Prof. Dr. Yasin AKTAY

ABD’nin teşekkürü ve öpücüğünü kim ister?

ABD ve İran arasındaki gerilim ve soğuk savaş rüzgarlarının Kasım Süleymani’nin ABD’nin hava saldırısı sonucu öldürülmesiyle birlikte sıcak çatışma düzeyine taşınma ihtimalinin yüksek olduğu konuşuluyor. İran bu saldırının karşılıksız kalmayacağı ve intikamının çok kötü olacağı yönünde tehditlerde bulunuyor. ABD elçilikleri ve muhtemel hedeflerine karşı koruma tedbirleri alarm vaziyette. İran bazı hedeflere yerini bulmayan roket saldırılarında bulundu bile.

Ancak yine de bu söylem ve eylemlerin İran ve ABD arasında doğrudan bir savaşa dönüşmesi zor görünüyor. Zor, çünkü bu, yaklaşık 40 yıldır ABD’nin İran’la her iki ülke açısından alabildiğine işlevsel olan ve her iki tarafa çok kazandıran bir düzenin bitmesi anlamına geliyor.

Zaten, bir yandan karşılıklı tehditler savrulurken her iki tarafta da aynı anda bir doğrudan sıcak çatışmayı geleceğe erteleyen, bir savaş istemediklerine dair imalar veya açık beyanlar da ekleniyor. Bu iki tarafın topyekun bir savaştan çekindiklerini de, süregelen düzenin değişmesinin nasıl bir kayba yol açabileceğinin farkında olduklarını da gösteriyor.

Bu düzenden her iki tarafın kazanıyor olması, tabii ki aralarındaki düşmanlığın tamamen asılsız ve göstermelik olduğu anlamına gelmiyor. Gerçekten de bir ABD ve İran düşmanlığı vardır ve bu düşmanlık için her iki taraf zaman zaman birbirlerine karşı ciddi hamleler de yapmakta, birbirlerine zarar da vermektedirler. Ancak özellikle ABD bu düşmanlığın zeminini yok edecek, mesela bir rejim değişikliği veya İran tehdidini yok edecek bir adımı atmak yerine İran tehdidini çok ciddi bir geçim kaynağına dönüştürmüş durumda. Körfez’i sürekli tehdit eden bir İran’ın ABD’nin özellikle Suudi Arabistan’ı istediği gibi idare etmesini, kaynaklarını sınırsızca sömürmesini sağlayan önemli bir anahtar olduğu bugün artık çok daha net görünüyor.

O kadar net ki, şu ana kadar SA’yı İran tehdidi üzerinden idare etme konusunda ortaya koyduğu siyasetin inandırıcılığı sorgulanmaya başlamıştı. Trump’ın İran’la nükleer anlaşmayı askıya almasıyla başlayan süreç bir bakıma Körfez ülkelerinin ABD politikalarına imanlarını bir nebze tazeleyenbir adım olmuştu.

2003 yılında işgal ettiği ve bütün rejimini tek başına belirlediği Irak’ta İran’a genişçe bir etkinlik alanı açan, hatta Irak’ın egemenliğini neredeyse İran’a bırakan ABD’nin bunu bilmeden, istemeden bir enayi düşman gibi yapmış olduğunu düşünmek mümkün mü? İran’a bu alanı açmış olması elbette ABD’nin arka kapı diplomasisiyle İran’la bir anlaşma içinde olduğunu söylemiyor. Ama izlenen politikalar ve gelinen sonuç ABD’nin İran nüfuzunun yayılmasında kendi siyasetleri açısından bir işlevsellik bulduğunu gösteriyor.

Bu işlevsellik, ABD’nin İslam dünyasında Sünni ve bütünleşik bir iktidara karşı Şiiliği desteklemesini sağlayacağı bölücülükte yatıyor. ABD’nin Irak’ta İran’a geniş bir alan açan bu politikayı sürdürürken Sünni dünyanın en iddialı ve en varlıklı ülkelerinden SA’yı da idare etme ve kaynaklarını sömürme ilgisi ortaya karışık bir ABD politikası çıkarıyor.

Kasım Süleymani ve Ebu Mehdi el-Mühendisi’nin öldürülmesi ise sadece ABD’nin yeni bir oyun kurmaya başladığını gösteriyor. Bu oyunun ilk işaretini ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun olayın hemen ardından yaptığı telefon diplomasisini duyurması verdi.

Pompeo, Süleymani’nin öldürüldüğü operasyonu başlatma kararı alırken Avrupalı ülkeleri kendilerine ‘yardımcı olmadıkları’ gerekçesiyle eleştirirken, telefonla görüştüğü SA veliaht prensi Muhammed bin Selman, BAE Abu Dabi Veliaht Prensi Muhammed bin Zayid Al Nahyan, IKBY Başbakanı Mesrur Barzani ile görüştüğünü açıklayarak kendilerine gerek bu operasyonda gerekse Irak’taki İran destekli teröre karşı mücadelede verdikleri destek dolayısıyla teşekkür ettiğini açıkladı.

Bu yeni bir blokun ilanından çok ötede, İran’a yeni hedeflerini tayin etmeye çalışan bir teşekkür. ABD, kendi kurduğu oyunda rol verdiğini düşündüğü Kasım Süleymani gibi bir oyuncunun giderek kendini oyun kurucu olarak görmesi ve Irak’ın mutlak sahibi gibi davranmaya başlaması karşısında onu tasfiye etmiş oldu. Ama bunu yaparken de İran’a alacağı intikam için, bir bakıma İran’ın da işini kolaylaştıracak bir hedef göstermiş oldu.

ABD’ye etkili bir intikam saldırısında bulunmayı göze alamayacak olan İran’ın karizmasını kurtaracak bir eylem için, öncelikle SA en uygun hedef olarak namlunun ucuna konulmuştur. Öncelikle SA diyoruz, çünkü İran, ABD önüne hedef olarak koysa da BAE’ye saldırmayı da göze almaz, çünkü halihazırda devam edegelen soğuk savaş esnasında İran’ın para, mal ve petrol akışını düzenlemek konusunda BAE ile kurduğu ilişkiler, görünürdeki hasmane ilişkiyi çok aşan boyutlarda.

Daha açık bir ifadeyle BAE İran’ın bindiği dal iken SA onun için en uygun ve en işlevsel hedef konumunda. Bu da ABD’nin teşekkür biçimi, ölümcül öpücüğü.

Pompeo’nun neden Türkiye’ye teşekkür etmediğini soranlar da vardı, teşekkür etmedi diye Türkiye’nin ABD gazabına maruz kaldığını söyleyenler de.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: