Prof. Dr. Yasin AKTAY

Aleviliği tartışmak

Türkiye”de tartışılması en zor konulardan biridir Alevilik. Konuşup da tutarlılığınızı sürdürebilmenizin en zor olduğu konulardandır. Her aşaması ayrı sorularla bir tutarlılık imtihanının içinde terletir herkesi, bocalatır.

Yıllarca Marksist bir hareketin içinde pişmiş, hâlen de bu etkiyi silememiş birinin bugün siyasal veya kültürel kimlik olarak Aleviliğe sarılması zor değil, ama bu sarılışını dini bir çerçeveye oturtabilmesi fiilen zor olmaktadır.

Devletle ilişkilerini hep sivil alanın güçlendirilmesine, devlete karşı inanç özgürlüğü talebine oturtmuş bir İslamcının Alevilerin farklı kimlik ve ibadethane tanımını “milli birlik, beraberlik” refleksine savrulmadan ve kendini devlet gibi hissetmeden tutarlı bir biçimde karşılaması da öyle görünüyor ki çok zor olmaktadır. Ancak bu zorluk aşılmadan da sağlıklı bir vatandaşlık standardı geliştirilemez.

Tek partili dönemde tekke ve zaviyeler kapsamında cem evlerini veya dergâhlarını kapatmış bir uygulamaya destek vermiş, daha sonra sol harekete angaje olarak dinsel boyutu kendi elleriyle ayıklamış Alevilerin bugün dini bir harekete dönüşürken başlarından geçenlere gerçekçi bir anlam vermeleri çok zordur. Bu zorluğa aşmadan hak taleplerinde müracaat edecekleri adresi bulmaları daha da zordur.

Haklarını talep ederken AB ilerleme raporlarına bir anda “azınlık” olarak düşüveren Alevilerin, bu durumun yarattığı sıkıntıyla baş etmeleri, zaten kendilerini zar zor anlatabilirken, bu durumun yarattığı önyargıları aşabilmeleri daha da zordur. Asırların biriktirdiği bir iletişimsizlikle toplumların birbirlerine karşı geliştirdikleri algı ve kanaatleri düzeltmek kolay olmuyor. Bundan da önce iki kesimin birbirleriyle bir araya gelip tanışmaları, konuşmaları kolay olmuyor.

Ama esas itibariyle bilmemiz gerekir ki, hayatın kendisi zordur. Hayat aslında çoğu kez yüzleşmek istemediğimiz çetin sorularla doludur. Bu sorularla yüzleşmeyince atlatabileceğimizi sanıyoruz, tabii ki yanılıyoruz. Sorularla yüzleşme anı ne kadar çetin olursa olsun yüzleşmeden atlatamayız. Bir bakıma hayatı özü itibariyle sahip olduğu zorluğa iade etmeyince hayatı bir kalite ile yaşayamazsınız, kendinizi de ülkeyi de belli bir derinliğe kavuşturamazsınız.

13. Abant Platformu hayatı bu orijinal zorluğuna iade etme işine soyundu. Aleviliği masaya yatırdı. Türkiye”de Alevilik konusunda sahasında uzman kişilerle birlikte Alevi vakıf, cemaat önderi ve sivil toplum önderlerinden oluşan oldukça geniş bir grubu bir araya getirdi. İki gün süren tartışmaların en önemli kazanımı çok farklı insanların tanış olması oldu. Bazı grup veya temsilcilerin Alevileri hariçten tanımlama girişimi olarak davetine icabet etmedikleri platforma katılan Alevi grupları, sorunlarını, rahatsızlıklarını, arzularını, beklentilerini ifade etme imkânı buldular.

Bu ifadeleri Sünni kesimden belki de ilk defa duyan insanlar oldu. Örneğin, cemevleri konusunda Alevilerin neredeyse mutabakata varan istek ve arzuları çok net bir biçimde ortaya çıktı. Alevilerin kültürel veya dinsel kimlik tanımlarının kendilerince ve özgürce ifadesi, ibadethane tanımlarının da kendileri tarafından yapılması, bu tanımın da yasal bir kabul görerek bu konuda gerekli düzenlemelere gidilmesinin savunulması genel bir tasvip gördü.

Toplantının girişinde DİB Yardımcısı Mehmet Görmez”in güçlü ve dostane hitabetiyle yaptığı konuşması Diyanetin bu konudaki yaklaşımının ne kadar diyaloga, çözüme ve diğergamlığa açık olduğunu gösterdi. Konuşmasının sonunda ilan ettiği sürpriz, öteden beri sürdüğünü bildiğimiz Alevi-Bektaşi Klasiklerinin orijinal metinleriyle birlikte yayımlanması projesinin verdiği ilk üç meyveydi. Hünkâr Hacı Bektaş Veli”nin Besmele Tefsiri, Makalat isimli kitapları ile Kitab-ı Dâr isimli anonim eserin nefis baskılarını katılımcılara takdim etti. Toplamda 17 kitabı bulacak bu yayın dizisine ihtilaf yaratmamak ve her türlü samimiyet kuşkusunu gidermek üzere dipnot bile konulmamış, uzman Alevi dedeleri de yayın sürecinde etkili olarak çalışmış. Çok yerinde bir jest bu, Allah devamına erdirsin diyeceğimiz türden.

Toplantıda bazı Alevi dedelerinin bilgece konuşmaları gerçekten etkileyiciydi. Bu seslere kayıtsız kalmak insanım diyenin yapacağı bir şey değildir. Bilhassa Reha Çamuroğlu”nun Alevilik ve Sünnilikle ilgili sağduyulu değerlendirmeleri çok göz doldurdu.

Sonuçta Alevilik Türkiye”de tartışılmaya devam edecektir. Bu tartışmanın artık Alevilerden başka kimseyi ilgilendirmediği söylenemez. Çamuroğlu”nun deyişiyle demokratik toplum, herkesin herkesi tartışabildiği bir toplumdur. Hele bu “herkes”, herkesi ilgilendiriyorsa…

Ya ilgilendirmese, daha mı iyi olur?

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: