Prof. Dr. Yasin AKTAY

AK Parti”nin oy kaybı

AKP”nin, iktidara geldiği günden beri yapılan bütün anketlerde ilk defa oy kaybetme ihtimalinin belirmesi hiç kuşkusuz birçok insanın yüreklerine su serpiyor. Bu gelişmenin bizzat Başbakan Erdoğan tarafından ikrar edilmiş olmasıysa alışılmadık bir durum olarak karşılanıyor.

Başbakan, ABD gezisinde uçaktaki gazetecilere son derece rahat ve kendine güvenen bir üslupla oylarında yüzde 26”lara kadar bir düşme görüldüğünü söyledi. Böyle bir haberin bir parti genel başkanı tarafından bu kadar rahat bir üslupla verilmesi günlerdir hem orada bulunan gazeteciler, hem de genel kamuoyu tarafından üzerinde epeyce tartışılan bir konu oldu. Doğrusu salt bu açıdan yani kamuoyunu oluşturma veya yönlendirme bakımından, bu çıkışın her şeyden önce son derece başarılı olduğunu kaydetmek gerekiyor. Öyle ya, oylarınızın düştüğünü kendiniz söylüyorsunuz, böylece muhtemel oy kaybını ilk tespit edenlerin daha da yıpratıcı eleştirilerine maruz kalmaktan kurtulmak bir yana, öne geçip bundan dolayı büyük takdir bile topluyorsunuz.

Nitekim bu mevzudaki bütün konuşmaların asgari zemini, Erdoğan”ın kendine güveni, gerçekçiliği, dürüstlüğü veya soğukkanlılığına vurgularla başlıyor. Erdoğan”ın bu yolla teşkilatlarını motive ettiği ve hatta genel seçmen kitlesine de çok farklı bir gözdağı verdiği üzerinde de durulabiliyor; AKP”nin oylarının düşmesi halinde oluşacak tablonun vahametine sessiz bir göndermeyle verilen bir gözdağı.

Bu arada muhtemel oy kaybının gerçek sebepleri üzerindeki tartışma ikincil bir tartışma olarak kalıyor. Oysa bu arada AKP”nin oy kaybettiği de giderek daha fazla görünür hale gelen bir gerçektir. Üstelik AKP”nin veya Erdoğan”ın bundan dolayı fazla endişeli görünmüyor olması bu oy kaybını daha fazla artırabilir.

AKP siyasette, ekonomide ve uluslar arası ilişkiler planında çok başarılı işler yapmış olabilir. Bu onu şimdiye kadarki bütün siyasi partiler arasında çok özel kılabilir. Bu arada mevcut partiler arasında ondan daha tutarlı, daha gerçek bir siyasi oluşum da olmayabilir. Lideri çok karizmatik olabilir. Hatta parti içinde karizma sahibi bir çok potansiyel lidere de sahip olabilir.

Bunların hiç biri bir partiyi ilelebet zirvede tutmaya yetmez. Hatta parti, asıl bu farklılıklarına fazla güvendiği andan itibaren kaybetmeye başlayabilir. İnsan hafızası nisyan ile maluldür. Siyaset ise bu nisyanın en çok etkilediği alanlardan biridir. Aradan geçen 5 yıllık süre sonunda, seçim sath-ı mailinde halkın büyük bir çoğunluğu 2001 Şubat krizini, yolsuzlukları, Türk lirasındaki sıfırların sayısını, bölünmemiş yolları falan hatırlamayabilir. Hatta bütün varlığını halkın nisyanına borçlu olan Demirel”in söylediklerinin büyüsüne tekrar kapılabilir. Halkın hafızasını canlı tutmanın daha geçerli yollarına bakmak bir siyasetçinin en önemli işlerindendir. Unutmamalı ki, halk durumunu beş yıl öncesiyle değil, en fazla bir yıl öncesiyle karşılaştırır ve somut bir gelişme görmediğinde siyasetçiye nadiren mazeret tanır.

Türkiye”deki sağlı sollu siyasi hareketlerin en büyük yanılgısı halkı her zaman ve her halükarda arkalarında zannetmiş olmalarından kaynaklanmıştır. Sosyalist hareket halkla ne kadar mesafeli olursa olsun, halk adına hareket ediyor olmayı ve halkı seviyor olmayı halkın desteğini celp etmek için yeter sanmıştır. Hayal kırıklığı kendisi açısından çok acı olmuştur. Milliyetçiler, zaten doğrudan bu millet adına hareket ettiklerinden her zaman bu milletin desteği üzerinde doğal bir hak iddia etmişlerdir. Aynı şekilde Milli Görüş geleneği de halkla aralarında başkalarının şahit olmadığı bir sözleşmeye dayandıklarını hissetmişlerdir hep.

Oysa Türk halkı hiçbir zaman hiçbir partiye veya gruba desteğini ilelebet vermemiştir. Siyasi hareketlerin kendi gündemleriyle halkın gündemini karıştırmasından kaynaklanan bu durum siyasal empatinin eksikliğinden kaynaklanıyor.

Genelde AKP”nin, özelde Tayyip Erdoğan”ın siyasal empati noktasında son derece yüksek bir seviye kaydettiğinde kuşku yok. Ancak bu bile sonuna kadar güvenilecek bir özellik değildir. İktidar fena halde değiştirir, halkın gündeminden koparır. Halkın gerçek gündeminden koparır, kendi gündemine kapatır.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaştıkça AKP”ye karşı bildik güç bloklarının oluştuğuna şahit oluyoruz. Ancak bu blokların hiç biri AKP”yi halkın desteğini çantada keklik görmekten kaynaklanabilecek kendine aşırı güveninden daha fazla zarar veremez. AKP sonuçta bu güç bloklarını daha fazla beslemekten başka bir sonuç vermeyen sözüm ona anti-popülist politikalarını gözden geçirmek zorunda.

Bunun tek anlamı tabii ki ucuz popülist politikalar değildir. O noktaya düşmeden de halkla zaten var olan itimat kanallarını tekrar tesis etmenin yolları vardır.

AKP”nin ve Erdoğan”ın gücünü kurumlardan değil halktan aldığını unutmaması lazım. Halk desteğiyle her şeyi yapamadığı belli ama, bu desteği kaybettiğinde kurumlar nezdinde de hiçbir gücünün kalmayacağını unutmaması lazım.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: