Prof. Dr. Yasin AKTAY

ABD akıntıya karşı kürek mi çekiyor?

ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın Türkiye’ye gerçekleştirdiği ziyaret son dönemin en önemli gelişmelerinden birisiydi. Biden Türkiye’yi ziyaret etmeden önce Davos’ta İsrail Başbakanı Netanyahu ile de görüştü. Türkiye’deki görüşmelerine İsrail Başbakanı Netanyahu’yla başlaması, Türkiye’de ele aldığı Suriye konusu da dahil olmak üzere bütün sorunları kendine göre tasarlamış olduğu bir paket içinde değerlendirdiğini gösteriyor. Tabi Biden’ın Türkiye’deki görüşmelerinde Suriye’deki krizin sona erdirilmesi için atılacak adımlar üzerinde durduğu net bir biçimde anlaşılıyor.

Suriye’de bir çözüm ortamının oluşması için Cenevre’de görüşmelerin başlaması konusunda bir uzlaşı söz konusu. Bir taraftan ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, diğer taraftan ABD Dışişleri Bakanı John Kerry birkaç gündür bölge ülkelerine üst düzey ziyaretler gerçekleştiriyorlar. Biden Türkiye’yi ziyaret ederken Kerry de S. Arabistan’ı ziyaret ederek görüş alışverişinde bulundu.
Kerry’nin S. Arabistan ziyaretinde Lübnan Hizbullahının İran’dan gelen 70-80 bin civarında füzeye sahip olduğunu bildiklerini ifade etmesi ilginç bir durum. Hizbullah Suriye’de Esed rejiminin yanında sivil halka karşı katliamlar gerçekleştiren bir örgüt olarak akla geliyor artık. Kerry’nin, bu gerçeği bildiklerini ifade ettikten sonra nükleer uzlaşı dolayısıyla endişeli olan Körfez ülkeleri ve S. Arabistan’ın yanında olduklarını, karşılıklı sorumluluklara sahip olduklarını ifade etmesi ABD’nin Suriye ve rejimin yanında mücadele eden güçlere karşı içerisinde bulunduğu gafletin boyutlarını ne yazık ki azaltmıyor, etkisini hafifletmiyor.

Cenevre’de başlayacak görüşmelerde masaya PYD’nin de oturmasını isteyen ABD’ye Türkiye ve S. Arabistan’dan gelen tepkileri absorbe edebilmek için mekik diplomasisi içerisinde bulunan ABD diplomatlarının dünyayı Soğuk Savaş koşulları içerisinde yorumlama huyundan vazgeçemediği anlaşılıyor. Rejimin gerçekleştirdiği katliamlarda suç ortağı olan bir diğer terör örgütü durumundaki PYD ve onun uzantılarını Suriye’deki iç savaşta bir muhatap olduğu gerekçesiyle masaya oturtmaya çalışmakla DAEŞ’in de bu iç savaşta bir muhatap olduğu gerekçesiyle masada bulunması gerektiğini savunmak arasında fark olmadığını anlamadıkları ya da anlamak istemedikleri görülüyor. PYD orada zaten Esad’ın karanlık bir kolu. Esad’ın açtığı alanda var, Esad’ın alan açtığı kadar varolan bir Şebbiha örgütü. Dikkat çeken şey, PYD ve DAEŞ ortaya çıktıktan sonra Suriye’nin korkunç Şebbihalarının esamisinin tamamen silinmesi oldu. Sebebi çok açık değil mi? Şebbihalar PYD ve DAEŞ’e dönüştü.

Tam da bu yüzden ABD Başkan Yardımcısı Biden ve ABD’li diplomatlara şu durum gerek Cumhurbaşkanı Erdoğan gerek Başbakan Davutoğlu tarafından çok açık bir dille ifade edildi: Türkiye, PYD’nin masada olduğu hiçbir toplantıda olmayacak. Suriye ile bin kilometreye yakın bir sınıra sahip olan, resmi rakamlara göre üç milyona yakın Suriyeliyi, neredeyse hiçbir uluslararası kurum ya da devletten yardım almaksızın misafir eden Türkiye’nin Cenevre’de masaya oturmamasının bu müzakere masasının meşruiyetini yok edeceğinin farkında olan ABD’li diplomatların Türkiye ile aynı perspektifleri paylaşan S. Arabistan’ı da eşzamanlı olarak ziyaret etmesi dikkatlerden kaçırılmamalı. Bu çerçevede Kerry’nin S. Arabistan’da, Cenevre Toplantısının ardından koşulları değerlendirmek için Suriye’nin Dostları Toplantısı’nın yapılacağını ifade etmesi vaziyetin absürtlüğünü net bir biçimde ortaya koyuyor.

Kerry ve Biden, Rusya’nın ABD’ye dayatmalarını müttefik ülkelere kabul ettirebilmek için yoğun bir mesai harcıyorlar. Hal böyle olunca da müttefikler arası ilişkilerde önce olması gerekenle sonra olması gereken yer değiştirmiş oluyor. Normal şartlar altında müttefiklerin böyle bir müzakere masasında ortak hareket edebilmek için eşgüdüm toplantısını müzakerelerden önce gerçekleştirmesi gerekir. Yani Suriye’nin Dostları Toplantısı’nın Cenevre görüşmelerinden önce gerçekleştirilmesi; müttefikler arasında bir eşgüdümün oluşturulması gerekir. Ancak ABD önce müzakere masasına oturmayı sonra eşgüdümü önererek meseleyi bir oldu bittiye getirme çabası içerisinde olduğu izlenimi uyandırıyor.

Rusya’nın yapmak istediği, ABD’nin de alet olduğu şey, Türkiye ile terör örgütü PYD’yi aynı masada bir araya getirerek moral anlamda rejime ve rejimin terörist destekçilerine katkı sağlamak, Türkiye’yi argümanları ile çelişir göstermek. Bunun gerçekleşmeyeceğini görünce de Lavrov, Kerry ve Biden’ı Türkiye ve S. Arabistan’a göndererek tavizler koparmaya çalışıyor gibi bir görüntü söz konusu.

ABD, Türkiye’ye karşı düşmanca faaliyetler içerisinde bulunan PYD ve uzantılarını destekleyerek müttefiklik hukukunu ziyadesiyle zedelemiş durumda zaten. Bunun neticesi bölgede soykırım çapında katliamlar gerçekleştiren, acımasız bir terör örgütünün dostluğunu kazanmak karşılığında Türkiye, S. Arabistan gibi ülkelerin güvenini kaybetmek olabilir. ABD açısından bundan sonra atılacak adım daha fazla akıntıya karşı kürek çekmemek olmalı.

ABD akıntıya karşı kürek mi çekiyor?– Prof. Dr. Yasin AKTAY

Yeni Şafak Gazetesi, 25 Ocak 2016

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: