Prof. Dr. Yasin AKTAY

Alevilik ve asimilasyon korkusu

Türkiye”nin Osmanlı”dan devraldığı ama Cumhuriyetle birlikte katlayarak sürdürdüğü müzmin bir sorunudur Alevilik. Katlamıştır, çünkü kendine özgü laiklik tanım ve uygulamasıyla dine bir rol değil bir rol karmaşası biçmiştir.

Genellikle sorun yoktur diyerek, sorunu görmezden gelerek, sorunu inkâr ederek bütün sorunlarını çözme veya çözdüğünü düşünme tarzı bu alanda da sürmüştür. Ayrıca toplumun farklı ve değişen dinamiklerini hesaba katmadan, toplumun bir defalığına kendi açısından çekilen fotoğrafını bütün zamanlar için geçerli ve yeterli sayan bir yaklaşım her zaman sorunların doğru teşhis ve tedavisinin önündeki en büyük engeli oluşturuyor.

“Sorunsuz, sınıfsız, imtiyazsız, çatışmasız toplum” tasavvurların geçerli olduğu günlerden kalma anlayışın yok saydığı sorunların dev dalgaları ve yine yok saydığı toplumsal sınıflar ve tabakaların eski veya yeni taleplerinin yarattığı gerilimler karşısında bile itikadından hiçbir şey kaybetmeden devam edebilmesi ayrı bir sorun tabi. Ama bu itikadın artık Türkiye”yi taşıyamadığı Türkiye”nin barışına hiçbir katkıda bulunamadığı da açıktır.

Alevilik konusunda aslında Fehmi Koru”nun dün kendi eski yazılarından çok güzel örneklediği gibi, muhafazakâr kesimin radikal bir açılım ufku veya niyeti konusunda hiçbir eksiği olmadı şimdiye kadar. Değişik zamanlarda neredeyse en radikal Alevi kesimlerin taleplerini bile fazlasıyla karşılayabilecek bir reform listesini sunmuş Koru. Benzer hakşinaslıkları İslami kesimin başka kalemlerinde de bulmak mümkündür.

Diğer yandan muhafazakâr kesimin bazı Alevi kesimlerce hep kuşkuyla yaklaşılan siyasetlerinin de şimdiye kadar imkân bulabildiği ölçüde bu hak taleplerine sağır kalmadığını rahatlıkla söylemek mümkündür.

22 Temmuz seçimlerinde listelerine, seçilecek yerlerden Alevi adaylar koydu AKP. Bunlar arasından özellikle değerli tarihçi-entelektüel Reha Çamuroğlu gibi yüksek profilli, siyasette çözüm-odaklı varlığıyla temayüz etmiş birinin seçilmiş olması çok anlamlıydı. Bu sadece Çamuroğlu”nun popülaritesinden faydalanmaya dönük bir tercih olamazdı. Aksine, tam da AKP”nin de Alevilerin taleplerini samimiyetle dinlemeye açık olduğunun en iyi işaretlerinden biriydi. Çünkü temsil ve ifade kabiliyeti oldukça yüksek Çamuroğlu milletvekili seçildikten sonra Alevilerin taleplerinin siyasete taşınması niyetinden feragat edecek bir tip değil.

Nitekim Çamuroğlu”nun da imzasının bulunduğu bir açılım paketinin unsurları yavaş yavaş açığa çıktıkça, bu konuda yanılmadığımız da ortaya çıkıyor. Paketin bir kısmında cem evlerinin ibadethane olarak statüsünün belirleneceği, kendilerine kadroların tahsis edileceği gibi bir dizi madde var. Ama özellikle başbakanın Muharrem ayında Alevilerle beraber oruç açacak olması bana çok anlamlı geldi. Fikrin gerçekten hem orijinal hem de çok iyi bir jest olması bir yana, bu tekliflere Alevileri temsil ettiğini iddia eden kesimlerce yöneltilen eleştiriler çok daha ilginç.

Açılım paketinin içeriğini tam görmeden, anlamadan hemen “AKP güdümünde bir Alevilik yaratma” niyetine bağlamış birileri. Bir başkası yine alelacele bütün niyetleri baştan samimiyetsiz olmakla mahkum etmiş. Özetle çoğu bu çabanın amacını “asimilasyon” olarak nitelemiş.

Asimilasyon!

Ne kadar da tuhaf duruyor bu siyasi dilin ortasında!

Kim asimile olacak? Asimile olmayan nesini korumuş olacak?

Bu asimile olma korkusu başka başka hastalıkları gizliyor olmasın! Mesela bu aslında bal gibi bir sosyalleşme korkusu gibi durmuyor mu? Veya medenilik korkusu…

Doğrudur. Her tür medenileşme, her tür sosyalleşme insanı az veya çok değiştirir. Sosyal ilişkilere gire gire insanlar, gruplar, cemaatler, hatta dinler her seferinde yeniden kurarlar kendilerini, kendilik algılarını.

Kimler değişmedi ki süreç içinde? Başbakan Erdoğan ve çevresi değişmedi mi? Muhafazakâr demokrasi diye bir kimlik benimsendi, herkes içini doldurmakla meşgul oluyor şimdi. Erdoğan ve çevresi, kuşkusuz sosyalleşerek değişti, ama sosyalleştikleri ortama kattıklarıyla yarattıkları sentezle bugün Türkiye”ye hiç de faydasız olmayan yeni ve güçlü bir sentez hediye etmiş oldular.

Asimilasyon politikaları tabii ki onaylanamaz, o ayrı bir zulümdür. Tartışılmaz bile. Ama her türlü diyalog ve çözüm önerisini, her tür karşılaşmayı, her tür bir araya gelmeyi bile bir tarafın asimilasyon niyetine bağlamanın da sağlık ölçülerinde bir sınırı olmalı. Hem asimilasyona karşı bağışık kaldığını iddia edenlerin dönüp bir kendirline bakmaları gerekmez mi? Allah aşkına tarihin hangi yerinde kendileri gibi bir Alevi bulabilirler?

Tarihte bir örnekleri olmadığına göre geçmiş olsun, ya asimilasyon olacağı kadar olmuştur zaten veya bu asimilasyon korkusu basit ve ucuz bir ayrılıkçı söylemden başka bir anlam taşımıyor.

Oysa asimile olmamış haliyle idrak edildiğinde Alevi ayini Cem bile bir kapalılığı değil açıklığı ifade eder. Adı üstünde, farkın özümsenmesini, farkla bir buluşmayı getirir cem. O yüzden her cem bir bakıma da yeni bir sentez yeni bir tecrübedir. Her cem insanı yeni bir dünyaya, yeni bir aleme kavuşturur.

Cem birleştirir, ayırmaz, cem eder. Nefreti değil sevgiyi, sui zannı değil, hüsnü zannı önceler.

Cem tecrübesi olanların asimilasyon zannından hareketle kendilerine verilen selamı duymazdan gelmeleri hele reddetmeleri mümkün değildir.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: