Prof. Dr. Yasin AKTAY

ABD’de darbe ihtimali kimi ağlatır, kimi güldürür?

Hiç bitmeyen savaşlar, kargaşalar, iç savaşlar, işgal ve darbeler, sistematik insan hakkı ihlalleri, hapis ve işkenceler… Ortadoğu coğrafyasında sıkça görmeye alıştığımız manzaralar bunlar.

Suriye, Irak, Filistin, Yemen, Suudi Arabistan, Mısır, Libya, Türkiye, her birinin son 10 yıl içinde yaşadıklarından televizyon ekranlarına yansıyan görüntüleri göz önüne getirin bir. Tam da bunu yapıyordu bir süre önce ironisi güçlü bir dostum. “Şuradan televizyon ekranlarına yansıyan bir görüntüye bak!” demişti. “Bir de ABD ve Avrupa’daki gündelik siyasi veya toplumsal hayatı yansıtan ekranlara bir bak. Gösterecek bir aksiyonları yok, kan, kavga, şiddet yok. Haber değeri oluşturacak olaylar golf oynayan insanlar, yüksek sosyetenin magazin olayları vs.”

Dostum bu iki manzarayı karşılaştırarak tabii ki kendi coğrafyamızın maruz olduğu talihe yanarken, bu talihin oluşumunda tam da o müreffeh hayatları ekranlara yansıyanların payını bilmiyor değildi. ABD’nin kendi ekonomik refahını sürdürmek üzere Ortadoğu’yu ve dünyanın her yanını sürekli, bazen “yaratıcı”, bazen sadece “sürdürülebilir kaos” düzenleri dayatıyor olduğunu bilmeyen mi var? Buralarda yaşanan çatışmaların, istikrarsızlıkların, sadece bu coğrafyada yaşayan insanların kendi iradelerinin, kendi huysuzluklarının ve anlaşmazlıklarının bir sonucu olabilir miydi? Asırlarca birlikte yaşamış bu kavimler bu derin çatışmalara girmek için bugünleri mi beklemiş?

Kuşkusuz büyük çoğunluğu ABD’nin ve Avrupa’nın bu coğrafyayı yönetme tarzının eseri bu görüntüler. ABD’nin Ortadoğu’ya veya dünyanın herhangi bir yanına demokrasi ihraç etmeye çalıştığı iddiası aslında sadece galatı meşhur bir söylenti. Buna ABD’nin kendisi bile inanmıyor. Bilakis bazen bu bahane altında bile olsa bütün yaptığı, oluşan demokratik gelişme ihtimallerini yerinde boğmak. Çünkü demokrasiyle yönetilen ülkeleri ABD’nin veya AB’nin yönetmesi çok zor.

Bir süredir o karşılaştırmayı yapan dostuma son zamanlarda neler hissettiğini sorasım geliyor. Özellikle ABD’de Trump zamanında yaşananlar bir Ortadoğu ülkesini hiç aratmayacak seviyeyi yakalamış durumda. Ülkenin demokratik gelenekleri, teamülleri yerle bir olurken, demokrasinin beşiği sayılan ülkede demokrasi ile otoriterlik arasındaki mesafenin ne kadar da kısa olduğunu her gün gösteren hadiseler yaşanıyor.

Covid19 salgını esnasında ABD yanında bütün Avrupa’da yaşanan kaosa karşılık Türkiye’nin sorunla baş etme tarzı manzarayı tamamen tersyüz etmiş durumdaydı.

Ve en son Kongre üyelerinin başkan seçimini yapacağı gece, Trump’ın seçim sonuçlarını tanımadığı, seçimlere hile karışmış olduğunu ileri sürerek ateşli taraftarlarını tahrik etmesiyle yaşanan Kongre baskını. ABD tarihinde hiç görülmemiş bir olay. Bundan sonra görülür mü bilinmez. Ancak bu olayın ABD toplumunun derinlerinde yaşanmakta olan ciddi bir kırılmanın işareti olduğu kesin. Olayın basitçe Trump’ın kişisel özelliklerine, ABD’nin demokratik teamüllerini özümseyememiş istisnai kişiliğine indirgenemeyeceği de çok açık. Trump’ın bir sözüyle bu kadar olağanüstü bir harekete geçebilen kitleler derinlerde çok daha derin bir kırılmanın işaretlerini veriyor.

Trump hakkındaki ilk büyük önyargı onun gerçekten de istisnai kişiliğiyle, öngörülemeyen tavır ve davranışlarıyla ABD’de ciddi bir karşılığının olmadığı hatta kazara seçilmiş biri olarak desteğini hızla kaybetmiş olabileceğiydi. Bu önyargıyı destekleyen en önemli faktör kamuoyu yoklamaları ve medya, sanat ve meşhur isimlerin çoğunun ona karşı aleni tutumlarıydı.

Oysa günyüzüne çıkan bu tutumlara karşılık bir tür sessiz bir çoğunluk da var ve Trump, temsil ettiği değerlerin iyiliği kötülüğü bir yana, bu çoğunluğun diline tercüman. Kaybettiği seçimde bile, medya, sanat ve iş çevrelerinde temsil edilmeyen sessiz sedasız ama öfkesi patlama noktasında 75 milyon insanın oyunu alabilmiş biridir. Bu oyların ABD’nin bundan sonraki yönetimi için büyük bir baş ağrısı oluşturacağını kestirmek hiç de zor değil.

Bu kitleler ABD toplumunda bir değişim talep ediyor ve yaşı seksene dayanmış Biden ve yönetiminin bu değişim taleplerini karşılaması çok zor. Zaten bu talepler karşılandığında ortaya ABD’nin demokratik değerlerinden eser kalmayacaktır. Her durumda ABD derin bir çıkmaza doğru sürükleniyor.

Kendi ülkesinde demokrasiyi güçlendirirken dünyanın geri kalanında diktatörleri desteklemenin eninde sonunda kendine dönen bir yanı olacaktı, oldu. Bu haliyle sürdürülebilmesi zor, kırılganlığı iyice artmış, tehditler altında bir demokrasisi var ABD’nin.

ABD açısından gerçekten üzücü ve endişe verici bir gelişme. Ancak bu üzüntünün dünyanın çoğu yerinde paylaşılmamış olması, hatta birçok yerde insanların bu gelişmeleri heyecanlı bir film sahnesi gibi adeta işlerin daha da kötüye gitmesini umarak seyretmiş olması ABD için çok daha üzücü bir o kadar da düşündürücü olmalı.

11 Eylül saldırılarının hemen ardından oğul Bush “bizden neden nefret ediyorlar?” diye sormayı akıl etmişti. Gerçi cevabını hakkıyla aramadığı bir soru olmuştu, ama bu olay vesilesiyle Biden koltuğuna bu soruya cevap arayarak oturmalı: “neden ABD demokrasisini tehdit eden böyle bir felaket başkalarını pek üzmedi?”

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: