Prof. Dr. Yasin AKTAY

ABD için en tehlikeli senaryolar

ABD ile ilişkilerde yaşanan türbülansa Türkiye’nin dış politikasında girilen yeni bir zorluk olarak bakılabilir belki. Nitekim Türkiye’nin dış politikasında son zamanda yaşamakta olduğu sorunlar zincirinin bir halkası olarak görenler bu konuda ağırlıkta. Arap Baharı sürecinden beri Ortadoğu’da durum malum. AB’nin özellikle 15 Temmuz darbesinde ve sonrasındaki tutumu ile gerilen ilişkiler Türkiye’nin AB ile bütünleşme sürecine hissedilir bir kötümserlik havası katmış durumda.

AB ülkelerinden özellikle darbe sonrası süreçle ilgili yükselen haksız homurtulardan şimdi Türkiye karşıtı ciddi bir söylem teşekkül etmiş durumda. Darbe gecesi demokrasisini ve insan haklarını canını siper ederek savunan Türk halkının yanında durmayı akıl etmeyen AB ülkelerinin darbe sonrası darbecilerin hukukuna ve PKK teröristlerine dair sergiledikleri göz yaşartıcı hassasiyet tabandan tavana Türkiye-AB ilişkilerini gittikçe zehirleyen bir etki yapıyor.

Bununla birlikte Türkiye AB’ye üye olma konusunda gerekli şartlar neyse onları samimiyetle yerine getirme konusunda elinden geleni yapmaya çalışıyor. Sorun büyük ölçüde Kıbrıs ve terörle mücadele gibi konularda dere geçerken üretilen yeni sorunlar ve sonradan birliğe üye edilmiş devletlerin engellemelerine karşı büyük devletlerin seyirci kalmalarından kaynaklanıyor.

Türkiye büyüyen, büyümek isteyen, kaynaklarını bu doğrultuda etkili ve verimli bir şekilde kullanmak isteyen bir ülke. Durduk yerde kendisini bu yoldan geri bırakacak bir sorun alanını kimseyle oluşturmak istemez. Son zamanlardaki gelişmelerin hiç birinde de Türkiye bu sorun alanını kendisi üremiş değildir. Türkiye halkı, demokrasisi, devleti ve lideri tarihinin en organize ve en sinsi darbe sürecine maruz kalmıştır.

Bu darbe süreci bir açıdan bakıldığında Türkiye’nin kendi iç sorunudur. Darbe girişimi gerçekleştiğinde bunu bir iç sorun olarak görerek seyretmeyi tercih eden, yani Türkiye halkıyla dayanışmayı akıl etmeyen ülkeler, darbe sonrası Türkiye’nin bu darbeyle veya darbecilerle hesaplaşma sürecini kendi sorunları haline getirip bu konuda Türkiye’nin aldığı, almaya çalıştığı tedbirleri bir sorun alanı haline getirdiler.

OHAL’e yöneltilen eleştiriler, darbecilerin kendi ülkelerinde güvenli bir biçimde barındırılması, himaye edilmesi, Türkiye aleyhine kendi ülkelerindeki faaliyetlerine göz yumulması ve Türkiye demokrasisine bu esnada yöneltilen haksız ve anlayışsız eleştiriler bu sorunların kaynağını oluşturmuştur.

Başa dönersek, ABD ile gerilen ilişkilerimizi bütün bu sorunların merkezine Türkiye’yi koyarak okumak bir yoldur ama hem haksız hem de gerçeklerle bağdaşmayan bir yol. Daha gerçekçi yol ABD’nin son zamanlardaki dış politika grafiğine bakarak okumaktır. O durumda şöyle bir manzara çıkıyor karşımıza: Trump’tan beri ABD’nin ilişkilerini bozmadığı neredeyse hiç kimse kalmamış durumda.

Trump’ın Körfez’e yaptığı ve haraç alır gibi para toplamayı hedefleyen gezisini bir kenara bırakırsak, geriye kalan bütün ilişkileri ABD’nin bütün dünyayla kavgalı olduğu bir görüntüsünü veriyor. Aslında Körfez’de görünürde topladığı intibaı verilen parayı da gerçekten ne kadar toplamış olduğu tartışılır bir konudur. Hiçbir şey kazandırmayan, sadece kendi kazancına tamah eden bir yaklaşım hem sürdürülemez hem de uzun vadede ABD’yi kaybettirmekten başka bir işe yaramaz. Neticede en iyi ihtimalle bir defalığına kasasına koyduğu para karşılığında adeta altın yumurtlayan bir tavuk kesilmiş olacak ve uzun vadede ABD’nin küçüleceği ve uluslararası rekabette kaybedeceği bir süreç daha da hızlanmış olacak.

ABD’nin Almanya, Fransa, İngiltere ve bütün Avrupa ülkelerini karşısına alarak bir de yanında hiçbir müttefik almadan Kuzey Kore ve İran’la dondurulmuş sorunları tekrar canlandırması, Rusya ile izlediği bir ileri-bir geri politikalar herhangi bir ülke için Trump’ın sataşma sırasını beklemesini beraberinde getiren bir durum oluşturmuş durumda. Bu açıdan bakıldığında, Trump yönetimindeki ABD’nin Türkiye ile Brunson vesilesiyle açtığı kriz sayfası istisnai değildir.

Özellikle Çin ve Avrupa ile giriştiği ticaret savaşları ve şimdi Türkiye ile açtığı kriz sayfası giderek ABD’yi her alanda yalnızlaştıran bir etki yapmaya doğru gidiyor. Doğrusu bu bir tür ABD’nin kendi içine kapanmasını beraberinde getirecek, bir kapalı ekonomi haline gelmesine yol açacak bir süreç gibi görünüyor.

Trump, içerde pompaladığı söylemlerle buna hatırı sayılır bir ABD milliyetçisi taraftar kitlesi oluşturmuş durumda. Aslında bakarsanız, bu politikaların en merak edilecek neticesi iç ekonomi üzerindeki etkileri olabilir. Bu konuda ABD içindeki ekonomik göstergeler kısa vadede beklendiği kadar tehlike sinyalleri vermiyor. Yüzde 2,2, olarak beklenen büyüme ilk çeyrekte yaşanan yüzde 2’lik büyüme ile yılsonunda yüzde 2 olarak revize edilmiş. Tarım dışı istihdam Haziran ayında 213 bin kişi artmış vs.

Göstergelerin korkulandan daha düşük olmasının sebebi içe kapanan ekonomide iç talebin canlandırılması, yükselen dolar fiyatlarıyla ihracatın azalması ama aynı zamanda ithalatın da azalması. Bütün bunlar uzun vadede ekonominin içine kapanmasının işaretleri. Ancak ihracata bu kadar ayarlı ABD ekonomisini bu kapalılığa ne kadar dayanacağını kimse hesaplayamaz.

Bu arada gittikçe körüklenen Erdoğan düşmanlığının kısa vadede istenen sonucu vermesi halinde ABD’yi bekleyen senaryolar da yeterince uyarıcı. 15 Temmuz darbe girişimine geri dönüp oradan ilerleyelim:

Allah muhafaza başarılı olmuş bir darbe sonucunda karışıklığa girecek olan bir Türkiye sadece kendi karışmakla kalmaz yaşanacak göçlerle, iltica süreçleriyle bütün bir Avrupa’yı da karıştırmış olurdu.

Avrupa’daki sonuç doğrudan aşırı sağın her yerde iktidara gelmesi olurdu. Bu durumdan kazançlı çıkacak tek ülke bölgede Rusya, dünyada Çin olurdu. ABD bu darbeyi ne kadar desteklediyse de sonuçları kendisi için de sonun başlangıcı olurdu. Sadece bu senaryo bile ABD için Türkiye ile ilişkileri bir an önce düzeltmek konusunda yeterli bir uyarı olmalı. Türkiye ile ilişkileri düzeltmek ise halkının değerleriyle, lideriyle ve demokrasisiyle barışmak demek.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: