Prof. Dr. Yasin AKTAY

Alevi açılımında “ortak müzakere dili”

AK Parti”nin iktidara geldiği günden beri Alevilikle ilgili vaat ettiği açılım konusunda geçtiğimiz hafta içinde önemli bir adım atıldı. Bu adım hükümetin bu konunun neresinden başlayabileceği konusunda sürdürdüğü arayışların belli bir olgunluğa ulaşmasının sonucuydu. Bu arayışlar aylar önce Muğla Üniversitesi”nden Dr. Necdet Subaşı”nın yapılabilecek açılımlar için koordinatörlük görevini üstlenmesiyle birlikte hızlandı.

Bu iş için Subaşı”nın seçilmiş olması hükümetin bu konudaki ciddiyetini yeterince gösteren bir işaret olarak okunmalı, çünkü Subaşı Alevi çevrelerde de itimat telkin eden empati vasfı yüksek bir kişiliğe ve entelektüel bir derinliğe sahip biri. Alevi Modernleşmesi üzerine yaptığı çalışma konuyla ilgilenen insanlar için referans niteliğinde. Alevilerle ilişkileri yürütürken hükümetin en samimi yüzünü temsil edebileceği için, tarafların birbirlerini anlamaları zorlaştıran engelleri aşmanın yollarını bulması kuvvetle muhtemel.

Ankara”da her biri Alevilik konusuyla şu veya bu yolla ilgili görülen farklı kesimlerden insanları bir araya getirmesi planlanan beş çalıştayın ilki Alevi önde gelenleriyle gerçekleştirildi. Sonraki çalıştayların Alevilikle ilgili çalışmalar yapan akademisyenlerle yapılması planlanıyor. Bütün bunların sonucunda altıncı ve son bir çalıştayla da hükümetin açılımı için mümkün ufkun ortaya çıkması sağlanacak.

Toplantıya katılan Alevilerin bir kısmının eleştirel ve mesafeli tutumu tamamen yok olmamışsa da şu ana kadar yapılan temaslara kıyasla çok olumlu bir havanın oluşmuş olduğunu kaydetmek gerekiyor. Hükümetin bu açılımdan beklentisi Alevi oyları olsa bile bu bir kusur değil; bir siyasi partinin oy umarak bazı adımlar atması kadar meşru bir şey yoktur. Ancak doğrusu Alevi açılımını sadece oy beklentisine bağlamak haksızlık olur. Esasen böyle bir açılımın getirebileceği oylar çok sınırlıdır ve belki bu açılımdan rahatsız olduğu için kaçabilecek oylardan daha fazla değildir.

Buna rağmen bu açılımı göze almak demokratik standartlar konusunda belli bir tutarlılık kaygısı taşımakla ilgili görülmelidir. AK Parti inandığı ve iddia ettiği demokratik ideallerdeki tutarlılığını sürdürebilmek için bu tür açılımlar yapmak zorundadır.

Diğer yandan Subaşı”nın çalıştaylarla ilgili beklentilerini ifade ederken söylediği şu sözlerin altı çizilmelidir: “Alevilerle devletin aralarında konuşabilmesi karşılıklı sorunlarının giderilebilmesi için bir müzakere dili geliştirilmesi gerekiyor.”

Sadece devlet ile Aleviler arasında değil Aleviler ile Sünniler hatta farklı Alevi kesimlerin kendi araları n da konuşabilmeleri için bir müzakere dili geliştirmek gerekiyor.

“Ortak bir müzakere dili” deyimi kanaatimce Subaşı”nın bu çalıştayların sonucunda oluşmasını umduğu çok isabetli bir hedef. Gerçekten de Alevilerle ilgili bütün toplantılarda en fazla dikkat çeken sorunlardan biri ortak bir dilin tutturulamıyor olmasıdır. Taraflar birbirlerini anlamak için değil adeta anlamamak için, birbirlerine tepkilerini ve duygularını ifade etmek için bir araya geliyormuş gibidir. Devletin zaten şimdiye kadar Alevi diye bir kimliği, kesimi, tarafı tanıması sözkonusu olmamıştır.

Diğer yandan cemaatler kendi başlarınayken kendilerini ifade etme tarzları gereğinden çok fazla dar-cemaatçi çerçevede sıkışıp kalıyor. Herkes kendi taleplerini ifade etme hakkına sahiptir tabii ki ama kendi için bir şey talep edenlerin bunu başkalarının özgürlük alanlarını ihlal edip etmediklerine bile dikkat etmeyebiliyorlar.

Buluşmalar bu konuda da çok olumlu bir anlayış çizgisinin gelişmesine vesile oluyor. ATV”de Gürkan Zengin”in programında Doğan Bermek”in diyanetin kaldırılmasını veya din derslerinin kaldırılmasını “Alevilerin talebi” olarak ifade edenlere karşı söylediği söz bunun tipik bir örneğiydi:

“Biz kendi sorunumuzu aşalım derken, kendi haklarımızı alalım derken başkalarına sorunlar oluşturmak, başkalarının hak ve özgürlüklerinin azaltılmasını istemek hakkına sahip değiliz. Sünniler diyanetle mutlu iseler bırakalım onunla devam etsinler”

Müzakere dilinin oluşmasının çok güzel örneği değil mi bu sözler, sizce de? Diyanet tabii ki kusursuz değil. Laik bir yapıdaki varlığından, fiilen işleyiş tarzına kadar birçok bakımdan eleştirilebilir, ancak Aleviler kendi sorunlarının çözümü için neden sürekli bir başlangıç noktası olarak kaldırılmasını şart koşuyor, münasebetini anlamak mümkün değil.

Ayrıca aynı programda Prof. İzzettin Doğan”ın dediği gibi böyle bir talebin muhatabı kim olabilir? Hangi siyasetçi diyaneti kaldırmak gibi bir konuya girmeyi göze alabilir? Göze alan partinin siyaset pazarında hali nice olur? Ayrıca kaldırılmasının Alevi sorunun çözümüyle ne alakası vardır?

Doğan”ın soruları bana göre şimdiye kadar bu sorunu Alevi sorunu penceresinden en isabetli biçimde gören sorular. Bu sorular başka sorular doğurur, cevabı da başka yazılar gerektirir.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: