu ifade özgürlüğüne karşı açık bir ihlal ve Türkiye’ye karşı iyi niyetle ifade edilemeyecek bir hareket gördü doğal olarak.

PKK’lısından FETÖ’cüsüne kadar Türkiye aleyhtarı bütün faaliyetlere izin veren Almanya bu müsamahasını genellikle ifade özgürlüğüne duyduğu saygıya bağlıyor. Yeri geldikçe de Türkiye’ye ifade özgürlüğü konusunda ahkam kesmekten de hiç geri durmuyor.

Ancak Bekir Bozdağ’ın ifadesini kısmakla ifade özgürlüğü konusunda yeri geldiğinde ne kadar “seçici” olduğunu göstermiş oluyor, ancak daha önemlisi gösterdiği bahaneyle ifade özgürlüğünü kısmanın mümkün usturuplu yolları konusunda çok önemli bir becerisini de sergilemiş oluyor.

FETÖ ve PKK’nın eylemlerini aslında rahatlıkla basit ifade özgürlüğü kapsamında değil, bilakis teröre övgü ve destek kapsamında olduğu için rahatlıkla engellemek için yeterince sebebi ve meşruiyeti varken bu yola başvurmayıp bu tür faaliyetlere izin vermesi, aslında basitçe bir tercihten ibarettir.

Buna mukabil tamamen barışçıl ve demokratik bir içeriği olan, Türkiye’nin bir bakanının kendi vatandaşlarıyla birlikte icra edeceği bir programa “park yeri sorunu” dolayısıyla engel çıkarması bu tercihin yönünü daha bir açıklıkla ortaya koyuyor. Belli ki Almanya’nın Türkiye’deki referandumla ilgili tercihi PKK’nın ve FETÖ’nün tercihi ile aynı istikamette.

Bunu netleştirdikten sonra tabii ki Almanya’nın tercihinin neden bu istikamette olduğunu sorgulayabiliriz. Ama ondan önce Almanya’nın demokratik faaliyetler, ifade, örgütlenme ve siyasi faaliyetlerle ilgili demokratik sınırlarını hangi tekniklerle ortaya koyduğunu ve bu tekniklerle ortaya nasıl bir demokratik ifade, gösteri ve örgütlenme alanı oluşturduğuna dikkat etmek gerekiyor.

Açıkçası Almanya ifade özgürlüğünü kısıtlamak, istemediği muhalefetin kendine alan oluşturmasını engellemek için açıktan tavır koymak yerine kanunları, mevzuatı istediği gibi kullanarak yok edici bir baskı oluşturuyor. Bunu yaparken yargı ve mevzuat en önemli silahı sağlıyor kendisine. Bu konuda Türkiye ile ilgili her zaman özel bir siyaseti olduğu kuşku götürmez bir gerçek. Anayasayı Koruma Kurumu adı altında, istediği örgütlü yapıyı tehdit kapsamına sokup onun üzerine gittiğinde o örgütlü yapı ne kadar barışçıl ve demokratik olursa olsun daha da iflah olmaz Almanya’da, çünkü bütün varlıklarına hemen el konulur ve yakın takibe alınır.

Şu sıralar Türkiye’nin FETÖ ile ilgili olağanüstü hal uygulamalarını demokrasi ihlali gibi gören ve Türkiye’ye bu yoldan insan hakları dersleri vermeye kalkan Almanya mevzu kendi güvenliği olduğunda demokrasi ve ifade özgürlüğü sınırlarını nasıl kısıtlayabildiğinin sayısız örneği var.

Geçmişte Deniz Feneri Derneği‘ne karşı yapılan operasyon ve yargılama sürecinde bir hayır ve yardımlaşma faaliyetini baştan itibaren bitirme niyet ve saikiyle yola çıkmış olduğu çok netti. Gerisi kılıfını uydurma meselesiydi. Bu operasyonda FETÖ’cü unsurlardan da önemli bir lojistik destek almış olduğu bugün daha net görülüyor. Türkiye’de ve Almanya’da Deniz Feneri’nin kurduğu yardımlaşma ağı ve kültürü açıkça FETÖ’nün Himmet çarkının ciddi bir rakibiydi ve bütün rakiplere yapılan ona da yapılmıştı. FETÖ, ismini bile bulaştırmadan o operasyonu tamamen kardeş (!) Almanya yargısına yaptırıvermişti.

Federal Almanya’dan Bozdağ’ın etkinliğinin iptaline dair yapılan açıklama, başka bir özgürlük kısıtlama taktiğini ele verdi doğrusu. Bu sefer de, sorumluluk yerel yönetime atıldı. Neticede Almanya’nın demokrasiyle, siyasi faaliyetlerle ilgili sınırları o kadar fazla ki, bu sınırlar içinde ancak izin verilenler yol alıp bir varlık ortaya koyabilir.

Ülkede siyaset yapanlar öyle veya böyle bu sınırları kabul etmiş olduğu için bir sorun var gibi görünmüyor ama aynı Almanya benzer sınırları başka ülkelerde demokrasinin yokluğunun bir işareti olarak görebilir. O kendi rejimini korumak için en faşizan baskıları, en akıl almaz kısıtlamaları yapmayı bir hak olarak görür. Ama Türkiye’nin yıllardır kanını emen cani terör örgütüne karşı verdiği mücadelenin orta yerinde terör yasasını değiştirmesini ve teröristlere daha rahat faaliyet alanı sunmasını talep edebilir.

Gezi hadisesi esnasında eylemcilere karşı uygulanan şiddet dolayısıyla Türkiye’yi şiddetli bir biçimde eleştiren Almanya’nın kısa bir süre sonra Hamburg’daki protesto gösterilerine karşı sergilediği akıl almaz polis şiddetini “huzuru bozanlara karşı uygulanması gereken haklı ve doğal bir tedbir” olarak sunmuştu. Aslına bakarsanız sunduğu da yoktu, basını olay yerinden uzak tutarak yaptığı karartma ile o protestoların dünyada görülmesini bile engellemişti.

Almanya bir tercih yapıyor, doğru. Bu tercihiyle FETÖ ve PKK ile yanı safta yer alıyor. Onların Almanya’daki faaliyetlerine, barınmalarına göz yumarken, Türkiye’deki durumlarını iyileştirme çabalarından da geri durmuyor. Sebeplerini Türkiye olarak elbette anlamakta zorlanıyoruz. Almanya bunu neden yapıyor? diye soruyoruz, sormaya da devam edeceğiz.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: