Prof. Dr. Yasin AKTAY

Açılıma “teammüden” kelepçe

Öncelikle belirtmek gerekiyor ki, hukuk devletinde hiç kimsenin suç işleme imtiyazı yoktur. Demokratik açılım süreci karşımıza suçun veya hukuki kodların başka türlü yorumlanmasını gerektiren durumlar ortaya çıkarmıştır, ama bu durumlar bile kimseye ilâ nihaye suç olarak belirlenmiş bazı hareketleri cezadan muaf bir serbestlikle yapma hakkı vermiyor.

Kürtçe adı Komala Civaken Kurdistan yani Kürdistan Topluluklar Birliği olan KCK, PKK”nın şehir yapılanmasıdır ve istendiği zaman şehirlerin eylem alanı olarak karıştırılmasını sağlıyor. Aynı zamanda belediyeler üzerinde de bir tür gölge belediye yönetimleri olarak istedikleri gibi çalıştıkları biliniyor. PKK”nın bölge siyaseti üzerinde kurduğu askeri vesayet rejiminin uygulaması bu örgütsel yapı üzerinden yapılıyor. Seçilmiş belediyelerin bu örgütün baskısı altında mı oldukları veya bu örgütün bir parçası mı oldukları artık anlamlı bir soru olmaktan çıkmıştır. Zaten varlıklarını bu örgütün sağladığı askeri, lojistik veya propaganda desteğine borçlu oldukları için fazlasıyla iç içe, ayrıştırılamayan bir ilişki içindeler. Özellikle yerel seçimlerde sandıklar üzerinde uyguladıkları “açık oylama-gizli tasnif” hedefinin Batman, Siirt ve Diyarbakır gibi birçok şehirde bire-bir tutturulduğu bölgede herkesin malumu.

Demokratik açılımda Kürt sorununun muhatabı değilse bile terör sorununun çözümünde mutlaka dikkate alınması gereken bir unsur olduğu bir gerçek. Ancak bu yapılanmanın arkasındaki gücün kim olduğu zannedildiğinin aksine açık değildir. Bugün Öcalan”ı veya PKK”yı muhatap almayı bir an için kabul etsek bile bu muhatapların sözlerine ne kadar güvenilebileceği, verdikleri sözlerin arkasında ne kadar durabildikleri hiç açık değil. Öcalan adına yapılan açıklamaların bir dizi sansürden sonra yeniden üretilip nasıl bambaşka bir metin olarak kitlesine ulaştırıldığını geçtiğimiz günlerde gördük. KCK veya PKK”nın hangi biriminin ne tür işlerin içinde olduğu da belli değil. Özellikle terörün sonlandırılmasında silahların susturulmasında mutlaka dikkate alınması, dağdakilere çözüm sonrası için tatminkâr seçeneklerin sunulması gerektiği noktasına gelmiş olan açılım siyasetinin karşısına bu aktörlerin hesapta olmayan eylemleri çıktığında kafalar iyice karışıyor.

Ne yazık ki sorun hükümet ile PKK veya devlet ile Öcalan gibi basit (tabi basit ama bu kadarıyla bile hiç de kolay olmayan) bir eksende ele alınabilmekten çok uzaktır. Ortada yeknesak bir hükümet veya devlet iradesi olmadığı gibi yeknesak bir PKK veya Öcalan şahsiyeti de yok. Açılım iradesi tam billurlaşmışken çıkagelen sokak eylemleri ve Tokat saldırısının ait oldukları plan veya iradenin görünenden daha karanlık olduğu kesindir. Bizzat Öcalan”ın ifadesiyle işin içindeki Ergenekon parmağı artık sadece bir ihtimal bile değildir, ancak Öcalan”ın bile bu aşamada böyle bir noktaya nasıl gelmiş olduğu izahtan vareste değildir.

DTP yetkililerinin ısrarla ve hatta tehditkâr bir üslupla muhatap olarak Öcalan”ın şahsını veya PKK”yı adres göstermelerine rağmen bu muhatapların tuhaf davranışları ve güvenilmezliği giderek açılım siyasetini daha fazla düşündürüyor olmalı. Ama bu güvenilmezlik aynı zamanda bu gölge aktörlerin arkasındaki asıl iktidarı bulup ortaya çıkarmayı daha fazla gerektiriyor.

PKK”nın bugün bölgede kitlesel bir destek bulmuş olmasını bir realite olarak görsek bile bu onun eleştirilemez olduğunu göstermemeli. Son zamanlarda bu realitenin kabul edilmesinin neredeyse PKK”ya bir tür eleştiri muafiyeti gerektirdiğini empoze etmeye çalışan dair tuhaf bir entelektüel temayül oluşmaya başladı. Bu temayüle itibar edecek olursak, PKK”yı uyguladığı bütün şiddet yöntemleriyle, bölge siyaseti üzerinde uygulamaya çalıştığı bütün silahlı vesayet düzeniyle birlikte Kürtleri temsil eden tek siyasi hareket olarak herkesin selamlaması gerekiyor. PKK ile bağına rağmen DTP”yi oylarıyla desteklemiş milyonlarca insanın iradesine saygı duymak neden onlara oy vermemiş olan Kürt veya Kürt olmayanlara kulak tıkamayı gerektiriyor olsun ki? Erken yetişip belli siyasi konulara tabelasını asmış herkese o alan üzerinde bir temsil-tekel hakkı verilecekse, bu durumda demokratik tartışma ve çoğulculuğa veda etmemiz de gerekmez mi?

PKK-KCK-Öcalan cephesinden ortaya çıkan tuhaflıkları ancak karşıt cephedeki, yani devlet tarafındaki tuhaflıklarla bir arada düşündüğümüzde alabildiğine tutarlı bir resme ulaşabiliyor olmamız ise hangi gerçeğin çölüne hoş geldiğimizi çok iyi anlatıyor olmalı. Tokat saldırısı, 17 cm”de tufan, sokak gösterileri, AYM”nin DTP”ye kapatma davası, kalan vekillerin Öcalan”ın tavsiyesi üzerine sine-i milletten dönmeleri… Her biri kendi başına tuhaf duran bu olayların hepsi bir arada düşünüldüğünde bir resmi nasıl da tamamlıyorlar, değil mi?

Peki bu resim içinde KCK operasyonunda seçilmiş belediye başkanlarının gözaltına alınma şekilleri, ellerinin kelepçelenmesi ve tek sıra halinde elleri kelepçeli görüntülerinin medyaya servis edilmesi nereye oturuyor sizce? Doğrusu son yıllarda iyi-kötü düzene oturmuş gözaltı şart ve usullerinde bu kadarlık bir ihlal ancak özel çaba ile yani “taammüden” olur.

Bu çabanın sorumlusu her kim ise bu resim içinde özel bir yeri olduğundan kuşku yoktur.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: