Prof. Dr. Yasin AKTAY

ABD’nin stratejik ortaklığı

ABD’nin PYD’ye verdiği destek açıkça teröre destek vermektir. Bu destek ABD’nin terörü ve teröristi kendi hesabına göre istediği gibi tanımlama konusunda sergilediği bir tutarsızlığı ve pragmatizmi de deşifre ediyor. Bu tutarsızlık, ABD’nin dış politikasında “stratejik ortaklarına” karşı açık bir güvenilmezlik durumuna da sürüklüyor. Önceden ilan edilmiş siyasetlerine, stratejik hedeflerine, dostluk ve düşmanlıklarına hiç bir bağlılık ve sadakat taşımadığını ortaya koyuyor.

ABD’nin stratejik ortak dediği Türkiye’ye karşı düşmanca bir tutum içinde olduğunu herkesin bildiği PYD’ye verdiği destek, bölgede Türkiye’yle ve diğer stratejik ortaklarıyla önceden mutabık olduğu planlar üzerinde tek taraflı olarak değişiklikler yapmış olduğunu gösteriyor. Zira ABD ile, hatta neredeyse ABD’nin öncülüğünde Esad’ın gidişinde mutabık kalınmışsa Esed’in en önemli güçlerinden biri olan PYD’ye destek vermek açıkça Esed’e destek vermek demektir. Nitekim PYD’nin ilerleyişiyle Esed güçleri çok rahat nefes almakta ve onlarla birlikte ele geçirilen mevzilere tekrar yerleşmektedir. Kendi kafasına göre terör ve terörist tanımı yapıp dünya üzerinde “teröre destek” töhmeti üzerinden baskı yapacak yerde, ABD’ye düşen sadece kendi stratejik ortaklarına bu tutarsızlığının hesabını vermektir.

PYD’yi İran da çok açık biçimde desteklemektedir. Bu durumda ABD’nin ne zaman bu kadar keskin bir saf değiştirip İran’la aynı safta savaşa girmiş olduğunu da açıklaması gerekir.

Hayır, normal şartlarda asla bir itirazımız olmaz. ABD’nin İran veya bizim coğrafyamızdaki herhangi bir unsurla savaş içinde olmamasını başta biz arzu ediyor ve talep de ediyoruz. Bizim tek istediğimiz kendi bölgemizin bir barış havzasına dönüşmesi, halkların birbiriyle sorunlarının çözülmesidir. Ne yazık ki dışarıdan yapılan bütün bu müdahaleler bölge insanının sorunlarını çözmeye değil derinleştirmeye katkıda bulunuyor.

Yaşananlara bakıldığında ister istemez şu soru akla geliyor: ABD, daha düne kadar şer ekseninde saydığı Suriye ve İran’la aynı safa geçip bölgenin sivillerine, mazlumlarına karşı sürdürülen seri katliamların suç ortağı olmaya hangi ara ve hangi stratejik değerlendirmeyle karar verdi? Bu strateji değişimini, bölgedeki en önemli ortakları olan Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleriyle de paylaştı mı acaba?

Bugün Suriye’de ve Irak’ta açıkça İran’la, Suudi Arabistan’a karşı da aynı safta yer alıyor ABD. Oysa İran’ın nerdeyse kırk yıldır Suudi Arabistan’a karşı düşmanlığında en çok ileri sürdüğü gerekçe Suudi Arabistan’ın Amerika’yla yakın, müttefik ilişkisiydi. Gerçekten de, İran-ABD arasındaki soğuk veya sıcak tüm savaşlarda da ABD’nin en güçlü müttefiki Suudi Arabistan’dı. Oysa İran’ın Yemen’de çok küçük bir azınlık olan Husileri alenen silahlandırarak destekleyip Suudi Arabistan’ın güvenliğine bir tehdit oluşturduğu günlerde ABD bu stratejik müttefikini yalnız bırakmakla kalmayıp müzmin ortak düşmanlarıyla iş tutuyor. Rüyada görülse inanılmayacak bir ortaklık bu.

Bütün bu durumlar, ABD için “stratejik ortaklık” kavramının veya ilişkisinin hiç bir değerinin veya hiç bir güvenilirliğinin olmadığını gösteriyor. Kendi kafasına göre istediği stratejik oyunu kuruyor ve bu esnada edindiği müttefikleriyle sadece gideceği yola kadar kullanacağı aktörler gözüyle bakıyor. Bu ilişki biçiminden “stratejik ortaklık” kavramına büyük anlamlar atfederek abartılı bir güven tesis etmemek gerektiği anlaşılıyor. ABD’nin diplomasiyi de dostluklarını da tam bir “takiyye” konseptiyle uygulayan müzmin düşmanı İran’a düşmanlık süresi içinde çok benzemiş olduğu da görülüyor.

Denilebilir ki, ABD’yi böyle davranmaya zorlayan, önceden kararlaştırmış olduğu bir kötü niyet olmayabilir de. ABD dış politika ve siyaset dinamiklerinin değişken tabiatı bir bütün olarak ülkenin siyasetinde dostluklarda veya düşmanlıklarda, stratejik hedef ve süreçlerde bir tutarlılığın veya sürekliliğin oluşmasını engelliyor olabilir. Bugün Obama gibi bir lider tarafından yönetilen ABD’nin karar alma konusunda sergilediği zorluk, onu hem tutarsız davranmaya hem de stratejik hedeflerinden tamamen sapmaya sürüklüyor. Kongre üyelerinin lobilerle olan ilişkisi, ABD’deki seçimlerde paranın ve lobilerin oynadığı aleni rol esasen demokrasinin bu tür uzun vadeli, kalıcı ve güven verici hedeflerin tayini açısından epey kırılgan kılıyor. Bu gerçekler ABD siyasetinin bugün içinde bulunduğu durumda da bir süreklilik ve öngörülebilirlik imkanını azaltıyor.

ABD’nin PYD’ye verdiği desteğe dönersek, bunun gerekçesi DAEŞ’e karşı savaşsa, herkes biliyor ki, şu anda PYD’nin de, aynı gerekçeyle buraya giren Rusya’nın da İran’ın da hatta ABD’nin de Suriye’de veya Irak’ta yaptıkları en son şey DAEŞ’le savaştır. PYD’ye verilen destek, DAEŞ’le savaşa değil, DAEŞ’in birincil düşmanı olan Özgür Suriye Ordusu’na karşı savaşta harcanıyor. Bu durum da DAEŞ’in aslında bütün bu ittifakın bir parçası olduğunu yeterince göstermiyor mu?

Bu nasıl bir işbölümüdür, anlayan anlıyor elbet.

ABD’nin stratejik ortaklığı – Prof. Dr. Yasin AKTAY

Yeni Şafak Gazetesi, 22 Şubat 2016

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: