Prof. Dr. Yasin AKTAY

Ağlayamayanların acıları

12 Eylül”deki Referandumda oylanacak 27 madde var ama konu geldi 12 Eylül”e dayandı. Hem AK Parti kanadının hem de diğer partilerin bütün kampanyalarını 12 Eylül üzerinde yoğunlaştırdıkları görülüyor. Aslında konu etrafında daha enine boyuna durulduğunda 12 Eylül”ün çok özel bir gün olmadığını, aksine yılın 365 gününde de karşımıza çıkabilen bir zihniyet olduğunu anladığımız takdirde konunun 12 Eylül etrafında dönmesinin bir mahsuru yok. Dahası, gerek HSYK”nın bugünkü yapısının gerek sivillerin askeri mahkemelerde yargılanması, askeri Şura kararlarının yargı denetiminin dışında olması, Anayasa Mahkemesinin durumunun hepsinin sonuçta 12 Eylül anayasasının bir ürünü olduğunu da anladığımızda konuyu sadece geçici 15. Maddeye indirgemekten kurtulmuş oluruz.

12 Eylül darbesini yapanları koruyan Anayasanın geçici 15. Maddesinin kaldırılması sonuçta sadece 12 Eylülcülerin yargılanmasını sağlamış olmayacak. Yılın diğer 364 gününde de askerin siyasete her türlü müdahalesi hakkında halkın yargısının tecelli etmesini sağlamış olacak. Bunun için 94 yaşındaki Kenan Evren”in bilfiil yargılanıp hapse atılması da çok önemli değildir. Haddi zatında bilfiil bunu istemenin artık iyice intikam ve nefret duygusuna dönüşmüş olduğu da son tartışmalar ışığında ara ara kendini çok iyi gösteriyor. Oysa bu tartışmaların yapılıyor olması bile o darbeciler için en büyük cezayı oluşturuyor zaten. Bundan fazlasını istemek, Evren”in bedenine bilfiil uygulanacak bir cezayı arzulamak, adalet duygusundan ziyade intikam ve nefret duygularına hitap ediyor ki, bu duyguların peşine takılıp gidebileceğimiz hayırlı bir menzil yoktur. Oysa 12 Eylül üzerindeki yargılama engelinin kaldırılması doğrudan 28 Şubat, 27 Nisan, Ayışığı, Yakamoz, Balyoz müteşebbislerinin de mahkum edilmesini doğrudan ilgilendiriyor.

12 Eylül”ün yargılanmasını zaman aşımından dolayı anlamsız bulanlar daha taze güncel darbe teşebbüslerini ya hiç önemsemeyenler veya bu darbeleri meşru sayanlardan oluyor. 12 Eylül ile bir sorunları olmuşsa da bunların darbe ile ciddi bir sorunları olmuyor. Darbe sadece kendilerine dokunmuşsa kötüdür ve kendilerine dokunmamış bir darbe bin yaşasın hallerindedirler.

Bur de Ak Parti”nin 12 Eylül karşıtı söylemlerine karşı Kılıçdaroğlu”nun dillendirdiği bir itiraz var: “Bunlar işkence görmedi, bunlar 12 Eyül”de fatura ödemedi” dolayısıyla bunların 12 Eylül ile hesaplaşmaları da onu yargılamaları da oralarda çekilen acıları dile getirmeye de hakları yok demeye getiriyorlar.

Bu mantık biraz irdelendiğinde aslında ahlâkın-etiğin bütün şartlarını iflas ve ifsad ettirecek bir mantık. Yani size dokunmamış olan darbenin acısını siz dile getiremezsiniz demeye getiriyor.

Bu ne demektir şimdi?

Yani herkesin kendisine yapılmamış bir zulme kayıtsız kalması telkin ediliyor ki bu hiç kimsenin başkasının acısını paylaşamayacağını söylemekten farksız.

Keşke Kılıçdaroğlu da başörtüsü zulüm dolayısıyla acı çekenlere ortak olmayı denese, başörtüsünden dolayı okulunu yarıda kesmek zorunda kalan, okul koridorlarında her türlü aşağılamaya maruz kalan kızların acılarını yüreğinde hissedip ağlayabilse… Kimsenin kendisine riyakâr demeyeceğini temin ederim. Bundan dolayı alacağı oylar varsa kendisine helal hoş olsun. Başkaları için dertlenmek başkalarının derdine üzülmek, başkasının türküsünü çağırmak en dokunulmaması gereken, siyaseten tüketilmemesi gereken değerlerdendir.

İnsanlığa kara ilke olarak sürülmüş acılar parsellenemez, temellük edilemez.. O acıları herkesin yüreğinde hissetmesi, siyaseten dağılmış ve ayrışmış insanları birbirine tekrar bağlayacak en önemli vesilelerden biridir. Bu vesile ortaya çıkmışken bunu elinin tersiyle itmek o acıları temellük etmekle tesis edilen ırkçı bir tavır. Acıları parselleyip bu acı parsellerine yasak bölge muamelesi yapmak, korkarım asıl istismar budur ve insanın kendisinin veya kendi cemaatinin çektiği acıyı istismar etmesi, bu acıyı bir mülk haline getirmesi bir tür görgüsüzlük, bir o kadar da çirkinlik yansıtıyor. .

Bir de ağlamak üzerine, hele bir siyasi liderin ağlaması üzerine çok edebiyat döktürülebilir, buna yerim kalmadı ama şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Ağlayabilmek tamamen insani bir meziyettir, duygusallığın, hasbiliğin, sahiciliğin ve merhametin bir işaretidir ve siyasilerde zamanla körelen bir özelliktir. Anlattığı olayın duygusallığı karşısında ağlayan bir başbakan sizi bilmem ama bana çok daha fazla itimat telkin etti. Merhamet sahibi, duygularını yitirmemiş, sahici bir insan tarafından yönetiliyor olduğumuz hissini uyandırdı.

Buna mukabil yaşadığımız veya yaşamakta olduğumuz onca haksızlık karşısında kalpleri hiç titremeyenlerin verdikleri tepkileri hiç önemsemedim. Bu gözyaşlarının sahiciliğini sorgulamayı kalpsizliğin bir ifadesi olarak görürüm sadece. Şefkatle, merhametle ağlamayı eleştiri konusu edenlerin yönettiklerine karşı hangi duyguları koruyacaklarını bekleyebiliriz?

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: