Prof. Dr. Yasin AKTAY

4. Din Şûrası, Diyanet ve Protestanlaşma

4. Din Şurası beş günlük çalışmalarını tamamlayarak, varılan sonuçların kamuoyuna duyurulmasıyla noktalandı. Başbakan”ın açılış konuşmasında vurguladığı “yeni bir ilahiyat söylemi geliştirme gereğine” dair vurgular, bu yılki Şura”ya damgasını vurdu diyebiliriz. Şura”nın bu şekilde gelişmesinin muhtemelen başbakanın vurgusuyla hiçbir alakası yoktu, ilahiyat alanında öteden beri var olan arayışlar zaten bu yöndeydi.

Yeni ve hızla değişen bir çağda yaşıyoruz ve dinin bu değişimden muaf olma imkân ve ihtimali yok. Gelişen her yeni teknoloji dindarlığın tezahürlerine yeni örnekler katabiliyor. Dini cemaatlerin yüzyüze ilişkileri yerine bugün facebook cemaatleri, msn cemaatleri, mail gruplarıyla paylaşılan dini duyarlılık ve girişimlerle bir dijital dindarlığın aşırı gerçekliğinden söz edebiliyoruz. Artan TV yayınları ve kalitelerinin yanısıra dini vaazların veya söylemlerin alabildiğine çoğaltılarak en kolay şekilde erişilebilir hale geldiği bir vakadır. Bu durum insanları yeni bir söylem veya dini etkinliğe katılım kanalları bakımından alabildiğine bol seçenekli hâle getirmektedir. Yine başbakanın konuşmasının başında dile getirdiği “medya vaizleri” böyle bir ortamda önü alınamaz bir aşırı iletişim gerçekliği haline gelmiş bulunuyor.

Avrupa”da Reformasyon Çağı ile matbaanın bulunuşu arasında doğrusal bir ilişki vardır. Matbaalarda kolaylıkla basılıp çoğaltılabilmesiyle İncil”in kilise tarafından okunma ve yorumlanma tekeli de kırılmış oluyordu. Sonuç, İncil hakkında kiliseye mensup olmayanların da kolaylıkla fikir yürütebilmelerinin önünün açılması, bu sayede Protestanlık gibi bu yorum tekeline karşı kitlesel bir alternatif dini örgütlenmenin ortaya çıkması oldu.

Bugün benzer bir devrim gittikçe gelişen iletişim kanalları yoluyla İslam dünyasında yaşanıyor. Bu sürecin İslam”ın Protestanlaşması türünden bir gelişmeye yol açabileceği kaygıları sıklıkla ifade ediliyor ama unutulan bir şey, İslam”ın temel kaynaklarının yorumu konusunda Katolikliğe benzer bir tekelin bulunmadığıdır. Kur”an”ın herkes tarafından okunuyor olması zaten bizzat İslam”ın kendi iç mantığının ve söyleminin teşvik ettiği bir şeydir. Aynı kitabın herkes tarafından kolaylıkla erişilebilir olması, kitabi bir söylemin kabul görmesi kendi içinde mantıklı ve tutarlı otorite kaynaklarını üretiyor zaten. Otoriteler hiçbir zaman kayıtsız şartsız ve sorgulanamaz görülmediği için Kitab”ın yorumu konusunda aşırı sapkınlıkların büyük kabuller görme şansı yoktur. O yüzden gelişen iletişim teknolojileri ilginç bir biçimde bireysel katılım kanallarını çoğaltırken eş zamanlı olarak bir küresel düzeyde İslam cemaati fikri de daha fazla pekişmektedir.

Bu süreç içinde Diyanet İşleri Başkanlığının da önemli bir rolü vardır kuşkusuz, ama bu rol artık onun kurumsal varlığını fazlasıyla aşan bir roldür.

Şura dolayısıyla diyanetin laik bir devletteki rolüne dair yeni tartışmaların tetiklenmesi normaldir. Temel bir devlet kurumu olarak Diyanet”in devleti Sünnileştirici bir etki yaptığı tabii ki söylenebilir, ancak bunun Diyanete dair baştaki planlamanın hiç de hesaplanmamış bir sonucu olduğunu da unutmamak gerekiyor. Yani Diyanet kurumunun artan rolü ve etkisi bizzat diyanetin dini gelişim planlamasının bir sonucu olmamıştır. Hatta Diyanet esasen başlarda, toplumda varolan dindarlığın bastırılması ve kontrol edilmesi gibi bir amaca daha fazla matuf olmuştur. Oysa zamanla toplumdaki diyanetten görece özerk olarak gelişen dindarlaşma ile girdiği etkileşim sayesinde bugün bambaşka bir sosyolojik kurum halini almıştır. Özellikle Alevilik bağlamında Diyanet”i değerlendirirken yapılan bazı değerlendirmelerin bu gerçeği göz ardı ettiklerini kaydetmek gerekiyor

Oysa nasıl ve hangi amaçla kurulmuş olursa olsun bugün halkın büyük kesiminin benimsemiş olduğu ve yine halkın önemli ihtiyaçlarına karşılık veren bir kurumdur Diyanet. Diyanet hakkındaki klasikleşmiş çalışması bugünlerde İletişim Yayınlarında geliştirilerek tekrar basılan İştar Gözaydın”ın kitabı bu konuda oldukça aydınlatıcı, ilgilenenlere tavsiye ederim.

Din Şurası”nda hızla değişen toplumun ürettiği sorunlara karşı dinin seyirci kalmaktan öte müdahil olmasının mümkün yollarına dair soruların cevapları arandı. Alnının teri kurumadan işçisinin hakkını ödemek zorunda olmasını bilen bir dinin mensuplarının sosyal güvenlik konusunda bu kadar lakayt davranabilmesinin koşuları üzerinde duruldu. Bu kadar devasa bir yaygınlığa ve etkiye sahip olan dinin hak ihlalleri, ahlâkî yozlaşma, “öteki”ne karşı duyulan sorumluluk noktasında neden beklenen etkiyi yapamıyor olduğu üzerinde duruldu.

Bu konuda kuşkusuz çok nihai sonuçlara varılamadı, varılamazdı da, çünkü bu koşulların anlaşılması bile daha tam olarak başarılabilmiş değil. Ama Şura diyanet çevrelerinin en azından bu sorunların farkında olduklarını göstermesi açısından ve tabii ki başta başkan Prof. Ali Bardakoğlu”nun açılış konuşması olmak üzere çalışmalar esnasında pek çok katılımcı tarafından sergilenen parlak konuşmalar açısından oldukça ümit verici oldu.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: