Prof. Dr. Yasin AKTAY

AK Parti ile 15 yıl

Kuruluşunun üzerinden tam 15 yıl geçmiş AK Parti’nin. Bin yıl süreceği tam bir kibirle askerler tarafından haykırılarak söylenebilen 28 Şubat’ın karanlık günlerinde kuruldu AK Parti. O karanlığın içinden bile bir aydınlık umudu vermak üzere bir ampülü kendine sembol olarak seçmiş ve ak bir sayfa açma iddiası taşıyarak. Arka arkaya kapatılmış iki partinin içinden gelenler, yılmadan, diklenmeden dik duruşlarıyla, ezilip büzülmeden, hiçbir şekilde pes etmeyeceklerinin, ülkeyi yasaklardan, yoksulluktan ve yolsuzluktan kurtaracaklarını vaat ederek yola çıktılar. Partiler arka arkaya eften püften bahanelerle kapatılabilmiş olduğu, milletin umutla baktığı Recep Tayyip Erdoğan, yani yeni partinin kurucusunun yasaklı olmasına rağmen, millet o partinin birşeyleri değiştirebileceğine dair söylemlerini hiç azımsamadı, onda gelecek için güçlü bir umut ışığı gördü ve partinin davetine icabet etti. AK Parti kurulduğunda 28 Şubat’ın kayrasıyla ite kaka ayakta durmakta olan hükümet ülkeyi krizden krize sürüklemeye devam ediyordu. Bu esnada AK Parti kurulduğu andan itibaren hemen ülkenin tek umudu ve tek siyasi alternatifi makamına oturdu. 15 ay sonra gerçekleşen ilk seçimde de olağanüstü bir başarı göstererek mecliste üçte iki çoğunluğu elde edecek şekilde tek başına iktidar oldu.

Yaşanmış yıllar, bugünden bakınca su gibi akıp gitmiş diyoruz. AK Parti kurulalı tam 15 yıl geçmiş.

Bu sürenin sadece ilk 15 ayı muhalefette, ondan sonraki zamanının tamamı tek başına iktidarda. Bu 15 yılda Türkiye’den neler yaşandıysa hepsinin aktörü, Türkiye ne saldırılara maruz kaldıysa hepsinin de ilk hedefinde yine AK Parti oldu. Türkiye’nin ekonomik anlamda bu süre içinde yaşadığı devrim niteliğindeki kalkınma hamlelerinin ve neticesinde ortaya çıkan Yeni Türkiye’nin adı oldu AK Parti. Adını koyarken vaat ettiği tam bir kalkınma devrimcisi olarak çalıştı ve vaat ettiği devrimi yaptı. Dedem Korkut insanlar bir başarı kaydedip bir ayırt edici işte bulunduğunda adlarını koyardı, ama AK Parti adını koyup öyle yola çıktı ve ismini fazlasıyla hak etti. İsim koymak niyetlenmek gibi, dua gibi bir şeydir. AK Parti niyetini bu isme uygun olarak Adalet ve Kalkınma diye yaptı ve bu niyete uygun olarak tedarikini yanına alıp yola çıktı. Ülkenin insanının sosyolojik yapısını adeta değiştirdi. Sınıfsal yapıda, tabakalaşma rejiminde tam bir dolaşım sağladı. Milli geliri neredeyse dört katına çıkardı. Türkiye’yi IMF’e borçlu olmaktan ona borç verebilecek duruma getirdi. İnsanımızın hayat standardını aynı şekilde herkesin refahtan nasipleneceği şekilde yükseltti. Kalkınma ismini fazlasıyla hak etti.

Tabi bu arada sadece ekonomik kalkınma düzeyinde devrimler yaşamadı Türkiye. Askeri vesayetin adım adım geriletilmesinden, Türkiye’nin demokratikleşme yolunda, ifade özgürlüğü ve insan haklarının geliştirilmesine kadar ve tabii ki hem ekonomik hem de siyasi adaletin teminine kadar her düzeyde önemli işlere imza attı. AK Parti, böylece adalet ismini de fazlasıyla hak edecek şekilde bu 15 yıllık yolu kat etti.

Bütün bunları hak edip etmediğinin takdirini elbette yapacak olan milletin kendisiydi. AK Parti Türkiye’de hatta bütün dünyada bir siyasi partiye nasip olmamış ve kolay kolay olamayacak bir şekilde arka arkaya girdiği bütün seçimlerde oylarını hep artırarak bugünlere kadar geldi. Bir siyasi partinin arka arkaya aynı oyu alması bile büyük ve istisnai bir başarı iken, AK Parti kurulduğu günden beri toplam 12 seçim tecrübesi yaşadı ve bütün bu seçimlerde hep kazanan ve oylarını artırarak halkla ünsiyeti daha da pekişen bir parti olmayı başardı. Böylece kalkınmasıyla adaletiyle bütün üstlendiği vazifelere dair hakem olan halktan hep en iyi notu almayı başardı.

AK Parti bir siyasi partinin faaliyet göstermesi gereken alanda, yani siyasi alanda kaldı hep, o alanda kendini gösterdi, o alanın kurallarını asla ihlal etmedi. Kapatma davasına maruz kaldığında da, öncesinde partileri kapatıldığında bile hiç ibr zaman şiddete başvurmadı, siyaset dışı mihraklardan asla medet ummadı, onların vesayet heveslerine de asla prim vermedi, bilakis o hevesleri kursaklarında bırakacak bir performans ortaya koydu. Bunu yaptıkça siyasal alandaki gücünü daha da tahkim etti. Tahkim ettikçe rakiplerinin ona karşı koyma, onu yenme stratejilerinde sahadan sapma eğilimlerini istemeden kışkırtmış oldu. AK Partiyi siyasal alanda yenemeyeceğinin anlaşılması, ona karşı türlü darbe girişimlerini de kışkırttı. Bu girişimler ülkeyi zaman zaman türlü krizlere sürükledi.

AK Parti’nin bir güçlü özelliği de bu krizlerin hiç birisinin altında ne kendisi ezildi ne de ülkeyi ezdirdi. Bilakis, bütün bu krizlerin her birini daha güçlü reformlar için, ülkenin daha geniş ve derin açılımları için birer fırsat olarak değerlendirdi.

Her kriz ortamı kendi kötü adamlarıyla temayüz ederken, krizin içinden çıkış kahramanlar ortaya çıkarır. 15 yıllık krizler tarihine bakıldığında tarihe gömülmek durumunda kalmış ve bugün isimlerini hatırlamakta zorlandığımız nice kötü isimler var. Yine bu krizlerin her birinden istisnasız temayüz eden bir karizma, bir kahraman Recep Tayyip Erdoğan oldu. Erdoğan’ın şahsında aslında kahramanlaşan, onun şahsıyla özdeşleşen ve en son bu kahramanlığını 15 Temmuz gecesi destansı mücadelesiyle ortaya koyan Türkiye halkının bizzat kendisi oldu.

Tabi kötülüğün büyüklüğü kahramanlığın ve karizmanın niteliğini de daha da büyütüyor. 50 yıllık sinsi planlarıyla, çalışmalarıyla kötülüğün bizatihi kendisi haline gelen FETÖ’nün nasıl bir tehlike olduğu ortaya çıktıkça ona karşı bu mücadeleyi göze almış olmanın, bu mücadeleyi başarmış olmanın nasıl bir cesaret ve liderlik gerektirmiş olduğu daha da iyi anlaşılıyor. Lideriyle birlikte AK Parti bu ülkeye kazandırdığı bu zaferle şimdiye kadarki bütün mücadelesini de taçlandırmış oluyor.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: