Prof. Dr. Yasin AKTAY

Almanya’dan entegrasyon manzaraları

Yaz aylarında Türkiye’de yurtdışından gelen işçi ailelerinin yollardaki, tatil beldelerindeki veya kendi şehirlerindeki yoğunluğu Türkiye’nin alışıldık Yaz manzaralarından biri. Bu manzaranın bir de Almanya’daki karşılığı var. Almanya’nın birçok şehrinde sokaklar, caddeler, alış-veriş mekânları resmen tenhalaşıyor. Birçok faaliyet duruyor, büyük bir durgunluk yaşanıyor. Memlekete gidenlerin dışında kalan, “gidemeyip kalanların” hasretli duyguları sökün ediyor şehirlere, bir anda ölü şehirler çıkıyor ortaya. Normalde Batılı şehirlerin olağan görüntüsüdür aslında bu. Sokaklarda insan görünmeyen şehirler Batı’ya özgüdür. Belki Almanya’nın şehirleri, diğer Batı şehirlerinden farklı olarak Türkler sayesinde biraz insani bir hayat buluyor.

Almanya’daki Türklerin entegrasyonuyla ilgili sorunların sosyolojisini yapmak için o yüzden bu zamanlar pek uygun değil. Buna rağmen biz Almanya’da şehir şehir dolaşarak buna dair görüntüler yakalamaya çalışıyoruz.

Almanya’nın artık üçüncü kuşağını yetiştirmeye yüz tutmuş Türkleri, giderek kendilerine ait hayatın bütün boyutlarını, renklerini ve kurumlarını üretmiş durumdalar. Türkiye’de varolan bütün siyasal, kültürel ve etnik bütün renklerin bir uzantısı var ve bu uzantılar başta Türkiye’nin gündemini olduğu gibi buraya taşıyan, gözü arkada bir misafir nüfustan ibaret idiyse de, şimdi buraya ait gündemleri giderek daha fazla baskın çıkan, Alman-Türkleri haline geliyorlar. Almanya’nın Alevisi-Sünnisi artık Türkiye’den taşıdığı gündemle sınırlı kalamıyor. Almanya’da onu her gün karşılayan sorunlar onu başka türlü bir kimlik, başka türlü bir gündem ve kültür üretmeye zorluyor. İlk kuşaklar arasında aynen devam etmekte olan soğukluklar, ikinci veya üçüncü kuşak Alevi ve Sünniler arasında çok başka türlü buluşmalar ve birbirini keşiflerle devam ediyor.

Almanya’nın Kürdü de burada başta PKK’nın adam devşirdiği kaynaklardan biriyken, Almanya’nın ekonomik ve sosyal şartlarının zorlamasıyla bu kaynak giderek çok daha kıt bir hale geliyor. Almanya’da bir şekilde oturum veya vatandaşlık almış birinin artık örgütün şiddet faaliyetlerine prim vermesi kolay olmuyor. Almanya’nın Kürdü giderek Türkiye’nin Kürdü ile ayrı bir dalgaya düşmeye başlıyor. Almanya’da kendi kültürünü korumanın telaşı onu yine İslam’da bir kimlik bulmaya sevk ediyor.

Almanya’nın entegrasyon politikaları Almanya’da yaşayan ve entegre olmaya aslında dünden razı olan Türklerin milliyetçilik duygularını daha fazla pekiştirerek, tersinden entegrasyonu engelleyen bir süreç olarak işliyor. Vicdan testi, vatandaşlığa yeni kabul edilecek Türklerde nihai planda Alman kültürü ve kimliğine uyumu hedeflerken henüz gündeme gelmeden bile Alman kimliği hakkında büyük bir güvensizlik ve “ötekilik” algısının oluşmasına yol açıyor.

Alman televizyonları okullardaki hırçın ve asi Türk öğrencilerin görüntülerini sık sık “uyum sağlayamayan” Türkleri temsil etmek üzere gösteriyor. Oysa o görüntüler Almanya’ya uyum sağlayamamış Türklerin değil, aksine fena halde uyum sağlamış Türklerin görüntüsünü oluşturuyor.

Çünkü o, kendi kültürüne bağlı bir ortamda yetişmiş hiçbir Türk’ün sergileyebileceği bir görüntü değildir. Uyuşturucu, alkol kullanımı, okullarda şiddet hiçbir zaman Türkiye’den getirilen bir alışkanlık değil ki… Bu batağa sürüklenmiş Türk gençleri önce Almanya’daki zevk, eğlence ve gençlik kültürlerinin içinden geçerek bu hale geliyorlar. Daha açıkçası Alman gençlerinin büyük çoğunluğu zaten bu “uyum sağlayamayan Türkler” olarak sunulanların durumunda ve Türk gençlerinin bu hale düşenleri Alman gençlerini taklit edenlerinden oluşuyor. Yoksa aslında Alman gençlik kültürüne yeterince entegre olamamış hiçbir Türk genci böyle bir görüntü vermiyor.

Almanya’nın entegrasyon politikalarının nihai hedefi hakkında genel bir belirsizlik var. Bu belirsizlik Türk tarafında kast edilenin tamamen asimilasyon olduğu duygusunu her geçen gün daha da pekiştiriyor. Almanca bilgisi ve eğitim çok önemli sayılıyor, ama eğitim sürecinde Türklerin basamakları tırmanması karşısında Türklerin önüne yasal değilse bile çok önemli psikolojik ve keyfî-uygulamalı engeller konuluyor. Bu konuda BM’in raporunda Almanya eğitim sistemi 2005 yılında yabancılara karşı ayırımcılık eleştirisine maruz kalmış durumda. Eğitimde veya sosyal hayatta başarılar kat edildikçe, Türklerin yabancılığı hatırlanmaya başlıyor ve bu da bir tür Alman milliyetçiliğini tetikliyor. Entegre olmanın anlamı bu durumda Türklerin vatandaşlık durumunda bile ülkenin eşit vatandaşları olmaları anlamına gelmiyor bir türlü. Çünkü Türk’ün başarılı entegrasyonu Türklere karşı ayırımcılığı daha fazla besliyor. Bu da entegrasyon politikalarının en büyük paradoksunu oluşturuyor.

Bu süreçte görülecek daha çok manzara var.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: