Prof. Dr. Yasin AKTAY

7 Haziran: Zengin bir yol azığı

1 Kasım seçimlerinin sonuçları tıpkı AK Parti’yi ilk defa iktidara getiren 3 Kasım 2003 seçimleri gibi, öncesindeki bütün tartışmaları bir anda AK Parti lehine kesin bir dille sonlandıran bir etki yaptı. Herşey, yine bir filmin, bir öykünün, sonunda iyilerin, yani Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti’nin kazandığı bir akışın bütünlüğü içinde cereyan etti ve adeta “bu maceranın (da) sonu” dedirtti.
Son 13 yıldır girilen her seçimin böyle bir başlangıcı ve sonu olan bir hikayesi oldu. Her hikayenin içinde ve her seferinde, farklı kötülerin farklı fesatlıklarına karşı verilen bir mücadele belirleyici oldu ve sonunda yine iyilerin kazandığı bir finalle bir sonraki hikayelere doğru yol alındı. 28 Şubat artığı bütün partileri sandığa gömen 3 Kasım 2002 seçimleri; eşi başörtülü Cumhurbaşkanı dolayısıyla verilen 27 Nisan muhtırasının ardından yaşanan büyük kavganın ardından gelen ve yine bütün tartışmayı bitiren 22 Temmuz 2002 seçimleri; Ergenekon tartışmalarının gölgesinde yapılan ve halkın iktidarını perçinleyen 11 Haziran 2011 seçimleri, 12 Eylül 2010 referandumu vs. Bütün bu seçimlerin her biri benzer hikaye bütünlüklerini yansıtıyordu.

7 Haziran’ın toplam akışında bir tamamlanmamışlık, bir eksik kalmışlık vardı. O hikaye öyle bitmeyecek gibiydi. Veya neredeyse Erdoğan’ın hikayesiyle özdeşleşen deyimiyle “o şarkı orda bitmezdi”. 7 Haziran sonu başka türlü bitecek bir şarkının sadece bir buklesiydi.

Her seçimden sonra halkın mesajı yorumlanmaya çalışılır. Halk bununla ne demek istedi? Doğrusu, halkın verdiği mesajın tamamlanmamış bir mesaj olduğu her halinden belliydi. En yakın muhalefet partisiyle arasına yüzde 16 gibi büyük bir fark koyarak ve tekrar birinci yaptığı partiye tek başına iktidar vizesi vermemiş oluyordu. Ancak diğer siyasi partilerle birlikte bakıldığında herhangi bir makul koalisyon ihtimaline de açık bir kapı bulunmuyordu.

7 Haziran’ın hemen sonunda halkın koalisyon istemiş olduğuna dair yapılan yorumlar, gerçekten bu yönde bir sorunun yöneltildiği halktan çok farklı ve şaşırtıcı bir cevap alabiliyorlardı. Halk hiç bir partiyi tek başına iktidar yapmamıştı, ama en az yüzde 70 koalisyonla yönetilmek istemediğini söylüyordu. 1 Kasım’ın işareti tam da bu veride saklıydı. AK Parti’den başka hiç bir partinin tek başına iktidar olma ihtimalini halkın yüzde 95’i görmediği halde, yüzde 70 tek parti iktidarı istiyordu. Bu AK Parti dışındaki partilere oy verenlerin de en az yarısının bir çoğu oy vermese de AK Parti’nin tek başına iktidarına razı oldukları anlamına geliyordu. Bu yüzde 30’luk kesimin üçte biri 1 Kasım’da kararını değiştirip AK Parti’ye oy verdi ve sonuç bu şekilde hasıl oldu. Kalan üçte ikilik kısım ise AK Parti’ye oy vermese de AK Parti’nin tek başına iktidar olmasını istedi.

Bu veriler AK Parti’nin Türkiye’de toplumsal bütünlüğün yegane güvencesi olduğunu gösteriyor. AK Parti’ye Türkiye’nin her tarafında verilen oylarla ulaşılan yeni seçmen haritası toplumun siyasal taleplerindeki farklılaşma kadar, bir birlik ve bütünlük arzusuna ne kadar sahip olduğunu da gösteriyor.

7 Haziran seçimlerine doğru yol alındığında ortaya çıkan ve toplumu büyük bir tedirginliğe sevk eden kötülük Türkiye’nin bedensel bütünlüğüne kast eden daha önce eşi benzeri görülmemiş bir şer ittifakıydı. Paralelcileri, PKK’yı, DAEŞ’i, DHKP-C’yi, Medya gruplarıyla birlikte AK Parti’nin karşısında bir araya getiren heveste yerli, bu millete ait hiç bir şey bulunmuyordu. Bu ittifakın bu milletin geleceğine dair hiç bir hayırlı niyeti veya mesajı yoktu. 7 Haziran sabahı bütün niyetini bütün pervasızlığıyla açığa vuran bu ittifak Allah’tan 7 Haziran’ın tam da bekledikleri final olduğu zehabına çok erken kapıldı. Oysa şimdi 1 Kasım’la birlikte düşünüldüğünde, 7 Haziran, halkın bu şer ittifakına yaptığı kötü bir şaka gibi hatırlanacaktır.

Kuşkusuz 7 Haziran AK Parti’ye karşı seçmenin ciddi bir uyarısı olma gerçekliğini koruyor ve koruyacak. Seçmeniyle arasındaki ahde sadık kalmanın gereği hususunda AK Parti’nin bütün kademelerini uyarıcı bir etki yapmış olmalıdır. Seçimlerle yenilenerek devam eden 13 yıllık iktidarın şu ana kadar sadece Türkiye’de değil, dünyada bile yaşanmış bir tecrübe olmadığı belli. Bu iktidar sürecinin parti kadrolarında ciddi bir yıpranmaya, yorulmaya, belli konularda körelmeye yol açması mukadder oluyor.

1 Kasım’da güçlü bir iktidar vizesi alan AK Parti’nin 7 Haziran uyarısını alması gerekiyordu. Önümüzdeki 4 yıl, Türkiye’yi güçlü bir yetkilendirmeyle yönetecek olan AK Parti’nin 7 Haziran’da halktan aldığı mesajları, dersleri, bir yol azığı olarak benimsemesi ve yoluna öyle devam etmesi gerekiyor, öyle de yapacaktır. Nadiren yaşanabilecek böyle tartışmasız bir zaferin ve iktidarın öncesinde, 7 Haziran’da mümin kullarını bu şekilde uyaran ve kendilerine karşı kendilerini koruyan yüce Allah’a hamd olsun.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: