Prof. Dr. Yasin AKTAY

4 yıl sonra bir 15 Temmuz, araya darbeci sızmasın

Dört yıl önce bugün, Türkiye tarihinde müstesna bir gün olarak yaşandı ve bu haliyle kayda geçti. Basitçe başarısızlığa uğramış bir darbe teşebbüsü olarak geçiştirilemeyecek bir olay. İhanetlerin, haksızlıkların, yalanların, kötülüklerin iyilikle, vefayla, vatanperverlikle doğrudan girdiği bir savaş yaşandı ve en açık, en net bir biçimde iyilik, vefa, ve vatanperverlik galip geldi.

Aradan geçen dört yıl boyunca her yıl 15 Temmuz’da milletin iradesine kasteden darbecilere, dinimizi tahrif etmeye çalışan din bezirganlarına, ülkemizin kapılarını işgalcilere içerden açmaya çalışan hainlere karşı kazanılan bu açık ve net zafer büyük coşkuyla, halkın geniş katılımıyla kutlandı.

Her geçen yıla, darbecilerin Türkiye’de tesis etmeye çalıştıkları işgal düzenine karşı devleti, milleti daha da fazla konsolide eden adımları atmış olmanın güveniyle girildi. 15 Temmuz’dan hemen sonra, komuta kademesinin neredeyse yarısından fazlası ihaneti keşfedildiği için tasfiye edilmiş bir ordunun zaaf içinde olacağı düşünülürken Fırat Kalkanı Operasyonu’na girişildi ve büyük bir başarı kaydedildi. Dünyaya Türkiye’de ordunun asıl şimdi ihanet zincirlerinden kurtulmuş olarak en güçlü durumuna ulaşmış olduğu gösterilmiş oldu.

Yıllarca bir adım yol gidilemeyen terörle mücadele sürecinde o günden itibaren son sürat kaydedilen mesafeyle bugün Türkiye’nin en müzmin sorunlarından biri haline gelmiş olan terör belası kurutulma noktasına gelmiş oldu. Şimdi 15 Temmuz’un 4. yıldönümüne Cudi’de tam bir temizlik operasyonu (Yıldırım) başlamış olarak giriliyor.

Darbe teşebbüsü, Allah muhafaza, başarılı olsaydı o teröristlerin sahipleriyle var olan koordinasyonun ve planın neticesi Türkiye’nin bölünmesiydi. Suriye sınırında hazır güçler Türkiye’ye girmek üzereydi, zaten Türkiye tarafında da hazır bekleyen hendek terörünün militanları vardı. Darbe teşebbüsünün 4. yılında Türkiye’ye karşı terörün içine düşürüldüğü hal, 15 Temmuz’a verilen en güzel cevaplardan biri.

Kuşkusuz darbe teşebbüsünün 2. yıldönümüne Başkanlık sistemiyle girilmiş olması da o teşebbüse verilen en manidar cevaplardan biri olmuştu. Türkiye’nin daha sonra özellikle yurtdışında giriştiği operasyonlarda kaydettiği başarılar hepsi birden FETÖ’nün hedeflerini bertaraf eden karşı-saldırılardı. Türkiye artık savunmasını ülke içinde değil tehdidin gelebileceği her yerde kuruyor.

FETÖ’nün darbesi sadece Erdoğan’ın şahsına değildi. Erdoğan’ın şahsında temsil edilen yeni Türkiye siyasetine karşıydı. Nitekim o siyasette FETÖ Türkiye’nin bütün düşmanlarıyla paralel bir yerde duruyor. Kudüs, Filistin davalarında açık bir şekilde Türkiye’nin veya Müslümanların değil, Siyonist İsrail’in safında görürüz. Libya’da, Arap Baharı süreçlerinde Türkiye’nin değil BAE ve darbecilerin yanındadır. Sabahtan akşama Türkiye’ye düşmanlık edenlere fikir, malzeme, argüman ve “hizmet” taşıyor.

Karşımızda yeterince hainliğiyle FETÖ olarak duranın da ardında kimin olduğunu artık ayırt etmekte hiç zorlanmıyoruz. Türkiye’ye düşman olanların Türkiye’ye karşı kullanabilecekleri en hazır, en elverişli malzeme olduğu için her yerde karşımıza çıkabiliyor.

Buna karşılık Türkiye de onları cevaba ve yenilgiye doyurmaya devam ediyor. Libya ile yapılan anlaşmadan sonra Türkiye’nin burada darbecileri püskürtmesi ve işgal ettikleri yerlerden çıkarması bu toplama yazılacak bir hesap. Bu hesapla Türkiye’yi kendi sahasına kıstırma hayalleri gören güçlerin bütün hesapları alt üst edildi.

Geçtiğimiz Cuma günü Ayasofya’nın müze statüsünün kaldırılarak cami statüsünün iade edilmesi kararı 15 Temmuz’un 4. yıldönümünde bu güçlere karşı olabilecek en güzel cevap olarak kaydedilebilir. Bu karar Türkiye’nin gerçek bağımsızlığını, halk ve devletinin ortak bir ruh ve idealde birleşmiş olduğunun en güçlü göstergesidir.

15 Temmuz’da hedef alınan, teslim alınmaya çalışılan o güçlü iradenin bir tezahürüdür.

15 Temmuz, bir milletin uyanışının, dirilişinin gerçekleştiği, bir milletin tarih sahnesine en güçlü bir biçimde çıktığı bir gün.

15 Temmuz, devlet ve millet bütünleşmesinin yaşandığı bir destanın adıdır.

15 Temmuz milletin liderine yakıştığı, liderin de milletine en çok yakıştığı bir güzelliğin tezahürüdür.

15 Temmuz sosyolojinin bütün kurallarının iptal olduğu ve bir halkın hükümetini korumak üzere seferber olduğu bir gündür. Alışıldık sosyal hareket teorileri, sosyal hareketleri hep hükümetlerine muhalif olarak tasnif eder. Oysa o gece halk hükümeti yönelik bir tehdide karşı topyekün seferber olmuş ve hükümetini canı pahasına korumuştur. İnanılamayacak kadar muazzam bir olay gerçek olarak yaşandı. Belki ondan, yani bu muazzamlık zaman geçtikçe hakkında kuşkular oluşturmayı da kolaylaştırıyor.

Bütün bunlar olabilir miydi? Önceden sorulsaydı, olamazdı derdik, ama oldu, gözümüzle gördük, iliklerimize kadar hissederek yaşadık. İnsanlar ellerinde hiçbir silah olmaksızın tankların üzerine üzerine yürüdü.

Olayın destansı ihtişamı ve etkisi, bundan sonra artık Türkiye’de hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını bolca dedirtti. Hatta artık darbeler devrinin kapandığını da. Ancak bu çıkarımın belki olayın etkisiyle de olsa gereğinden fazla acele verilmiş bir karar olduğunu söylemek zorundayız.

Darbeler her zaman aynı yollarla gelmiyor. Belki Türkiye’de bir daha konvansiyonel türden bir darbe daha olmaz, ancak darbe heveslilerinin böyle bir darbeyi gerçekleştiremese de, Türkiye’yi zayıflatma, iradesine ket vurma yolunda hiç çalışmayacağı ve zaman zaman bu yolda başarılar kaydetme ihtimali tamamen yok değildir. Şeytanın bize hangi yanımızdan yaklaşacağını bilemiyoruz. Darbe teşebbüsleri de, adını “darbeci” olarak koyanlarca yapılmaz zaten.

Siyaset boşluk kaldırmaz, safları sıklaştırmak lazım, araya şeytanlar, darbeciler sızmasın.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: