Prof. Dr. Yasin AKTAY

Allah”ın enstrümanları

Mavi Marmara”nın Akdeniz üzerinde Gazze rotasına koyularak başlattığı sefer on bin ton yardım malzemesi taşıyordu. İsrail Büyükelçisi”nin Cüneyt Özdemir”e 5N1K programında yaptığı açıklamaya göre bu malzeme İsrail”in her hafta Gazze”ye zaten ulaştırmakta olduğu malzemenin sadece üçte ikisinden ibaret. Bu karşılaştırmayı yaparak bu seferin tamamen gereksiz, amacı provokasyon olan bir inatlaşma olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Özdemir”in verdiği cevap çok yerindeydi doğrusu: Sorun gönderilen yardımların İsrail”in izin verdiğinin yanında az kalması değil. İsrail”in izin verdiğinden başka bir beslenme kanalı olmayan koca bir şehre bu hapishane şartlarının hangi hakla reva görüldüğüydü tabi.

İsrail”in uluslar arası sularda seyreden bir gemiye saldırarak katliam yapması, izahı gayrı kabil bir suçüstü durumu. Ama bunu bile savunacak bir pişkinliği sergilemekten geri durmadı. “Önceden uyarmıştık” diyor İsrail, “gelmeyin” diye. Önceden haber verilmiş şartlar tahakkuk ettiğinde katliam yapmayı mazur mu kılıyormuş? İyi o zaman her önüne gelen istediği her suçu önceden haber vermiş olması şartıyla işleyip, mazur görmemizi istese ne olacak? Suç böylece mazur ve meşru hale gelebiliyor mu imiş?

Aslında ağlamayı sızlamayı gerektirecek bir durum sözkonusu değil. İsrail”in bu çırpınışlarının ne kendini kurtarabilmesi sözkonusudur ne de dünyada oluşmakta olan yeni vicdan düzeninin, yani adalet talebinin önünü kesmesi. Mavi Marmara Gazze”ye fiilen ulaşmış olsaydı belki böylesi bir etkiyi yapmamış olacaktı, ama İsrail”in kendi ayağına dolanan sığ ve kindar aklı Mavi Marmara”da döktüğü şehit kanlarının içinde boğuldu. Mavi Marmara o kanlarda yüzerek menziline bin katı etkiyle ulaştı bile. Gazze”ye Mavi Marmara ile ulaşan (veya ulaştırılması engellenen) yardımın on bin tondan ibaret olduğunu sana dursun, bu kanla ulaşan yardımın haddi hesabını yapabiliyorsa beri gelsin.

İsrail”deki soykırım müzesinde Nazi zulmü altında yaşanan holokost, toplama kampları ve bu kamplarda bu esnada Yahudilere yaşatılan zulmün detaylı bir sergisi vardır. Bu serginin bir yerinde o dönemde o zulmü yaşamakta olan masum Yahudi halkının yardım çağrılarına koşmayan dünya liderlerinin o liderler üzerinden ülke halklarının da suçlandığı teşhir panoları vardır. Şunu söylüyorlar “Yahudiler bu acırlı çekerken, dünya halkları alabildiğine kayıtsız ve ilgisiz davranıyordu. Belki bir kısmı Yahudilere yapılan bu zulümleri reva görüyordu, ama önemli bir kısmı bu zulme karşı bir şey yapamayacağı duygusuyla bir çaresizlik içinde kayıtsız kalıyordu.”

Açıkça bu kayıtsızlığı bile neredeyse Nazi lanetinin suç ortağı saymaktan çekinmeyen soykırım söylemi bugün Gazze”de kendi yaşattığı toplama kampı zulmüne kayıtsız kalmayıp yardıma koşan ve yükü merhamet olan gemilere saldırıyor. Dün dünya niye seyirci kaldı diyerek mahkum ediyor, bugün o vicdan sesine kulak verenlere “Gelmeyin” diyor, gelmeye teşebbüs edenlerin kanını daha başlarken döküyor. Ve bunu da çok normal görüyor. Demek ki Nazi zulmü altında soykırıma tabi olan insanlar Yahudi olmasa onlara dair hiçbir merhamet duygusu hissedilmeyecekti. Doğrusu İsrail”in soykırım söylemlerinde kendilerinden aynı dönemde daha az acı çekmemiş olan Çingenelere dair en ufak bir acıma hissi duyan var mıdır?

Bir an için zamanla mukayyet olmayalım. İsrail”in II. dünya savaşında Yahudilerin çığlıklarını duyup yardımlarına koşanlara “gelmeyin” demesinden farksızdır bu hareketi. Mavi Marmara”yı durduran İsrail 32 milletten ve birçok dinden insanın bulunduğu merhamet yüklü gemiye saldırarak bir yandan da Nazi vicdansızlığı tarafında yer alıp kendi soydaşlarını zulmedenlerin tarafında yer almıştır, alenen.

İHH başkanı Bülent Yıldırım”ın “Allah göstermesin ama gün olur bir yerde Yahudiler Müslümanların zulmü altında kalırsa o gemi Yahudilerin de yardımına koşmak üzere bir şefkatle, merhametle, vicdanla donanmıştır” sözleri tam da bu çağları, ırkları, mekânları aşan vicdanın makamından sesleniyor. Oradan seslendiği için de menziline hızla ulaşıyor. Taşıdığı çimentodan, tıbbi yardımdan, gıdadan çok daha fazla yüküyle ulaşıyor. O menzile cesaret götürüyor, aşk götürüyor, şefkat, merhamet ve irade götürüyor.

Bir dem geliyor, Mavi Marmara bütün yolcularıyla Hakan Albayrak”ın nefis tasviriyle “Allah”ın enstrümanı” oluyor, tarihe ilahi bir müdahale ile mazlumların makus talihini yeniyor.

Allah”ın tarihe müdahaledeki sünneti tam da bu galiba. O zayıf zannedilen insanlar kendilerini kaderlerinin kurbanı saymadıkları takdirde, Allah”ın arzının geniş olduğunu hakkıyla idrak ettikleri takdirde, zamana ve mekana saplanıp onları putlaştırmadıkları takdirde, Allah onların elinden tutar onları alemlere lider kılar.

Bu da artık dünyanın ezilmişleri üzerinden hele hele süper güçlerinin, her şeyi tedbir ve idare ettiklerini telkin eden muhteşem kudretleri üzerinden acizlik söylemleri üretmenin zinhar caiz olmadığını bir iman ile idrak etmenin demidir.

Mavi Marmara yolcuları böylesi bir “süper güç” kabulünün Allah”a şirk koşmak olduğunu insanlığa göstermek üzere gerçekten de Allah”ın seçtiği enstrümanlar imiş, gördük.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: