Prof. Dr. Yasin AKTAY

“Acı haberiniz gelmesin, yeter”

BİŞKEK

Kırgızistan, tarihte ilk Müslüman Türk Devletinin kurulduğu ülke. 1991″de Sovyetler Birliğinin Perestroika politikaları çerçevesinde kendisine bağımsızlık verilen Orta Asya Cumhuriyetlerinden biri. “Bağımsızlık verilen” diyoruz, çünkü bu Cumhuriyetlerin hiçbirinin Sovyet yönetiminden böyle bir talepleri yoktu. Bağımsızlığı verilmesinden kısa süre sonra, 1992 yılında Türkiye diğer Türki Cumhuriyetlerle olduğu gibi Kırgızistan”la da diplomatik ilişkilerini hemen tesis etmiş. Bişkek”te Stratejik Düşünce Enstitüsü ve Kırgızistan Manas Üniversitesi”ne bağlı Orta Asya Araştırmaları Merkezi ile birlikte düzenlenen “Kırgızistan-Türkiye İlişkilerinin Geleceği Sempozyumu” dolayısıyla bulunuyoruz.

Geriye doğru gidersek, Birlik yönetimi Rusya için maliyeti gittikçe ağır ve sürdürülmesi imkansız hale gelmiş bir durumdayken, bu görünürdeki dağılma Rusya için yönetimin daha rasyonel bir yeniden yapılanmasından başka bir anlam ifade etmiyordu aslında. Bu yolla üzerindeki sorumlulukların önemli bir kısmını yeni kurulacak yönetimlere bırakırken, yine de tamamen serbest bırakmış olmayacaktı tabi.

Bugün Rusya”dan ayrılmış olan Cumhuriyetlerin hepsinin Rusya ile ilişkileri eskisinden daha iyi, Rusya için daha rasyonel bir verimlilik düzeyinde devam ediyor. Bu ilişkiler Rusya”ya çok şey kazandırmaya devam ederken, ülkeler kendi sorunlarıyla başbaşa kalıyor. Bir çok ülkede göstermelik demokratik görünümler altında tesis edlen diktatörlükler eliyle ülkenin karar süreçleri halktan kopuk olmaya devam etti. Bir çok ülkede ekonomik ve siyasi yolsuzluk dolayısıyla zaman zaman nükseden hoşnutsuzluklar ülkeleri bahar-devrim süreçlerine açık hale getirdi.

Kırgızistan diğer Türkî Cumhuriyetlerden farklı olarak, gerek petrol ve yeraltı kaynakları itibariyle gerek mevcut sanayisi itibariyle kendine yetmeyen bir ülke. O yüzden bağımsızlığın ülkeye ne kazandırdığı konusunda halkın kafası karışık. Sempozyumda halkın önemli bir kısmının 1991″deki bağımsızlığı, bir kazanım olarak görmek yerine “Rusya”nın kendilerini kapı dışarı ettiği” şeklinde algıladıkları ifade edildi. Bu algıda Rusya”ya dönük bir sitem de var, zira bağımsızlıkla birlikte Kırgızlar kendi gerçekleriyle başbaşa kalmış, 70 yıl süren Rus hakimiyeti altında ülkelerinde kendilerine yetecek hiç bir sistemin kurulmamış olduğunu fark etmişler. Ne doğru dürüst bir yönetim eliti, ne de ticareti çekip çevirecek yeterli bir ekonomik tabaka.

Kazakistan ve Azerbeycan gibi petrol zengini ülkelere nazaran Kırgızistan”ın petrol ve yeraltı kaynaklarından yoksun olması aslında Türkiye ile karşılaştırılabilir bir durum. Türkiye”de ise bu petrol ve enerji yoksunluğu bir avantaja dönüştürülmüş durumda. Yeraltı kaynaklarına sahip olmayınca insan sermayesine dayanmaktan, bu gücü geliştirmekten başka bir yol bulunmuyor. Türkiye mucizesi olarak bahsedilen gerçek bu insan sermayesi sayesinde mümkün olmaktadır. Muhtemelen yeraltı kaynakları bakımından zengin olmak hem yöneticileri hem de ülke insanlarını tembelleştirip olumsuz etki yapabilirdi. Tıpkı petrol zengini diğer ülkelerde olduğu gibi.

Kırgızistan”ın da bu konuda aynı durumda olması, bu durumun kendisi için de bir avantaja dönüşmesini sağlayabilir mi?

Kuşkusuz başka bazı şartlar ve dezavantajlar da var. Nihayetinde nüfusu sadece 5,5 milyon ve sadece yüzde 65″i Kırgız olan bir ülke. Boyların alabildiğine etkili olduğu bir toplumsal yapı var ve bu yapı içinde bir merkezi yönetimin kurulabilmesi, bir vergi sisteminin halka benimsetilebilmesi alabildiğine zor.

Yine de eldeki tek sermaye insansa bu insanın eğitimine eğilmek en stratejik seçenek. Bu yüzden Türkiye”nin Kırgızistan”a en önemli yatırımının eğitim olduğunu söylemek abartı olmaz. Sayısı 300″u bulan Türk şirketin 250 milyona ulaşan ticaret hacmine karşılık, 2012 yılı itibariyle 5000″e yakın Kırgız öğrencye eğitim bursu verilmekte. Ayrıca Kırgızistan”da iki Türk-Kırgız Lisesi ve İki Türk-Kırgız Üniversitesi faaliyet göstermektedir. Toplamda Türk-Kırgız eğitim faaliyetleri bir hayli geniş teferruatlı bir dosya haline gelmiş bile. Bunun çok önemli sonuçları olduğu, olacağı açıktır.

En önemlisi, ilişkilerin karşılıklı sevgi ve saygı temelinde olması. Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi halihazırda ülkenin en önemli, saygın ve imkanları itibariyle en iyi üniversitesi olarak ünlenmiş durumda. 3 yıl önce bu üniversiteye rektör olarak atanan Prof. Dr. Sabahattin Balcı üniversiteye kısa zamanda, tabiri caizse, çağ atlatmış. İşine kattığı ruhla bir üniversite rektöründen ibaret kalmayan çabasıyla, mütivazi ve cevval kişiliğiyle, Türkiye için kamu diplomasisinin en güzel örneğini veriyor. Sempozyumdaki konuşmasını hiç takılmadan ve doğaçlama olarak Kırgızca yapmış olması, açıkçası, beni çok etkiledi, çünkü bir ülkede yıllarca yaşayıp o ülkenin dilinden bir kaç kelime öğrenememeyi başarabilen öğretim üyesi, diplomat ve sair devlet görevlilerine, ne yazık ki, daha fazla âşinayız.

Tanrı Dağı”nın eteklerinde kurulmuş olan ve ilk Müslüman Türk devletine ev sahipliği yapmış olan Bişkek, bugün gözlerini daha fazla Türkiye”ye çevirmiş durumda. Sempozyumda anlatılan bir anekdotta Türkiye”den beklentileri sorulan çok çekmiş bir Uygur Türkü”nün şu sözleri salondaki herkesin paylaştığı bir duygusallığı yansıtıyor: “hiç bir şey beklemiyoruz, bir tek, acı haberiniz gelmesin.”

Kuşkusuz Kırgızlar biraz daha fazlasını bekliyor ve bu beklentilere cevap vermeye samimiyetle çalışmak, Türkiye”nin sorumluluğudur.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: