Prof. Dr. Yasin AKTAY

Aldığınız nefes haram

Klavyenin başına oturduğumda bir sürü konu vardı yazacak. Gazze, boğazımıza bütün sözleri düğümlüyor, sözü tamamen kifayetsiz bırakan bir hali hakim kılıyor. Hasbunallah diyoruz, hasbunallah ve nimel vekil, ni”mel mevlâ ve ni”mel mesir.

Bir yandan da, aylardır beklenen bir operasyonun yankıları var.

Türkiye”ye karşı tarihinin en kapsamlı casusluk faaliyetlerinden, en büyük ihanetlerinden birini irtikap etmiş insanlar nihayet yargı önüne çıkarılacak. Ortada bir cürmü varolduğnda hiç kimsenin itirazı veya kuşkusu yok, ama bu cürmün fail zanlıları yargı önüne çıkarıldığında paralel yapılanmanın bütün medya ve siyaset ayaklarının hepsinin topyekun defansa geçmesi bütün yapıyı ele veren, yapının olaydaki dahlini açığa çıkaran bir durum ortaya çıkarıyor. Hakan”ından Ekrem”ine, İdris”inden bilumum şakirtlerine kadar yapının zanlıları sahiplenmesinden tam bir şecaat arzederken sirkatini itiraf etme hali sadır oluyor.

Aslında başka delile gerek de olmuyor, fail ve cürmü gün gibi ortada. Buna rağmen, verdikleri pozlardaki pişkinlik insanı çileden çıkarıyor. Ne hikayeler, ne mizansenler, ne dalgalar, ne yarım yamalak dramlar? Bir bakmışsınız birer özgürlük ve “helal lokma” kahramanlarına dönüşmüş özel hayat tecavüzcüleri. Sosyal ve asosyal medyalarında Türk halkına karşı işlenmiş bu büyük yetki gaspı matah bir şeymiş gibi sunuluyor.

Yüzbinlerce insanın özel hayatına tecavüzle dayanmış gözlerden, kulaklardan derlenmiş malumatlar bırakınız lokmanızı, nefesinizi haram kılıyor. Suçüstü yakalanmışsınız, millete rezil olmuşsunuz, bu halkın içine çıkacak yüzünüz kalmamış, ülkede hiç bir itibarınız kalmamış. Belki bu saatten sonra, şu geçtiğimiz mübarek ramazan ayına hürmeten, bayramı da bir vesile kılarak yapacağınız en anlamlı şey bu milletten özür dilemek, Allah”a da tövbe etmek. Bu dünyada bir daha itimat tesis etmeniz zor, çok zor, ama Allah tövbeleri kabul eder.

Allah”ın rahmet kapısını zorlayacağınıza hala alavere dalavere peşindesiniz. Hasbunallah…

Bir diğer yanda geçip giden bir Ramazan ayı var, ve bugün bayram. Bayramları idrak etmek, şuurumuzun derinlerinde hissetmek lazım.

VAKTİN NAKİT KILINAMADIĞI ZAMANLAR: RAMAZAN VE BAYRAM

Bir Ramazan daha ömrümüzden, hayatımızdan geldi geçti. Her sene vakti geldiğinde ayrışmış, parçalanmış hayatlarımızın ortasına gelir, kurulur. Bir anda buluşturur, birleştirir o ayrışmış hayatları, algıları, tecrübeleri. Mutlaka herkes onu kendine göre, kendi bulunduğu yerden karşılar, ama herkes o geldiğinde kendine bir çeki düzen verir.

Kimse onu görmezden gelemez, kimse o yokmuş gibi davranamaz. Onun gelişine sevinmeyenler bile onun varlığını mutlaka bir şekilde hisseder. O, ilahi alemden bu dünyaya somut bir müdahale olarak orada bir yerde durur. Fakirlere, kimsesizlere rahmet ve bereket yanıyla yansır.

İnsanlar onun manevi iklimi altında yalnız olmadıklarını, yaşadıklarının kendilerine özgü olmadığını iliklerine kadar hissederler. İnsanın Allah”a, diğer insanlara, diğer din mensuplarına, geçmişe ve geleceğe köprüler kurduğu, böylece zamanın üstüne çıktığını hissettiği bir tecrübedir Ramazan. Aynı anda dünyanın her yanında aynı tecrübeler yaşanmaktadır, adı oruçtur.

Üstelik dünyanın her yanında yaşanan bu tecrübe en kadim zamanlarda, ilk insandan itibaren yaşanmaktadır. Daha da ötesi, son insana kadar da bu tecrübe yaşanmaya devam edecektir. İnsanı kadimden geleceğe bir büyük varlığın bir zerresi hissine sevk eden bu duygu, geride sadece Allah”ın kaldığı bir tevhid bilinciyle kuşatır. Bu bilinç insan ne kadar dirense de bir şiar olarak ruhunun derinliklerine kazınır, oradan hayata, davranışlara bir şekilde tesir eder.

Onun için şiarlar ihmal edilmeye gelmez, ama insan ihmal etse de Allah onları insanlık alemine sökülmeyecek şekilde yerleştirmiştir zaten. İşte namaz, işte hac, işte kurban, işte ezan, işte hicap…

Bu şiarların herbiri orada bir yerlerde durur. Biz onlara katılsak da katılmasak da onlar hükümlerini icra etmeye devam ediyor. Kendilerine ait bir varlıkları var adeta. Yüce Allah kendi dinini insanlara bir rahmet ve merhamet kapısı olarak bu şiarlarla korumaya devam ediyor. Biz onlara katıldığımızda onlarda sürekli olarak var olan kendi coşkumuzu, kendi neşemizi buluyoruz. Biz onlarla hayat buluruz. Onlara bir katkımız olur mu? Mutlaka oluyordur, ama bizimkisi başa kakılacak gibi bir şey değil. Bilakis bize bu kapıları sürekli açık tuttuğu için Allah bize minnet eder.

Ve işte Ramazan, geldiğinde, kimsenin ona gelme diyecek hali yok. Gelir ve hayatımızın ortasına kurulur. Ramazan”dan herkesin bir nasibi olur, olmuştur. Ona karşı gafil olanlar bile mutlaka bir şekilde onu hisseder, ona karşı inatçı bir kayıtsızlığı benimseyenler bile ona muttali olmaktan kurtulamaz. En kötü ihtimalle bütün zamanı ve takvimi belirleyen, günlük hayatı etkileyen yanıyla orada var olduğunu, seni ilgilendirdiğini, seninle, senin varlığınla hayati derecede ilgili olduğunu sana hatırlatır durur.

Ve sonra gider…

Allah”ın orada var olduğunu, birilerimizin değil, hepimizin ve bütün Alemlerin rabbi olduğunu, bize bizden daha yakın olduğunu, bize bizden daha merhametli olduğunu bize bir kez daha hatırlatmış, öğretmiş olarak gider. Ama tekrar dönmek üzere gider. Gelecek sene hangimizin ömrü vefa ederse onu yeniden karşılayacaktır. Daha iyi karşılamak üzere hazırlanmayı nasip etsin Allah.

Tekrar dönecektir Ramazan. O yüzden ardından yeniden başlamanın hediyesi olarak bir bayram bırakır. Bayram, yeniden başlamanın şölenidir. Başa dönmenin, ama değişmiş olarak, yol kat etmiş olarak, ömürde veya kazanımlarında…

Hayat, ileriye doğru bir tecrübedir. Hiç kimse tam olarak başa dönemez aslında. Herkes aynı noktaya döndüğünde hayatında bir çok şey değişmiş, yükü artmış olarak döner. Bir yıl sonra tekrar Ramazan”ı ardından bayramını idrak ettiğinde kişi nereden nereye geldiğini ölçme fırsatı bulur. Kendi hayatıyla başkalarının hayatları arasındaki farklılaşmayı her sene insan bayramlarda kapatır. Kim olursak ve hangi işe, mesleğe, yaşa, cinsiyete sahip olursak olalım, bütün insanlığın buluştuğu yere döner orada toplanırız.

Daha önce de yazdığımı hatırlıyorum. Bayramda göreceliğe yer olmaz. Herkesin farklı tecrübeleri , farklı anlam dünyaları olabilir, ama bayramda kimse kendi rolüyle ilgili bir tartışmaya gerek duymaz. Herkes anlamı ve senaryosu çok önceden başkası tarafından yazılmış ve sahneye konulmuş bir oyuna katılır. “Her şey yerli yerine oturur bayramda. Hayatın dengeleri, münasebetleri yeniden iade olur. İade ile iyd”in semantik ilişkisine emin değilim ama fonetik yakınlığı tesadüf değildir, ayrıca bu iadeye bir coşkunun bir sevincin eşlik ediyor olması, eşyanın tabiatına fevkalade uygundur.”

Bayram o yüzden bir iadedir. Başladığımız noktanın, yitiğimizin, sahiciliğimizin, ihlasımızın, samimiyetimizin, en saf halimizin iadesi.

Ayrıca Ramazan vaktin diğer herşey gibi tamamen bir mülk, (meta, nakit) gibi görüldüğü bir çağda bile ne mülkün ne de zamanın bizim uhdemize ait olmadığını bile hatırlatmaya, öğretmeye her yıl tekrar gelir ve gider.

Bayramların varlığı yolunu şaşırmaya her zaman meyyal insanoğluna yolunu işaret eden, varlığa sökün eden bir rahmet ve berekettir. Bu rahmet ve bereket üzerinizden hiç eksik olmasın.

Ramazan Bayramınız mübarek olsun.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: