Prof. Dr. Yasin AKTAY

Afrin’den öte, bakalım daha neler göreceğiz?

Dün Siirt’in Ormanardı köyünde yol inşaatı güvenliğini sağlayan bir üs bölgesine PKK terör örgütü üyelerinin sabaha doğru düzenledikleri saldırı sonucunda 6 köy korucusu şehit düştü. Saldırının güvenlik güçlerinin başarılı mücadeleleriyle terörü neredeyse bitme noktasına getirmiş olduğu bir dönemde gerçekleşiyor olması dikkat çekici. Eylem bir yandan çaresiz ve sefilce “yıkılmadık ayaktayız” mesajı vermeye çalışırken diğer taraftan terörle kararlı mücadele neticesinde uğradıkları ağır kayıplardan dolayı bir intikam girişimi olarak da değerlendirilebilir.


Örgüt, güvenlik güçlerinin terörle mücadele tarihinde kaydedilmemiş bir etkinlikte yürüttükleri mücadele sonucunda çok büyük güç ve etki kaybına uğradı. Binlerce terör örgütü mensubu bu operasyonlar neticesinde etkisiz hale getirildi. Binlercesi yurtdışına kaçarak Suriye’nin kuzeyinde efendilerinin kendilerine yazdığı yeni görevlere koştu.

Bu görevlerin başında Türkiye’ye karşı oluşturulacak üs bölgelerini tutmanın geldiğini Zeytin Dalı Operasyonu sayesinde iyiden iyiye gün yüzüne çıkan gerçeklerle cümle alem duymuş ve görmüş oldu zaten. Kürtlere hizmet etme iddiasında olan örgütün aslında Kürtlerin inancının, kültürünün ve varlığının düşmanı emperyalistlerin hizmetinde olduğu görüldü. Belki bu sayede, güvenlik güçlerinin terörle mücadelesinin en büyük kazanımı son zamanlarda, halk desteğinden tamamen yoksun kalmaları oldu. Kürt halkı yeni uluslararası gelişmeler ışığında örgütün kimin hizmetinde olduğunu ve kimin karşısında olduğunu net bir biçimde gördü.

Ama tek sebep elbette bu değil. Asıl önemli sebep terörle mücadelenin artık tam da olması gerektiği gibi teröristle halkı birbirinden çok daha sahici bir biçimde ayırıyor olmasıdır. Silahlı terör örgütünü halkla baş başa bırakıp bilahare bu baş başalıktan halkı sorumlu tutup faturayı ona kesen anlayıştan hızla uzaklaşılmış olduğunu görüyoruz. Açıkçası bu akıl ve izan yoksunu yaklaşım eskiden terör örgütüne en güçlü propaganda zeminini oluşturuyor ve örgütün gelişimine elverişli ortamı sağlıyordu. Çünkü devlet halktan uzaklaştıkça, hele halka öfkeyle baktıkça bu bakışın kaçınılmaz neticesi terör örgütü ile halkın yakınlaşması oluyordu.

Bugün bu manyetik etkinin yönü tam tersine dönmüş durumda. Terörle mücadele halkı devlete değil, bilakis terör örgütüne uzaklaştırıyor.

Siirt’te terör örgütünün şehit ettiği korucuların hepsi Kürt. Kendi köylerini, ırzlarını, çocuklarının geleceğini, huzurlarını PKK terör örgütüne karşı korumaya çalışan ve bunun için devletten gönüllü olarak silah alan Kürtler. Üstelik fiilen yapmakta oldukları iş kendi köylerinden geçecek, kendilerine refah, huzur ve gelecek getirecek olan yol inşaatının güvenliğini sağlamak.

Kürt halkının bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey, geri kalmışlıktan kurtulmak, güvenle, istikrarla Türkiye’nin geri kalan kısmında yaşanan gelişmeye yetişmek. 40 yıldır terör örgütünün sözümona Kürtleri kurtarmak için verdiğini iddia ettiği mücadelenin en ağır bedelini Kürt halkı ödüyor. Nesilleri heder oldu.Kurtarılmak istenen Kürt kültürü yerine bugün ırkçı, faşist, din düşmanı ve aşağılık bir kaotik savaş ideolojisinin dejenere ettiği bir kültürün sorunlarıyla boğuşuyor. Terör örgütünün bütün bunları ne adına, kimin adına yapıyor olduğu Afrin’de keşfi avret gibi ortaya çıkmıştır.

Örgütün arkasında ABD’nin olduğu zaten bizzat ABD’li makamlarca itiraf edilen bir durum haline gelmişti. İsim değiştirme gibi çocuk aklıyla alay etme seviyesindeki numaralarını yutmadığımızı da artık çok iyi görüyorlardı.Her ne kadar bunu görseler de son bir hamle olarak YPG-PYD’yi tasfiye edip yerine Suriye Müstakbel isimli yeni bir siyasi parti kurmaya çalıştıkları da biliniyor.

Afrin’de nükleer bir saldırıya karşı korunmaya ve karşı saldırıları düzenlemeye yetecek kadar istihkamın sadece ABD desteğine dayanmadığı, başka ülkelerin desteğinin de olduğu anlaşılmıştı.

ABD Başkanı Trump’ın Suriye’den çekilme mesajı bir tür “ne halleri varsa görsünler” mesajı taşırken akşama doğru bunun aslında PYD-PKK’ya desteğin gizli müttefiki Fransa’ya görev devir teslimi olabileceğini hissettiren sesler duyduk. Fransa JPG ile Türkiye arasında arabuluculuk yapabileceğini söyleyerek, şimdiye kadar terör örgütü olarak nitelendirdiği PKK’ya desteğini itiraf eder gibi bir açıklamayla bütün avretini utanmadan ortaya sermiş oldu. Yenilir yutulur bir açıklama değil bu. Bir terör örgütüyle Türkiye arasında arabuluculuk teklifi yapma cüretkarlığı aslında YPG ile şimdiye kadar yürünmüş olan yoldan geri dönmenin zorluğunun mecbur bıraktığı bir cüretkarlık. Yoksa Fransa bunun anlamını değerlendiremeyecek diplomatik akıl yoksunluğunda bir ülke değil.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un YPG’ye verdiğini söylediği sözle ilgili herşey. Fransa’yı terör örgütüne verdiği söz dolayısıyla bütün diplomatik teamülleri ve terörle mücadele hukukunu çiğneyecek noktaya düşüren kural belli. Terör örgütleriyle iş tutmak, bir devlet aklını da terör örgütü seviyesine düşürür.

Fransa’nın arabuluculuk teklifine verilebilecek en güzel cevap aslında Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun yaptığı DEAŞ karşılaştırması olabilirdi: “Fransa’yı kana bulayan DAEŞ terör örgütünün üyelerini Türkiye Cumhurbaşkanının Külliyede misafir edip Fransa ile aralarını bulmaya çalışması” nasıl bir görüntü oluştururdu?

İşte o salaş, kepaze görüntü bugünün sözüm ona modern, demokratik batı dünyasının görüntüsüdür.

Bu görüntü, önce Fırat Kalkanı sonra Zeytin Dalı operasyonuyla Türkiye’nin düşürdüğü maskelerin ardındaki ilk görüntü. Bakalım daha neler göreceğiz?

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: