Prof. Dr. Yasin AKTAY

Aliya ve eseri

Beş yıl önce bugünlerde Aliya, ebedi aleme irtihalinin 5. Yıldönümünde Bağcılar Belediyesince güzel bir sempozyumla anılmıştı. Ölümünden sonra, yıldönümlerinde Aliya”ı anmak için önce anlamanın gerektiği vurgusunun öne çıktığı o sempozyumda Aliya”nın önümüzdeki dönemlerde muhtemelen çok daha fazla anılacağı ancak bütün bunların onun daha iyi anlaşılacak olmasının bir garantisi olamayacağını düşünmüştüm.

Aslında bu durum sadece Aliya için sözkonusu değildi. Hayatı hitama ermiş ve tarihe mal olmuş şahsiyetlerin bir noktadan sonra anlaşılmaktan ziyade sevgi, saygı veya nefret gibi duyguların konusu haline gelmeleri mukadder oluyor. Esasen anlama dediğimiz şey de bu duygusal tavırlardan bağımsız gerçekleşen bir şey değil.

İnsanın ölmeden önce asla tamamlanmamış bir bütünlük olduğu bir gerçektir. Ölüm, ölümün şekline de bağlı olarak bir hayatın bütün anlamını bir bakıma tamamlamış olur. Ancak bunun da mutlak bir şey olmadığını bilmek gerekiyor. Yani ölen insan eserine göre, eserinin etkisine ve sonuçlarına göre her dem yeniden anlaşılır. Çünkü eserin kimin üzerinde ne zaman nasıl bir etkisinin olacağı hiç belli olmaz. Dahası, her anlama o şahsın varlığına yeni ilaveler yapar. Eser, sadece o şahsın niyet ve iradesine bağlı olmaksızın yazılmaya, işlenmeye devam eder. Ölümle birlikte amel defterinin kapandığı doğruysa da sadaka-i cariye türünden eserler kişinin kendi varlığı üzerindeki etkisini devam ettirir.

Aliya”nın eseri hiç kuşkusuz müthiş bir cari amel mesabesinde. Hayatıyla, mücadelesiyle, fikirleri ve kitaplarıyla ortaya koyduğu eser, bize gönderilmiş, anlaşılmayı, üzerinde düşünülmeyi talep eden bir mesaj gibi.

Bağcılar Belediyesi beş yıl önce İstanbul”da düzenlediği sempozyumu daha geniş bir katılımla bu sefer Saraybosna”da, Aliya”nın istirahatgahının hemen yanıbaşında Mladi Muslumani ve Uluslararası Saraybosna Üniversitesinin işbirliğiyle düzenledi. Aliya”yı anılarının, acılarıyla, sevinçleriyle, güzellikleriyle taptaze olduğu bir ortamda anmak anlamaya çalışmak bambaşka bir duygu tabi. Sempozyuma hem Türkiye”den hem de Bosna”dan gerçekleşen katılım ve ilgi çok yoğun. Kızları ve kız kardeşinden onunla ilgili anılar dinlemek bambaşka bir güzellik.

“Karanlığı ışık bilmeye devam ederdik, Aliya, sen olmasaydın” sözleri sürekli kulaklarımda çınlıyor Dino Merlin”in. Doğrusu, Aliya”nın kendi çağına, kendi halkına etkisini görünce bu sözler kuru bir edebiyat olmaktan öte bir gerçekliği ifade eden mükemmel sözler olarak anlamını buluyor. O gün verdiği mücadeleyi anlamsız bulanlar muhtemelen bugün bağımsızlık ilan etmemiş olsaydı o kadar insanın ölmeyebileceğini söyleyerek aslında sadece karanlığı ışık sanmaya devam edenler. Oysa onun ışık tuttuğu ve aydınlattığı alanlarda o tür sorular ne kadar anlamsız ne kadar gereksiz.

Beş yıl önceki sempozyum dolayısıyla söylediklerimi beş yıl sonra müsaadenizle tekrarlamak istiyorum:

“Tam 10 yıl geçmiş, Aliya”nın, o güzel insanın, bilge kralın, bu dünyadan göçüp gidişinin ardından. Oysa aradan geçen o beş yıl içinde Türkiye”de o kadar çok ismi zikredildi, o kadar çok benimsendi ki, yaşayanların çoğundan çok daha fazla yer tutmaya devam etti aramızda -sohbet gündemlerinde, belgesellerde. Kitaplarının hemen hepsi bu esnada Türkçeye çevrildi, okundu, tartışıldı. Yaşadığı dönemde Türkiye ve Bosna arsında başlattığı iletişim ve ulaşım köprüleri gittikçe daha fazla işlemeye başladı. Birçok il ve ilçemizde ismi cadde, sokaklara veya camilere, parklara verildi. Aradaki bütün kişisel resmi mesafeler de giderek kalktı, “Aliya” olarak, hepimize iyice “âşinâ” bir isim haine geldi.

Zorla olmadı bu. Zorla olamazdı zaten. Hayatı hakkında, kişiliği ve tecrübeleri hakkında bir iki hikâyesini dinleyenin onu benimsememesi, ona yürekten bağlanmaması mümkün zaten değil. O çok daha ulvi katlardan, yüce mertebelerden bir hüsnü tevazu gösterip dünyamıza inmiş gibi, oradan gönül kapımızı çalmış biri gibidir. Onun çaldığı kapıya hangi densizlikle “evde yokuz” denilebilirdi ki?

Siyaset kültürünü kişisel iktidar kavgasının belirlemekte olduğu bir ortamda “değerler için üstlenilmekten kaçınılamayan bir sorumluluk olarak siyasetin” en güzelini ve en akıllıcasını yaptı Aliya. Güttüğü siyaset kendi halkına, kendi dostlarına faydanın en yükseğini temin etmekle kalmadı, kendi düşmanına bile kaliteli bir düşmanlığın anamla ve değerini işaret etti. Düşmanlarının bu işaretleri ne kadar aldıkları ayrıca tartışılır tabi.

Siyasette sergilediği bu kalite dolayısıyla İzzetbegoviç”e Bilge Kral yakıştırması yapıldı. Bu aslında imkânsız bir bileşimi işaret eden büyük bir takdir ifadesiydi. Çünkü Batılı siyaset geleneğinde bilgelik ile krallığın bir araya geldiği bir örneğe pek rastlanmaz. Kral olanlar kendi kişisel ihtiraslarıyla iktidarda kalmaktan başka bir değere sahip olamıyorlar. Bilge olanlara ise krallıktan pek bir pay verilmiyor.

Oysa Aliya”nın siyaset anlayışı filozof-krala özgü bir totalitarizmle bir ütopya kurmaya değil dünyanın dramatik gerçeğinin farkında olmaya ve siyasete bulunduğu yerden ve elindeki imkânlarla başlanabileceğinin idrakinde olan bir bilgeliğe dayanıyordu. Böylece bilgelikle krallığın Batı tarihinde buluşması ne kadar imkânsız olsa bile aslında Aliya”nın şahsı kadar, her an ulaşılabilecek bir yakınlıkta olduğunu da fiilen göstermiş oluyordu.

Aliya”nın gösterdiği keramet aslında ideal olanın hemen elimizin altında ve ulaşılması mümkün bir şey olduğunu göstermiş olmasından kaynaklanıyor. Bir beşerin yükselebileceği kalite zirvelerinin yolunun bu dünyanın en gerçek en etten kemikten, en maddi düzeyinden başladığının veya geçtiğinin dersini mükemmel bir hayat örneğiyle verdi Aliya.”

Nur içinde yat Aliya

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: