Prof. Dr. Yasin AKTAY

529 idam karşısında “20. Asrın Cahiliyesi”

Mısır”da askeri darbe rejimi bir Firavunluk daha yapmış, 529 kişilik bir katliamı uyduruk mahkemeleri eliyle kararlaştırmış. Medeni dünya eserini iftiharla sahiplenebilir. Arap Baharı süreci başladığı andan itibaren bu eserin en önemli faili, hatta neredeyse tek faili gibi sunulan twitter ve facebook bugün de var ve dünden çok daha fazla kullanılıyor ama Mısır”da Mübarek döneminden binbir beter bir rejime karşı hiç bir etkisi olmuyor. Ukrayna”da sokakların karışmasına katkısı olan aynı sosyal medya ağları, bu sokakların derlenip toparlanmasına, tekrar eski huzuruna kavuşmasına da hiç etkisi olmuyor ya…

Twitterı kullananlar Ukrayna”da kadife mi kadife, beyaz mı beyaz bir halk ayaklanmasına heveslenirken, halk ayaklanmasının hasıyla karşılanıp evdeki bulgurdan da oldular mı? Oldular.

Demek ki, neymiş? Şu twitter, facebook gibi sanal varlıklardan ne kurtarıcı oluyormuş, ne de gerçek bir tehlike. Kurdukları bütün düzenler de, tuzaklar da, kurtarıcılık pozları da, adı üstünde sanal kalıyor nitekim.

Bir yerde bu sanal alemin gerçek alem üzerindeki etkisi üzerine alelacele döktürülmüş bir sürü özensiz sosyolojik analizin gözden geçirilmesinde fayda var. Twittera bakılacak olsa, örneğin, bütün gerçekliğiyle yaşamakta olduğumuz bir ülkenin yerinde bambaşka bir ülkenin varlığına inanmamız gerekir. Oysa twittera yansıyan Türkiye ile gerçek Türkiye arasındaki dağlar kadar mesafeyi hiç bir çuvala sığdıramayız.

Bu dağlar kadar mesafede yaşayanlardan biri de artık kesinlikle Ali Bulaç.

Mısır”da 529 kişinin idam cezası almasıyla ilgili olarak Müslüman Kardeşlerin halihazırda zalim diktatör nezdinde bir kurtarıcı beklediğine hükmetmiş. Türkiye”nin baştan itibaren darbecilerle ilişkisini acele ve kesin bir biçimde koparmış olmasından dolayı Sisi nezdinde bir af diplomasisi yapma hakkını kaybettiğini düşünüyor ama Abdullah Gül”ün pekala Mısır”a giderek İhvan”a bir umut ışığı yakabileceğini söylüyor.

Bulaç hangi mesafeden Mısır”da İhvan”ın neticede firavundan af dileme anlamına gelen böyle bir beklenti içinde olduğunu görmeye başladı? Cidden merak etmeye başladım. Bu teklifini tanıdığı herhangi bir İhvan mensubuna açsın bakalım, nasıl bir tepkiyle karşılaşacak.

Anladık, Zaman gazetesinden bazı şeyler başka türlü görünüyor, ama sözkonusu olan Ali Bulaç ve ihvan yahu. Yılmaz Özdil”den bahsetmiyoruz. Hangi zaman aralığında İhvan, Mısır ve Türkiye hatta Abdullah Gül gerçekliğine bu kadar yabancılaştı? Tamam, onu da anladık, Gül”e kolektif bir yatırım kararı var da, bu teklifin onu ne kadar rencide edeceğini de biliyor olmalısınız?

Bütün bu mevzular arasında asla geçiştirilemeyecek olan değerli İslam alimi Muhammed Kutub”un vefatı var. Tam da “alemin ölümü” hissini verecek bir büyük alimin vefatı. Ağabeyi Seyyid Kutub”un idam cezası almış, darağacına giderken özür dilemesi halinde af edileceği teklifini nasıl reddettiğini, sanırım bilmeyen yoktur:

“Bir Müslüman bir münafıktan özür dilemez.”

Onun bu meşhur cevabı o ana kadar yazmış ve söylemiş olduğu herşeye bambaşka bir anlam ve değer katmış, sonraki nesil İhvan arasında bu sözün sözler içinde ayrı bir yeri olmuştur. Rabia toplantılarının tamamlayıcı şiiri, bestelenmiş haliyle onun tarafından kaleme alınmıştır:

“Kardeşim, bu zincirlerle de olsa, bu parmaklıklar arkasında da olsan özgürsün. Sen Allah”a bağlandıktan sonra seni kim tutsak edebilir?”

Hayata ve özgürlüğe böyle bakan insanlara Ali Bulaç”ın yapacağı teklif miydi şimdi bu?

Kutub kardeşlerin çağdaş Müslümanların siyasi düşünce ve duruşlarına çok önemli katkıları olmuştur. Bana göre en önemli katkılardan birisi İslam”ın değerleriyle çok iyi kaynaşmış, çok güçlü bir insan, eylem ve tarih felsefesi ortaya koymuş olmalarıdır. Bu felsefeleriyle modernleşmenin baskısı altında tam bir aşağılık kompleksi içinde yaşamakta olan Müslümanlara muhtaç oldukları özgüveni Kur”an ve Sünnetten yola çıkarak vermeye çalıştılar. Muhammed Kutup sürekli Müslümanların neden gerilediğinden bahseden apolojist ve kompleksli bir dilin cenderesinde çırpınan Müslümanlara “Yirminci Asrın Cahiliyesi” ni yeni bir ufuk olarak işaret etti. Bu ufuk hiç kuşkusuz, yenilmişlik duygusunu ve travmasını atlatmaya dönük yeni bir ruh ve felsefenin inşasını ifade ediyordu.

Ağabeyi Seyyid”le birlikte başımıza gelenlerin hepsinin elbetteki batılıların eseri olamayacağını, dolayısıyla bu cendereden kurtuluşun da kendimizden başlamak olduğunu işledi sürekli olarak. Kendimizi değiştirmeden dünyayı değiştiremezdik ve başımıza gelenlerden dolayı başkalarını suçlamadan önce, bulunduğumuz yerden yeni bir toplum ve dünya inşasına girişmeliydik.

Kutublara göre iman ve küfürün coğrafyası da yok tarihi de. Her ikisi de her zaman ve her yerde olabilir. Nitekim, kendine Müslüman diyenler arasından Firavunlar, Hamanlar ve Belamlar ve onlara uyan kitleler çıkabilir ve bbunlar İslam”a karşı en acımasız savaşlarını batılılardan daha işgüzarca yapabilir. Aynı şekilde Batı”da Allah”a layıkıyla kulluk eden Müslümanlar da çıkabilir. Bu bakış açısı İslam düşüncesini salt Doğulu bir düşünce ve varoluş olmaktan öte evrensel bir düşünce olarak yeniden tanımlamayı gerektiriyordu.

Aynı şekilde Kutub”lara göre ideal Müslüman geçmişe ait biri değil. Günümüzde de Kur”an”ı rehber ettiği sürece en ideal haliyle Müslüman varlığı tekrarlayabilir.

Bu cümleler şimdi çok malumu ilam gibi gelebiliyorsa da hiç kuşkusuz bunda Kutub kardeşlerin vermiş oldukları başarılı mücadelenin çok önemli bir payı vardır.

Alim olarak görevlerini layıkıyla yaptıklarına şahidiz. Allah rahmet eylesin.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: