Prof. Dr. Yasin AKTAY

Alman Parlamentosundan linç girişimi

Almanya aslında “soykırım” kelimesini kullanma konusunda büyük hassasiyetler taşıyan bir ülke. Sırf bundan dolayı kendi bağımsız dış politika imkanını kaybetmiş, özellikle İsrail’in dahil olduğu ne kadar suç varsa sırf bu kompleksinden dolayı onlara kayıtsız kalmayı, tepki göstermemeyi, ona karşı suskun kalmayı en sağlam dış politika seçeneği olarak benimsemek zorunda kalmıştır.

O yüzden dünyanın gözü önünde fiilen Gazze’de uygulamaya konulan şehir çapındaki kuşatma bir toplama kampına dönüşmüşken, İsrail her seferinde çoluk çocuk binlerce kişiyi çoluk çocuk, sivil insanı katlederken Almanya’dan en cılız bir eleştiri sesi bile duymamamızın sebebi budur.

Almanya’nın Ortadoğu politikası Yahudilere karşı işlemiş olduğu insanlık suçları dolayısıyla tamamen ipotek edilmiştir. Almanya o yüzden, özellikle Filistin meselesinde kendi dış politikasına sahip değildir. Almanya halkının içinde içten içe sırf bundan dolayı Yahudiliğe karşı büyük bir öfke birikmektedir. Fırsat verilse aynısını yapabilecek kadar ciddi bir Yahudi düşmanlığı mevcuttur. Ama bunun resmi dış politikaya dönüşmesi mümkün değildir.

Fırsat verilse kendi dış politikasına sahip olabilir mi Almanya? Olsa bunun insani bir yanı olabilir mi? İşte Suriye, işte Mısır. Bu iki hadise aslında Almanya’nın nispeten daha rahat dış politika karakterini ortaya koyabileceği test alanı.

Suriye’de 500 bin sivil katledilirken, 10 milyon insan da yerinden yurdundan edilirken, yüzbinlerce insan işkence altında tam bir insanlık trajedisinin kurbanı olurken, ne Almanya hükümetinden ne de parlamentosundan buna dair yine bir ses işitmiyoruz. Tek işittiğimiz, bu trajediden kaçan insanların Almanya’ya maddi maliyetlerine dair hesaplar ve bunu önlemekle ilgili olağanüstü çabalar. Mülteciler kendi ülkesine gelmesin de nereye giderse gitsin.

Akdeniz’de her gün bizzat Avrupa sahil polislerince yapılan sabotajlarla denizin dibini boylayan yüzlerce insanın akıbeti, toplamda kaç soykırım eder sizce?

Alman Parlamentosu çıldırmış gibi gözünün önünde cereyan eden hadiselere bu kadar kör-sağır, ama 101 yıl öncesine gidip, “Ermenilere ve diğer Hıristiyan azınlıklara” dair vicdan yapmak üzere sağcısıyla, solcusuyla, yeşiliyle, sosyalistiyle ortak bir vicdan şovuna girişiyor. Yesinler sizin vicdanınızı! 1915 yılında, biraz öncesinde biraz sonrasında sadece Hıristiyanlar mı ölmüş? Sadece bu ifadeler bile bu hareketin ne kadar ırkçı, ne kadar dinci ve ne kadar ayırımcı olduğunu yeterince göstermiyor mu? Fırsatını bulsa, daha kaç soykırım yapma istidadı taşıyor bu hareketin sahipleri, ayan beyan görünmüyor mu?

Bilakis bu kararın kendisi de tarihsel anlayış çeşitliliğine, imkanlara, gerçeklere karşı tam bir soykırım örneği.

Yapılan şey aslında bir yandan da kitle psikolojisiyle girişilen bir linç örneği. Savaştan sonra kurulan mahkeme Almanya’nın soykırım yapmış olduğuna bile ancak yüzbinlerce belge, delil, tanık anlatımıyla karar verdi, üstelik sıcağı sıcağına.

Ama çok bilmiş Alman parlamentosu “belge fetişizmine” ihtiyaç duymamış, eli değmişken kendi soykırım suçuna bulduğu ortağa hükmü basıvermiş. Belki bundan sonra soykırım suçunun tek ve en büyük örneği olarak Almanya, kendi üzerindeki şimşeklerin bir kısmını Türkiye’ye yöneltebilir.

Açıkçası bu, Türkiye’ye karşı bir linç girişimi. Sağcısını, Solcusunu, Liberalini, Yeşilini aynı nefret duygusuyla Türkiye’ye karşı tahrik eden bu çağrıda Başbakan Merkel’in bulunmaması onun sorumluluğunu elbette ortadan kaldırmıyor. Merkel gerçek bir lider olsa, aklı başından uçmuş gitmiş, Türkiye’ye karşı nefret duygularıyla tahrik olmuş bu kitleyi bu büyük yanlışı yapmaktan engellemeyi deneyebilirdi. Kendi ülkesinin demokratik bir ülke olduğu masalına kimseyi inandıramaz. Demokratik toplumda da insanların akılları bir karış havaya çıkabiliyor ve böyle durumlarda liderlik çok daha büyük bir önem kazanıyor. Lider kendi kitlesinin arkasından giden, onları yanlışlarıyla kendi haline bırakan, onlara seyirci kalmakla yetinen pasif bir kişi değil, onlara yön veren, onları yönlendiren kişidir.

Bir de kararın gerekçesi olarak “Ermenilerle Türkler arasındaki yakınlaşmaya bir katkıda bulunmak” demiyorlar mı? Nasıl olacak bir de bunu anlatsalar bari. 101 sene önceki hadiseleri bugün durduk yerde Türklere söver gibi gündeme getirdiğinizde Türklerin Ermenilere sempatisini mi artırmış olacaksınız? Bunu yapmakla Ermeniler şimdi Türklere biraz daha mı saygı duyacak? Yoksa Türk tarafında bundan dolayı bir bilinç ve farkındalık mı uyandırmış olacaksınız? Dalga geçer gibi söylemler bunlar.

Açıkçası bu karar her iki taraftaki nefreti de, husumeti de çok daha fazla körüklemiş oldu. Şimdi Türkler bu tür hadiseler karşısında, 1915 yılında hayatını kaybetmiş masum Ermeni sivillerden ziyade, Müslüman köylerini basıp hunharca Müslüman kadınları, çocukları katleden gözü dönmüş Ermeni çetelerinin yaptıklarını daha fazla hatırlayacak, onları dillendirecektir. Erkeklerinin çoğu savaşta olan Müslüman köylere yapılan terör baskınlarıyla gerçekleştirilen soykırımdan sahneler göz önüne daha fazla gelecektir. Bir de Balkanlardaki sahneler… Bir buçuk milyona yakın Müslümanın vahşice, hunharca katledilişinin, sürülüşünün öyküleri ve türküleri daha fazla çalınacak; 93 Harbi esnasında sadece Müslüman oldukları için Osmanlı topraklarına sürgün edilen Kafkas kökenli milyonlarca insan daha fazla hatırlanacaktır.

Ha bir de Türkiye’ye karşı girişilen bu saldırı Türkiye içinde siyasi tartışmalardan dolayı parçalanmış, bölünmüş yürekleri de birleştirebilir. İşte ilk işareti. TBMM’nde AK Parti, CHP ve MHP milletvekillerinin istisnai olarak sergilediği bir birliktelik örneği tam da bu olay dolayısıyla gerçekleşmiş oldu. Bu birbirimizi daha iyi anlamak, birlikte kendi ülkemizi, geleceğimizi inşa etmek için çok iyi bir vesile olabilir. Bunun için de, teşekkürler Almanya…

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: