Prof. Dr. Yasin AKTAY

Almanya”daki gurbetçilerin şahitliği

Başbakan Erdoğan”ın Şansölye Merkel”in davetine icabeten gerçekleşen Almanya ziyareti hem Türk-Alman ilişkileri açısından hem de Türkiye”nin AB ile ilişkilerinin geldiği düzey açısından referans alınacak veriler ortaya koydu.

Başbakan”ı Berlin”de otelinin önünde karşılayan büyük ve coşkulu kalabalıklar muhtemelen Almanların kendi seçim kampanyaları esnasında bile pek aşina olmadıkları bir görüntü ortaya koyuyordu. Bunun sadece orada yaşayan Türklerle ilgili olmadığı da çok açık çünkü daha önce Türkiye”den başka bir lidere yönelik de bu türden bir teveccüh olmuyordu.

Şahsına yönelik içerde ve dışarıda saldırılar arttıkça Erdoğan”a ilginin ve bağlılığın daha fazla artıyor olduğu görülüyor. Yurtdışında ve bilhassa Almanya”da yaşayanlar için bu durumu anlamak hiç de zor değil. Son 11 yıldır Türkiye”nin dış görünümünden birinci dereceden etkilenen onlar oluyor. Türkiye”nin 11 yıl içinde nereden nereye gelmiş olduğunu bilfiil hissederek, yaşayarak onlar görüyorlar.

Başbakan Erdoğan”ın siyasi bir tartışma içinde olduğu her durumda büyük bir vefa borcunu ödercesine bir coşku ve heyecanla koşup geliyorlar. Şahitlik etmeye geliyorlar; 11 yıldır Türkiye”nin nasıl idare edildiğine, bu idare sayesinde başlarının yurtdışında nasıl dik hale geldiğine, büyük ihtimalle ya siyasi veya ekonomik sebeplerle kaçmak zorunda kaldıkları ülkelerinin şimdi bu adam sayesinde nasıl bir cazibe merkezi haline geldiğine şahitlik ediyorlar.

Bu görülmemiş coşku, Alman siyasetinin de giderek dikkate almak zorunda kaldığı bir gerçeklik oluşturuyor. Türkiye hakkında nasıl bir tartışma olursa olsun bu manzaranın da anlattığı bir şey oluyor ve nihayetinde daha fazla dikkate alınmak durumunda kalan bu oluyor.

Şansölye Merkel, basın toplantısında, bir çoğu kendisinin de vatandaşı olan bu kalabalıklara Erdoğan üzerinden selam gönderiyor. Erdoğan da bu selamını bütün içtenliğiyle salonda aktarırken kurduğu iletişim Türkiye ve Almanya siyaseti arasında var olan yeni gerçekliği de gözler önüne seriyor.

Aslında Merkel”in siyasi çizgisi tam olarak değilse bile arka arkaya üç seçimde oylarını artırarak iktidara gelmiş olması ve Alman halkı tarafından benimsenmesi Erdoğan”la ortak yanları. 2013 yılının sonunda gerçekleşen seçimlerde Merkel oylarını artırarak iktidara gelse de oyların dağılım şekli ve baraj dolayısıyla tek başına iktidar olamadı. Eski ortağı FDP barajın altında kaldığı için de başka bir koalisyon arayışına yöneldi ve küçük bir parti yerine ana muhalefet partisi SPD ile koalisyon kurarak temsil itibariyle çok güçlü bir iktidar kurmuş oldu.

SPD”nin Türkiye”ye karşı tavrı öteden beri olumlu olarak bilindiği için bu koalisyonun Türkiye”nin AB”ne girişine karşı tavrını olumlu yönde etkileyeceği bekleniyor ki, olumlu adımlar yavaş yavaş atılmaya başladı. İlk adımda Almanya”daki Türklerin en büyük beklentilerinden biri olan çifte vatandaşlık, tam istedikleri gibi henüz gerçekleşmediyse de 18 yaşında tercih yapma zorunluluğunun kaldırılmış olması bile önemli bir adım.

Ancak Avrupa”daki Türklerin örgütlenmesinde son zamanlarda çok önemli işler başaran UETD başkanı Süleyman Çelik”in ifade ettiği gibi, Almanya”daki Türklerin yüzde 50”si CDU”ya oy vermiş olsa Merkel tek başına iktidar olurdu. Yeşiller ise oy kaybına uğradı. Yeşilci vekillerin Gezi hadiselerine destek vermeleri Türk oylarını büyük ölçüde kaybetmelerine yol açtı.

Alman siyasetinde sayıları az da olsa siyasal dağılım dolayısıyla oyları çok kritik hale gelmiş olan Türklerin bu kritik konumları artık daha iyi takdir ediliyor ve Alman siyaseti her geçen gün bunu daha fazla gözetiyor. Son seçimlerde 611 sandalyeli parlamentoda Türkler 11 milletvekili rakamına ilk defa ulaşırken ilk defa Alman kabinesine bir Türk bakan da girmiş oldu.

Başbakan”ın Almanya ziyaretinden tıpkı Brüksel öncesinde olduğu gibi birileri tuhaf beklentiler içine girdi. Bu beklentilerin aksine yine tıpkı Brüksel”de olduğu gibi başbakan Erdoğan mesajlarını daha bir özgüvenle verdi. Alman basınında başbakanın bu özgüvenine karşılık Almanya”yı fazla eleştirmemiş olmasının bir kazanım olarak değerlendirilmiş olması bile ilişkinin dengesi açısından yeterince aydınlatıcı olmalı.

Berlin ziyaretinin verdiği en önemli mesajlardan biri AB sürecinde Türkiye”nin kararlığının devam ettiği ve yavaşlamaların Türkiye”den değil AB”nin kendi iç sorunlarından kaynaklandığıdır. Fransa”da Sarkozy yerine Hollande”ın gelişi, Almanya”da da Sosyal Demokratların iktidar ortağı olmasıyla beraber Türkiye”ye karşı tutumun olumluya geçmesi, Türkiye”nin bu konudaki kararlığını göstermesi için daha iyi bir fırsat oluşturmuş oldu.

İkincisi, Türkiye gerek Suriye gerek Mısır politikaları dolayısıyla Avrupa”nın temsil ve iddia ettiği değerler açısından bile çok daha ileri bir konumda. Bütün AB ülkelerinin elbirliği vererek 30 bin mülteciyi karşılayamadığı, ancak binbir şart koşarak 18 bine razı olabildikleri bir yerde Türkiye hiç bir şart ileri sürmeksizin 700 bin mülteciyi tamamen insani bir yaklaşımla misafir ediyor olmanın moral üstünlüğüyle hareket ediyor.

AB”den kendisi için bir şey istemiyor Türkiye. AB”yi iddialı olduğu hususlarda meydana çağırıyor, mağdur ve mazlum insanların yaşadığı acılara karşı daha fazla duyarlılığa davet ediyor.

Hiç kuşkusuz bu görüntüler yeni Türkiye”nin giderek alışkanlık yaratacak görüntüleridir.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: