Prof. Dr. Yasin AKTAY

Alevi Açılımında 5. Çalıştay

Alevilerin sorunlarının çözülmesi için hükümetin girişmiş olduğu program çerçevesinde çalıştayların beşincisi geçtiğimiz Çarşamba günü düzenlendi. Bu kez gazetecilerden konuyla ilgili olduğu düşünülen isimlerle düzenlenen çalıştayda Aleviliğin medyada temsil edilme biçimleri ve sorunun medyayla ilgili boyutları üzerinde duruldu.

Gazetecilerin çağdaş demokrasilerde siyasetin hiç de azımsanmayacak aktörlerinden olduğu bir gerçektir. Çağdaş demokrasilerde bir güç olarak etkileri tartışılmaz olan bu aktörlerin siyasal karar alma sürecine de bu şekilde davet edilmeleri veya katılmalarına giderek daha fazla alışacağız gibi.

Son çalıştayın hemen öncesinde 8 Kasım”da Bakırköy”de çeşitli Alevi derneklerinin katılımıyla bir miting gerçekleşti. Hükümetin çalıştaylar aracılığıyla Alevileri oyaladığı eleştirisinin yapıldığı mitingde “ayırımcılığa karşı eşit yurttaşlık” talepleri sert ifadelerle dile getirildi.

Hükümetin Alevilikle ilgili açılım çalışmaları devam ettikçe örgütlü Alevi yapıların daha fazla radikalleşmesi ve muhalefetin dozunu daha fazla artırması açıklama ihtiyacı doğuracak kadar dikkat çekiyor. Hiçbir anlama çabası veya çözme niyetinin bulunmadığı dönemlere nazaran, çözümün giderek somut adımlara doğru gittiği bir ortamda bu acele cevap bekleyişi neyi ifade ediyor? Hâlbuki baştan beri belirlenmiş olan takvime uygun olarak devam ediyor çalıştay faaliyeti. Çalıştaylar devam ettikçe ortaya çıkıyor ki, Alevi talebi olarak ileri sürülen konuların çok önemli bir kısmı Alevilerin hepsinin değil, sadece belli kesimlerin taleplerini yansıtıyor, o yüzden aslında bu konuda yapılacak olan muhtemel düzenlemelerin bir kısmı çözdüklerinden fazla sorun oluşturma ihtimalini daha fazla taşıyor.

Buna rağmen bu aceleciliğin bir güven sorununa dayanıyor olduğu söylenebilir. Stratejik Düşünce Enstitüsü”nün (SDE) bir anket çalışmasına dayandırarak hazırladığı ve 9 Kasım”da kamuoyuna duyurduğu Alevi Raporunda da bu durumu yansıtan ilginç veriler var. Ankete cevap verenlerden Alevi olanların yüzde 60 kadarı Alevi açılımı çerçevesinde yapılanların Alevileri Sünnileştirme çabası olduğunu söylemiş, sadece yüzde 22 kadarı bunu olumlu bulduğunu söylemiş. Belli ki Alevi açılımı konusunda şimdiye kadar yapılanlar, Alevi kesimsinde hükümete yönelik bir güven oluşturmamış.

Aynı rapora göre Alevilerin sadece yüzde 10”u kendilerini temsil eden bir siyasi partinin var olduğunu, dolayısıyla ÇHP de dâhil olmak üzere hiçbir partinin kendisini temsil etmediğini söyleyenlerin oranı yüzde 90”lara vardığı halde, genel seçmen davranışı itibariyle neredeyse yüzde 75”inin CHP”ye oy vermekten kolay kolay vazgeçmediği anlaşılıyor. Bu durumda AK Parti”nin bir oy beklentisiyle Alevi açılımına girişmesi aslında siyaseten hiç de rasyonel görünmüyor.

Buna rağmen Alevi açılımında ısrar etmek demokratikleşme seviyesinin yükseltilmesi açısından vazgeçilemeyecek bir öneme sahiptir. Çünkü Alevilik konusu, Türkiye”de demokrasinin ve din özgürlüğünün kalitesinin belirlenmesinde ve sınırlarının çizilmesinde belirleyici olabilecek en önemli konulardan biridir. Türkiye”nin ihtiyaç duyduğu açılım esasen siyasetin sadece kendi tabanına karşılık vermenin ötesine uzanabilmekte yatıyor.

Çalıştaydan kısa süre önce Cumhurbaşkanı Abdullah Gül”ün Tunceli ziyareti ve bu ziyaret esnasında verdiği mesajlar ve özellikle bir cemevini ziyareti, tam da bu bağlamda, sürece hükümet kadar siyaset-üstü bir katılımı ifade eden önemli bir jest olarak algılandı.

Yeri gelmişken ziyaret esnasında Gül”ün ayakkabı çıkarmış olması dolayısıyla yapılan bazı yorumların tuhaflığına dikkat çekmek gerekiyor. Gül”ün bu jestini Cemevini bir ibadethane olarak kabul etmiş olmasının işareti olarak yorumlayan ve bundan olumlu anlamda etkilendiklerini söyleyen Alevi kanaat önderlerinin aynı ziyaret esnasında ayakkabılarını çıkarmamış olması ayrıca dikkat çekti. Ayakkabı çıkarma jesti değil de, bence bu yorumun kendisi ziyaretin en kayda değer ayrıntısıydı. Bu yorum aslında “ibadethane” kavramının Alevilik için ne kadar simgesel bir konu haline gelmiş olduğunu ve içeriğinin ne kadar belirsiz olduğunu gösterdi. Devletin cemevlerini ibadethane sayması isteniyor ama bir ibadethanenin ne olduğu veya neyi gerektirdiği hususunda, bırakınız bir tanımı, henüz netleşmiş bir imge bile yok.

Devlet bir yerin ibadethane olup olmadığına tabii ki karar veremez. Buna karar verecek olan oraya devam eden, orada yaptıkları ibadetin veya ayinin keyfiyetini bilenlerdir. Ancak Cami, Kilise ve Havra”nın yanı sıra Cemevinin de anılmasını talep etmekteki sorun, sıkça dile getirildiği gibi, Cemevinin Camiye alternatif olarak kurulması değil, aksine Aleviliğin İslam”dan ayrı bir din olarak algılanması riski olduğunu görmek gerekiyor ki, buna Alevilerin büyük bir çoğunluğunun da katılmadığı da biliniyor.

Gerçi SDE”nin Alevi Raporunda da kaydedildiği gibi Alevilerin kendi aralarında birleşerek ve tek bir ses olarak açılıma katkıda bulunması beklentisi de yersiz; bu “birlik olma” beklentisinin Alevilere bir haksızlık olduğu açıkça görülüyor, çünkü hiçbir dini grup veya kesimden beklenmeyen bu birlik ilkesinin neden Alevilerden beklenmesi gerektiğinin bir cevabı yoktur.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: