Prof. Dr. Yasin AKTAY

Aklın devranı

Aklın da ilginç ve ibretli bir devranı var. Ortaya art arda çıkan darbe planlarını yargılayan ve bu yöndeki niyet ve söylemleri anında kamu vicdanında infaz eden bir aklın giderek hâkim olmaya başladığını görüyoruz.

Başbakan Erdogan”ın TRT1”de yayımlanan Enine Boyuna programında sarf ettiği sözler bütün hafta boyunca gündeme damgasını vurdu. Pazartesi günü EMASYA üzerine yaptığı değerlendirmelerini, aradan bir hafta geçmeden Perşembe günü içişleri bakanı Beşir Atalay”ın Genelkurmay Başkanı ile bir mutabakat halinde protokolün yürürlükten kaldırıldığı yönündeki açıklaması izledi.

Başbakanın balyoz eylem planı ilk ortaya çıktığında bir yerde yaptığı bir konuşmada söylediği “olup bitenlerden haberimiz vardı” şeklindeki açıklaması bir yandan haber değeri dolayısıyla alınıyor ama diğer yandan başbakanın bunu bildiği halde neden gereğini yapmamış olduğu sorgulanmaya başlıyor. Tıpkı darbe çalışmalarından haberdar olduğu halde gereğini yapmadığı söylenen Hilmi Özkök”e yöneltilen eleştiriler gibi.

Nerden nereye? İş varıp bu darbelere karşı neden sessiz kalındığının eleştirilebildiği bir noktaya gelmiş. Hâlbuki bu olayları hep birlikte yaşadık ve bu darbe girişimlerinin hazırladığı sözümona kamuoyu, bırakınız böyle bir eleştiriyi akla getirmeyi, darbeye kalkışan bir askerin darbe hakkını müktesep bir özlük hakkı gibi gördüğü bir noktada süründürüyordu.

Gerçekten de o günlerde aklın bile başka türlü çalıştığı bir atmosferi hakim kılınmıştı. Geliştirilen milli güvenlik tehdit söylemiyle halkın neredeyse yüzde doksanının potansiyel düşman olarak görüldüğü bir yaklaşımın normal çalışan bir akla makul gelmesi mümkün olamaz herhalde. Oysa 28 Şubat günlerinde geçerli olan irtica ve bölücülük konseptleri dolayısıyla halkın şu veya bu yolla neredeyse tamamını kapsayan bir husumet zincirinin parçası kılınması sağlanmıştı. Yargının ve üniversite rektörlerinin katıldığı brifingler yoluyla kendini hemen duruma ayarlaması bu durumu olağanlaştıran en önemli etkendi kuşkusuz. Bu olağanlığın çok konjonktürel olduğu ve eninde sonunda bu akıl-dışılığın bütün çıplaklığıyla açığa çıkacağı ve bunun sorumlularını yargılayacak sağlıklı bir aklın devreye gireceği belliydi. Bunu görmek için rövanşist duygularla hareket ediyor olmak gerekmiyordu.

Henüz o kıvama da gelmiş değil ama başörtüsü yasağında izlenen hukuk ihlalleri de uygulayanları hesap vermek zorunda bırakacak bir pervasızlığın eseridir ve eninde sonunda bu da olacaktır. Emine Hanım”ın başörtüsü yüzünden Nejat Uygur”u ziyaret edemediğini o gün de okumuştuk gazetelerde ama bugün bu olayın ne kadar küstahça bir tutumun eseri olduğu daha ayan beyan ortaya çıkmış durumda. Aslında o gün de ayan beyandı ama bunu herkes aynı şekilde göremiyordu.

Yine 28 Şubat günlerinin şartlarında iki müfettişin yalan yanlış şahitliklere dayanarak birin mürteci veya bölücü olduğunu tespit etmesi halinde sorgusuz sualsiz kamu görevine son verilmesi öngörülmüştü. Nazi zulmüne denk bu yasama meclisten çıktığında medya bırakınız bu kanunun ne kadar akıl ve hukuk dışı bir kanun olduğunu göstermeye çalışmasını değişik üniversitelerde kaç mürteci ve kaç bölücü olduğunun tespitine ve ifşaatına başlamıştı bile.

Devran döndüğünde aklın başka türlü çalışması mukadder oluyor. Generallerin de eşit vatandaşlar gibi mahkemelere çıkmasına o kadar alışmaya başlamışız ki, başbakanın haberdar olduğu balyoz planına karşı neden tedbir almamış olduğunu bugün sorabiliyoruz. Milli Güvenlik Siyaset Belgesinde vatandaşının büyük çoğunluğunu düşman olarak kodlayan bir anlayışı bugün kimsenin normal görmesi mümkün olmuyor. Oysa MGSB”nde tehdit konsepti “irtica” olarak ilan edildiğinde buna vatandaşları temsilen medyanın veya sivil toplum kuruluşlarının topluca isyan etmesi gerekirken o günlerde geçerli olan aklın etkisi altında herkes mürteci avına çıkmıştı.

Bugün başbakan normal olanı ilan ediyor. Bir devletin kendi vatandaşını tehdit olarak görmesi mümkün değildir. Mürteci, bölücü, Alevi, komünist veya ateist hiçbir vatandaş devletin düşmanı olarak görülemez. Bu normal olandır, ama Türkiye Cumhuriyeti kuruldu kurulalı uzak olduğumuz bir normal… Vatandaşını tehdit gören bir yaklaşımdan iç tehdit kavramının bulunmadığı bir anlayışa doğru yaşanan süreç radikal bir değişimi ifade ediyor. Bu değişimin gözüyle görünenden çok daha fazla dostumuzun olduğunu görüp bunu bereketini yaşayabiliriz.

Düzeltme: Alevi Çalıştayı üzerine son yazımda Prof. Hüseyin Hatemi”nin çalıştay esnasında yazdığı bir gazeli sizinle paylaşmıştım. Hoca tamamen aruz vezni endişesiyle “Zira hammda türkü söylemenin zevki tâm olur” şeklindeki son mısradaki “zira” kelimesinin hazfedilerek şu şekilde düzeltilmesini istedi : “Hammâmda türkü söylemenin zevki tâm olur”

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: